Fakat ne yazık ki yaşadığımız coğrafyada Müslümanlara bağnaz ve yobaz diyen, gerçekte ise kendileri bağnaz ve yobaz olan kimseler bulunmaktadır. Zaten bilmem kimi koruma kanunu, bilmem neyi
Din
Rıfkı ile Remzi gibi babalarının karşısında annelerinin ağzını açmaya cesaret edemeyip kocasının getirdiği bir basma elbiselik için birkaç kere el etek öptüğünü ve külbastı tuzsuz olmuş diye sille tokat yediğini gören adamların katında hanım denilen şeyin kadir ve kıymeti neden ibaret olabilir ki? Bu gibi erkekler, karı kocanın hayat arkadaşı, canı olduğunu iddia eden bir kadını hiç affa layık olmayacağı derecede haddini bilmez sayarlar. Belki onu divane zannederler! Hatta bunlar karılarının sabredemeyeceği şekildeki eziyet ve zulümlerini para ve hediye işe örtmek isterler ki onlara da öylelikle gönülleri hoş edilen hanım lazımdır.
Sayfa 189·Kitabı okuyor
Hem derin bir korkunun esiri olmuş hem de sanki nicedir aradığım bir şeyi bulmuş gibiy­dim. İlk kez karşılaştığım bir kadın nasıl olur da bu kadar tanıdık ve yakın bir his uyandırıyordu bende?
Pyungmoo'yu cinler istila etmiş
Hakiki şah olmuş olsa tahtında, Baht ışığı kaplar idi bu şehri. Cin şeytanlar oturunca tahtında, Kara duman kaplar böyle her yeri.
Sayfa 239
"Sadece ölmüş kişi günahtan özgür kılmıyorsa ben bu hayatta ne yapacağım, nasıl yaşayacağım Becca?"
Alıntı
Bu toplum “sağcıdır” tezine karşı anti tez bırakıyorum.
Toplumun sağcılaştırılması projesinin sonuçlarından biri, Türkiye toplumunun “özünde” sağcı bir toplum olduğu, sola ve onun değerlerine yabancı, uzak bir hüviyet taşıdığı yönündedir. Bu ise açıkça ideolojik bir yalandır. Çünkü her şeyden önce toplumların “özü” olmaz, toplumlar “tarihsel” yapılardır. Dönemsel olarak farklı politik ideolojileri benimseyebilirler, dönemsel olarak toplumlarda sınıf mücadeleleri yükselişe ya da düşüşe geçer, dönemsel olarak emek hareketi güçlenir ya da zayıflar, dönemsel olarak kitleler yüzünü sola dönebilirler ya da onu görmezden gelir. Dolayısıyla Türkiye toplumu da “özünde” sağcı bir toplum değildir, diğer toplumlar gibidir. Bunun böyle olduğuna dair en iyi göstergelerden biri bu kitapta anlatılanlardır. 1965 yılında Türkiye toplumu Ecevit’e “Türkiye sağ ile sol arasında bir tercih yapmayacak, solun farklı versiyonlarından birini seçecektir” dedirtmiştir. 1965-1980 arası milyonlarca kişi ortanın solundan sosyalizme uzanan geniş bir yelpazede sol siyasetle buluşmuş, milyonlarca işçi emek hareketinin bir parçası olmuş, toplum sola ve onun değerlerine kucak açmış, benimsemiş, dünyaya soldan, solla bakar hale gelmiştir.
Alıntı