• 724 syf.
    ·34 günde·10/10
    Tutunamayanlar

    “Bu kitap ne ciddi kavgaların ne büyük ve yaygın sıkıntıların ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. “

    Oğuz Atay-Tutunamayanlar, 1970

    Ben de yazarın hissiyatı, kelimeleri ve bilhassa üslubuyla sizlere seslenmek istiyorum. Kitabı, anlatılmaz bir duygu ile okudum. Sahiden neye benziyordu bu kitap? Nasıl yazıya dökebilirim, en ufak bir fikrim yok. Karakterlerin tutunamayan ve kaybolup giden hayatlarını gözümün önünden silmeden, bir bakıma boş vermişlikle yazıyorum. Beni de kötü yetiştirdiler dostum! Güzeli ifade gücünden yoksun bıraktılar. Tıpkı filmlerdeki gibi diyebiliyorum ancak. Ne acıklı değil mi?

    Her insan, esasında hayata atılmakla Tehlikeli bir Oyuna atılmış oluyordu. Bu tehlikeli oyunun birilerince koyulmuş kuralları vardı elbet. Seçime zorlanıyorduk. Maskeler dağıtılmıştı. Ya gidip kurallara uyacak, istenildiği gibi yaşayacak ya da kaybolup gidecektik iç çekişlerimizle. Güzel ödüllerle aldatılıyorduk, iş, mal, mülk veya evlilik gibi aldatıcı kurumların çatısı altında seslerimiz kısılsın isteniyordu. Maskeler takıyorduk yanlarında, sevilmek başarılı olmak istiyorduk. Hırslarımız her geçen gün daha da artıyordu, yükselmek hep yükselmek istiyorduk. Hep daha fazlası diyorduk. İstemekle geçiyordu günlerimiz, aylarımız ve yıllarımız. Ta ki tutunamayanlar tarafından yargılanana dek.

    Bir anda sahne kuruldu kendimi mahkeme salonunda buldum. Sesleri çıktı, ihtimal yalnız ben duydum… Bana dediler ki; Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır. Kalkamadım… Devam ettiler; Hesaplaşma günü geldi şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. Ve çıkarlarınıza baktınız. Her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olan bizleriz. Herkes bir şeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle, hep sizler için bir şeyler yapmaya çalıştık. Bütün bunlar olurken birtakım adamlar da anlayamadığımız sebeplerle anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler. Böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik.

    Aralarında hukukçu olmadığı için söz uzatılmadı, sanık olan bana savunma izni verilmedi. Gereği düşünüldü. Sanık Anıl’ın elinden başarılarının alınmasına oybirliğiyle karar verildi.

    Hayatları, ciddiye alınmasını istedikleri bir oyundu. Tehlikeli bir oyundu. Oyunlarla yaşayan bu insanları anlamak, fark etmek fazlasıyla zordu. Zira kendilerini kolaylıkla gizleyebiliyorlardı. Kendileri ile dalga geçildiğinde içselleştirmiş olmalarına rağmen herkesle beraber gülüyorlardı. Nitekim bu hataya Selim özelinde Turgut da düşmüştü. Bu nedenle onları anlamak, fark etmek için yapılacak en kolay iş Oğuz Beyi okumaktı, ben de öyle yaptım. Oğuz Beyin anlatımı diğer yazarlara nispeten daha farklıydı, dikkatli olmak, çalışkan olmak ve anlattıklarından kopmamak gerekiyordu. Düşüncelerini dile getirirken bir iç sesin daha ona eşlik ettiğini, karşılık verdiğini fark ettim, dalgınlığa yer yoktu. Kendisi konuşuyor, iç sesi konuşuyor bir de sahnedeki diğer kişiler konuşuyordu. Sahne bir anda ev, ev bir anda sahne oluyordu. Anlatı, aniden tiyatro oyununa evirilebiliyordu. Mahkeme salonu kuruluyor, yargıçlar, sanıklar doluşuyor birileri yargılanabiliyordu. Aslında ciddiye alınması gereken oyunlar sahneleniyordu. Tutunamayanları, kaybetmemek adına ciddiye almak gerekiyordu. Kaç tutunamayanın, farkında olmayan kaç katili vardır aramızda, kim bilir… bilebilir?

    Haşarı çocuklar vardır, her şeyi kurcalayan, sorgulayan ve hep eğlencesinde olan çocuklar. Oğuz Bey de tıpkı otuzlarında olan haşarı bir çocuk gibiydi. Deşeleyen aynı zamanda toplumu, sabit düşünceleri ve bireyleri sorgulayan, tespitlerde bulunan fazlasıyla zeki, nüktedan bir çocuk ruhu taşımaktaydı. Türk toplumuna fazla bir eğlencesi vardı, gülümseten ve sevecen bir dili en çekici yanıydı. İroniktir ki karakterleri eğlenceden yoksundu. Mayaları tutmamıştı. Kendisi de tutunamayan karakterlerini çok yerinde simgesel anlatımlarla okuruna yansıtıyordu. O muhteşem simgesel anlatı şöyledir;

    Sürekli akan çeşmenin yanına geldi. Selim, böyle çeşmelerde her tarafını ıslatırdı; suyu da içemezdi istediği kadar. Oysa, bazı insanlar vardır; en çamurlu yerlerden bile kolalı beyaz gömleklerini ve açık renk pantolonlarını kirletmeden çıkarlar. Böyle adamlar hayatta başarıya ulaşırlar Olric. Selim nereye tutunacağını bilemezdi. Bir eliyle çeşmenin duvarına dayanmaya çalışırken, öbür elini suya uzatır: dengesini bulamaz bir türlü. Ayakları çamura batar, dudakları suya yetişmez. Islanırız, gene kururuz; ne yapalım? derdi.

    O, toplumda bir hücreydi, “Anarşist Hücre” tıpkı Bay C. gibi fakat yazarından farklı olarak Oğuz Beyin beyninde gerçek bir anarşist hücre vardı!.. 43 yaşında 34. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanması sonucu aramızdan ayrıldı.

    Şimdi tekrardan bana sesleniyorlar.

    - Bizler için kapı kapı dolaşıp bizleri anlatma yetkisini sana kim verdi Anıl?
    - (Onlar gibi cevap vermeliyim!) Ruhsatsız çalışıyorum beyler!

    İstediği gibi yaşayamayıp istediği gibi ölenlere,
    Tutunamayanlara,

    12.01.2020
  • Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde. Ne yapayım? Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum. Müşterileri de kaçırdım sonunda. Hepsi Olric yüzünden. Olric mi? Kafamı durdurmalıyım bir süre. Basit şeylerle oyalamalıyım onu. Matematikle dinlendirmeliyim.
  • 724 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu. 

    Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı. 
    * Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep;
    * Her an Selim`in yerine kendimi koymam;
    * Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs.

    Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi. 

    Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz. 

    *En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan olur. 

    Bundan başka,
    * "Tutunamayanlar Ansklopedisi" ilginçti;
    * Karekter analiz ve seçimi başarlıydı;
    * Yazarın kelime cambazlığı harükuladeydi;
    * Alıntılar mükemmeldi;
    * Olric fikri orjinaldi benim alemimde (en azından isim konusunda) 

    *En akıcı nokta: Selim`in günlükleriydi. Selimi en iyi anladığımız kısımlar o kısımlardı çünkü.

    Bir puanı- Günseli`nin anlatım biçimi ve bir de bende saklı kalacak bir sebep yüzünden kesiyorum. Bunlardan başka okumanız için elinizde mükemmel bir roman mevcut.

    Hiçbir şey için değilse bile, merakımı giderdiğim için bile değer diye düşünüyorum.:) 
    Mükemmel bir dibe vuruş hikayesi için kolları sıvayın derim. 
    Tabiri caiz ise:
    "Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." diyenlerin romanı.

    "Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin..."
    Kitaba ve hayata tutunmanız dileği ile..
  • 724 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Tutunamayanlar, ilginç bir şekilde hem en çok okunan, hem de en çok yarıda bırakılıp vazgeçilen eserler arasında. Eseri baştacı edenler gibi okunması çok zor olduğu gerekçesiyle eleştiren okuyucuların sayısı da bir hayli fazla.
    Özetlerken spoiler verme kaygısını belki de en az yaşatan romanlardan birisi. Çünkü; Tutunamayanlar, akıcı ve sürükleyici olaylar örüntüsünden daha çok; monologları, 1930-1960’lı yıllar arasındaki siyasi, tarihsel ve sanatsal iklimin ince mizah örnekleriyle hicvedilmesi, insan ruhunu neredeyse tüm maskelerinden arındıracak şekilde mercek altına alması ile ön plana çıkmakta.
    Post-modern bir tarzda yazılmış roman, yapısal olarak çok-katmanlı biçimde kurgulanmış; romanın genelinde baskın yazım tekniği olarak ise bilinç akışı yöntemi kullanılmış.
    Tutunamayanlar’ı aşk ve polisiye romanı olarak ifade etmek mümkün. Polisiye derken; Turgut’un kendi kişisel dünyasında yaptığı yargılama ve değerlendirmelerden bahsediyoruz; klasik anlamda somut delil ve olaylardan değil.
    Romanı çok kısa biçimde şöyle özetleyebiliriz:
    Genç mühendis Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık’ın intihar haberiyle sarsılır. Selim’in arkadaşları ve annesiyle ayrı ayrı görüşerek arkadaşını intihara götüren süreci aydınlatmaya çalışır. Bu çabası Turgut’un Selim’e dair şimdiye kadar fark edemediği hususları görebilmesinin yanı sıra, kendi iç dünyasındaki açmazları ile de yüzleşmesini sağlar.
    Bu bağlamda iç-içe örüntülenmiş olarak Turgut’un, Selim’in, Günseli’nin, Süleyman’ın (Kargın) notları ve diğer arkadaşlarının anlatımlarının yer aldığı bölümlerin bir araya gelerek vücut kazandırdığı eser, okuyucuyla buluşmakta. Bu iç-içe bir başka deyişle çok-katmanlı kurgunun merkezinde Selim Işık var.
    Romandaki karakterlerin temsil ettiği profillere göz atacak olursak;
    Selim IŞIK; ailesi tarafından özenli hatta kendisini bunaltacak kadar hassas bir tarzda yetiştirilmiş bir mimar. Naif, hassas kişilikli, çağın burjuvaziye tavır alan aydınlarından fakat toplumca dışlanmış insanların sembolü olan bir figür.
    Turgut ÖZBEN, Selim’i intihara sürükleyen nedenleri araştırırken kendi ile bir iç hesaplaşmasına da girişir. Bu hesaplaşmada sürekli diyalog halinde bulunduğu kişi, kendi iç sesi olan Olric. Turgut da Selim gibi bir Tutunamayan. Ancak Selim kadar idealist değil.
    Süleyman KARGI, Selim ile geçirdiği yılları Turgut’a aktarırken daha çok felsefi kişiliği ile ön plana çıkan bir karakter. Her ne kadar o da Selim gibi bir Tutunamayan olsa da, Selim gibi intihar etmek yerine mücadele etmeyi tercih ediyor ve Selim’in fikir dünyasını oldukça etkiliyor.
    Metin KUTBAY, Selim-Turgut-Süleyman üçlüsünün karşısında yer alan bir Tutunan. Tutunanlar romanda dönemin burjuvasının çarpık kişiliğini, sahte değerlerini ve çirkinliklerini üzerinde toplayan Metin ile temsil edilmekte.
    Romanda J.J. Rousseau’dan Kafka’ya, Don Kişot’tan Oblamov’a, II. Abdülhamit’ten Atatürk’e kadar çok geniş bir karakter yelpazesine rastlamak; matematik, tarih ve edebiyattan yana zengin bir felsefeyi gözlemlemek mümkün.
    Turgut’un kendi iç-sesi Olric ile diyalogu, bana Leyla ile Mecnun romanındaki İsmail abi karakterini hatırlatıyor.
    Turgut’un bir tren yolculuğundan sonra ortadan kaybolması dışında, roman belli bir somut sonuçla bitmiyor. Sanki gizem vermek için özellikle yarım bırakılmış gibi…
    Kitabı çok karmaşık ve anlaşılmaz bulan okuyucuların ya bu nedenle hiç okumaya girişmediği ya da okumaya başlayıp sonunu getiremediğini duyuyor, okuyoruz. Kitabın sürükleyici olmasını beklemenin bu kitaba biraz haksızlık olduğunu düşünüyorum. Tutunamayanlar gibi bilinç-akışı yöntemi ile yazılmış eserlerde akıcılık, heyecan, sürükleyicilik, dinamizm asıl öncelik değil. Benim gördüğüm ve algıladığım kadarıyla insanın ruh halinin maruz kaldığı düşünce ve his bombardımanlarının özgün, yalın ve doğal biçimde yazıya aktarılması (460-537. sayfalar arasındaki bölüm buna bir örnek).
    Şahsen ilk okumada Tutunamayanlar’a tamamen tutunabildim diyemem ama en azından keyifli bir tanışma olduğunu söyleyebilirim. Gerçekten kült bir eser, özgün bir eser.
    Kitabı okurken veya okuduktan sonra, sokakta karşılaştığınız insanların ya ruh halini maskesinden Selimvari şekilde arındırdığınız ya da o insanların Selim’e yaptıkları gibi sizi de görmezden geldiği hissine kapılmanız mümkün. Kimbilir belki de kendinizi Tutunanların arasında da hissedebilirsiniz. Sizin Olric’iniz kim bilir size neler söyleyecek?...
    Yukarıdaki bilgilerin biraz olsun yardımcı olacağını ümit etmekle birlikte; kitabı okumaya başlamadan önce kitapla ilgili özet, inceleme, değerlendirme içeren blog yazılarına ve videolara göz atılmasını; bilinç-akışı yazım tekniğinin ne olduğuna kısaca bir göz atılmasını, hatta bunun sonrasında mümkünse tekrar okunmasını öneriyorum.

    NOT: Aşağıda, ilgilenenler için kitapta önemli bulduğum bölümlerden bazı alıntılar mevcut (Bu alıntıları Alıntılar sekmesinde tek tek de bulabilirsiniz; burada hepsini birarada listelemek istedim)

    “Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.”

    "Bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor..."

    “Bir insanı diğerinden ayıran hususiyet nedir? Dış şartlar mı? Olamaz. Nedir o halde? Kazanç ve kayıp hakkındaki telakkisidir.”

    “Kötülükten ancak kötülük çıkar. Bayağılık insan ruhunu öldürür. Elbette, çok gelişmiş milletler, kötülükten de bir şeyler çıkarıp, onu az gelişmiş milletlere ihraç etmek yolunu bilmektedirler. Kötülüğü rasyonalize edip, ya da sanat eserlerinde dondurup, hayata ait bir canlılık bulmaktadırlar kötülükte. Burada, tek korunma yolu, kötülüğün üstünden akıp gitmesini sağlamaktır.”

    “Sınıfta tahtaya kalktığım zaman, gene şiirleri en iyi ben okuyordum; çünkü öğrenmiştim en çok bağıranın en iyi şiir okumuş sayıldığını...”

    “Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.”

    “Ben, sadece namuslu olmakla övünen kişiyi adamdan saymıyorum; toplumu iyiye, güzele götürmek için kendi gibi namuslu insanlarla birlikte bir çaba harcamamışsa, çevresindeki uygunsuz gidişe başkaldırmamışsa, o kişi namussuzdur benim için...”

    “Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.”

    “Önce, neden Batı kültürünü alıp soysuzlaştırdığımızı sanıyoruz? Batı, bizim kültürümüzü alıp soysuzlaştırmış olmasın?”

    “Sonsuzluk da ölüm kadar ürkütücü bir gerçektir. Sonsuzluk, yalnız Allah'ın dayanabileceği bir güçlüktür.”

    “Büyük kelimelerden her zaman kaçındı ve büyük kelimeler kullandığını gördü. Küçük kelimeleri kendine yakıştıramadı; oysa küçük kelimelerle suçlandı ve kendini küçük kelimelerle savundu. Bütün insanlar, ellerini uzatarak işaret parmaklarıyla suçladılar onu, kelimeleri yüzünden...”

    “Güzeli anlatamamak, rüyada bağırmak isteyip de sesi çıkmayan insanın dehşetine düşürüyordu onu...”

    “Zaten hiçbir zaman kelimelerin anlamını doğru dürüst bilemedim.”

    “Büyük şehirlerimizde dine bağlılığın özellikle küçük burjuva ailelerinde zayıf olması, din terbiyesinin verilmesinde gösterilen ihmal, çocukların daha çok taşradan gelen hizmetçilerin efsaneleriyle yetişmesine sebep olmuştur.”

    “Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan...”

    “Tarih bir tahriften ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil.”

    “...Masum insanlara kötülük ediyorlar, gerçek olaylara karşı güvenimizi sarsıyorlar... İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz...”

    “Çirkinlik ne kadar kolay!”

    “Her şeyi basite indirgemekle, aslında işin kolayına kaçıyoruz Kenan. Meselelerden kaçıyoruz. İkinci sınıf pastanelerde başını ellerinin arasına almakla, burnunu karıştıran garsona kızmakla hiçbir meselenin üstesinden gelemezsin.”

    “Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle.”

    “ "İşler nasıl gitti?" … “İyi” dedi. Eksik bir karşılık. Bazen, eksik karşılıklar da fazlaları kadar tehlikelidir.”

    “Ölümü bilerek yaşamak istiyorum Olric. Yaşamanın anlamını bilmek için, ölümün anlamının karanlıkta kalmasını istemiyorum.”

    “Tabiat, sırlarını bakmasını bilene açıklarmış. Yorulmadan, bıkmadan, görünüşe kapılmadan bakmalıyım ben de. Yenilgilerden usanmamalıyım.”

    “Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. Oturacağım ve bekleyeceğim. Yerinde oturan Selim'e değer vermeyenlerin, Selim'in gözünde de değeri yoktur.”

    “Dünyada bir tane kahraman bulunmalı. Tek başına yaşayanlara cesaret vermek için...”

    “Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır.”

    “Aydınlardan başka hiçbir kalabalık kendi hakkında yazılan eserleri okuyacak sabrı göstermez.”

    “İnsanları artık olmaları gerektiği gibi düşünmek istiyorum. İnsanlar artık aydınlara verdikleri umumi vekaletnameyi geri alsınlar istiyorum.”

    “İnsanlarla görüşmek istiyorum: acaba kabul günleri ne zaman?...”

    “Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım; mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım...”
  • Çaresizlik yüzünden bir çok şeyin anlamı kayboluyor.
  • Ulysses 'in nam-ı diğer James Joyce' un Ulu Sesi 'nin incelemesini yapmaya başladım , okumak büyük cesaret gerektirdi ,çeviri içinde çeviri yapmak zorunda kaldım kimi zaman (esasen çoğu zaman )😊kitapta geçen bir cümleyi bir sayfaya dökerek cebelleştiğim ; tek bir günde , bir şehirde ,üç karakterin başından geçenleri, önce ana karakterin ağzından, sonra diğer önemli karakterin dilinden, yetmez gibi iç sesten, zihinden , ilerlerken anlatıcıdan, bir de bilinç akışıyla aktarılırken kontrolü kaybetmeden ip cambazı misali dengede kalıp ki ben düşe kalka sersemleten darbelere maruz kalip okumayı tamamladigim bu dev eserin incelemesini yapmaya kalkışarak belleğimi darma dağın ettim, bu nedenle farklı konulara iştigal edip mola vermeyi yeğledim , yani bir saat debelenip durup ertelemenin göz korkma değil zihnî toparlama olduğuna kendimi inandirdim🙈 Öncelikle belirtmek isterim ki bu ve bu gibi çoğu kitapların büyüklüğü asla konusunda değil konuya odaklanirsaniz sevemezsiniz çünkü kendimizden bir şeyler bulurken yadirgayacagimiz daha çok meseleler mevcut , örneğin #spoiler ana karakter Leopold Bloom 'ın liseli öğrencileri dikizleyip tahrik olması sonra arkadaşı Stephen Dedalus ile geneleve gidilip Dedalus sokaklarda ayyaş bir halde çığırtkanlık yapmasi sataşmasi ki bu kitabın tras sahnesiyle başlaması genelev kısmı gibi yerler farklı bir şekilde ama benzer halde Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabında da vardır zaten James Joyce bilinç akışı tekniğini Oğuz Atay'ın bu kitabında bulabilirsiniz ayrıca Tutunamayanlardan Turgut Özben karakteri intihar eden arkadaşı Selim Işık' ı hayattan nelerin kimlerin vazgeçirdigini ararken kendini de sorumlu tuttuğu ihmalkarligi yüzünden bunalıma girip karısına haber vermeden iki küçük kızının halet-i ruhiyeleri ne olur umursamadan iç sesi Olric ile alıp başını bilinmezlige giderken düşüncesiz terk edişini nefretle karşılamamak için konuya değil biçime önem vermenizi tavsiye ederim . (Biri dünya diğeri Türk Edebiyatında benzer üslupla yazılan önemli kitaplar olduğu için Uysses ile Başlayıp Tutunamayanlar ile bitirdim :)
    Özetle Ulysses, Kayıp Zamanın İzinde, Niteliksiz Adam, Ayrı yol, Dorian Gray'in Portresi.. Bu büyük eserlerde konu içinde eşcinsellik ,ensest ilişkiler yahut aşırı küfürlü konuşmalar yer alır . Özellikle kendi okuyup araştırdığım kitaplarda Fransız ve Alman edebiyatında daha fazla yoğunluk olduğunu fark ettim.