– Melek ya da Tanrı, yukarıda beni duyan var mı?
– Seni duyabiliyorlar, Sam... Yukarıda şu an seni dinleyen biri var. Bulutların bile ötesinde olan bir yerde. Bu yüzden devam et ve istediğin kadar haykır. Melekler sözlerini Tanrı'ya iletir.
Diyeceksiniz ki, ıstırapla gencin ne alakası var? Alâka büyük... Çünkü oluş bir hummâdır. Nasıl tohum çatlarken alev alev yanarsa, kaynayan su nasıl fıkırdar ve inlerse, nasıl toprak altında kömür milyonlarca sene yatar,kavrulur ve elmas olursa, oluş baştan aşağı böyle bir çile hummasından ibarettir.
Hacı Bayram'ın kâinatı ve insanı beraberce oluş halinde gösteren bir manzumesi vardır ki, bilhassa bir beyti bu on beşinci asır Türkiyesinin âdeta manzarasını çizer:
Nâgehan ol şara vardım, ol şarı yapılır gördüm,Ben dahi bile yapıldım, taş ve toprak arasında.
Beş-altı yaşında âşık olmak, her ne kadar az rastlanan bir olaysa da, elli yaşında âşık olmaya benzer. Kişi duygularını başka türlü yorumlayabilir, sonuç değişik olabilir ama duyuş ve oluş tıpatıptır