Or...u Devrimi
«Bir kadını oynatıyorlarmış. Elbisesini soymuşlar. Çıplak kalmış. Yine oynuyormuş. Sonunda biri kalkıp kadının donunu da çıkarmış ve başına geçirmiş. Kadın yine oyuna devâm etmiş. Bu marifeti yapan «İşte! Asıl hakikî inkılâbı şimdi yaptık. Bu millet böyle adam olur» demiş.» «Hakikaten yaptıkları bütün inkılâp budur. Orospu inkılâbı...»
Sayfa 1446·Kitabı okudu
Hayata Dair
1928 Yazı Devrimi'nden önce Osmanlı yazısıyla basılmış son önemli belge olan Nutuk'ta "Umumiye" sözcüğünün "u"su, "Osmanlı" sözcüğünün "o"su, "asker" sözcüğünün "a"sı, "ünvan" sözcüğünün "ü"sü ve "İsmet Paşa"nın "i"si, hep aynı Arap harfiyle yazılmaktadır... Ayrıca, "Erzurum" sözcüğünün "er"i, ''Ordu" sözcüğünün "or"u, "arazi" sözcüğünün ''ar"ı ve "erkan" sözcüğünün "er"i, aynı harfle yazılmaktadır. Yani Arap harfli Osmanlı yazısıyla yazılmış bulunan Nutuk'un ilk baskısında, yalnızca "o", "ö", "u", "ü" seslerinin yazılışları birbirine karışmakla kalmaz, bunlar bir de "e", "a", "i", "ı" seslerinin yazılışıyla da karışır.
Sayfa 218 - payel yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1980'LER VE 1990'LAR: İÇ SAVAŞIN SONUNDAN SOĞUK SAVAŞ8N SONUNA 12 Eylül 1980'de ordu bir kez daha yönetime el koydu. 12 Eylül, 12 Mart'ın başlattığı ama tamamlayamadığı şeyi, yani solun tasfiye­sini ve düzenin hegemonya krizini çözmek için gerçekleştirilmişti; bu nedenle de köklü bir toplumsal mühendislik projesini hayata ge­çirmeyi hedefledi. Sol güçler ve sendikal hareket amansız bir şekilde bastırıldı. Siyasi partiler ve Meclis kapatıldı. Anayasa ilga edildi ve sonra yerine faşizan bir yeni anayasa yapıldı. 24 Ocak Kararlan'nın belirleyiciliğinde Türkiye ekonomisi adım adım liberalleştirildi. Aydınlar Ocağı tarafından formüle edilen Türk-İslam sentezi dar­becilerin resmi ideolojisi oldu. Ocak mensuplarının önemlice bir bölümü devlet içerisinde önemli yerlere getirildi. Türkiye 1980'ler boyunca hızlı bir dönüşüm yaşadı. Dünyada esmekte olan neoli­beral rüzgarlar Türkiye'yi de etkisine aldı. 1983 yılında Anavatan Partisi'nin (ANAP) iktidara gelmesiyle birlikte piyasa ekonomisi ve liberalizm "yükselen değerler" haline geldi, sola ve sol fikirlere dair çok ciddi bir ideolojik saldırı dalgası başlatıldı. 1990'lı yıllarda ise güçlü bir sol hareket darbenin etkisini atlatarak yeniden ortaya çıkamadı ama bu sefer de Kürt hareketi ve siyasal İslam'ın sahneye çıkışı düzeni yeni krizlerle karşı karşıya bıraktı. Her ne kadar 1980 öncesi devletin yanında sola karşı savaşmış­sa da, Ülkücü Hareket de sol kadar olmamakla birlikte darbeden nasibini aldı ve darbe sonrası yaşanan gelişmelerden etkilendi. Çalışmanın bu bölümünde Türkeş'in ve Ülkücü Hareket'in 1980'ler ve 90'lardaki serüveni üzerinde duracağız. Bu ise Türkeş'in yargı­lanmasından hareketin başına tekrar geçişine, 90'larda Muhsin Yazıcıoğlu'nun Türkeş'e karşı bayrak açışına ve hareketin bölünme­sine, son olarak da
Darbe ve tutuklanma Akşama doğru saat 7'yi geçiyordu , özel kalemden, tanıdığım bir ziyaretçimin geldiği bildirildi. Kendisini kabul ettim. Tanıdığım kişi, bazı subay ve komutanların görüşme talebini getirdi. Sadece, beni mutlaka görmek istediklerini söyledi. Gelen ziyaretçimde başka hiçbir bilgi yoktu. Haberi getiren kişi, eve varış saatimi sordu, 19.30 yahut 20'de evde olabileceğimi söyledim. Benimle görüşmek isteyen subayları ve komutanları evime davet ettim. Haberi getiren kişi odamdan ayrıldı, ben de bir süre sonra hazırlığımı yapıp, parti genel merkezinden hareket ettim. Partiden çıkıp, arka yoldan, Konya yolu üzerinden evime gidiyordum. Henüz Or-An kavşağına gelmemiştim. Yol kenarında bir askeri cip duruyordu. Yanı başında bulunan subaylardan birisi bizim konvoyu fark etmiş ki işaret verip otomobilimizi durdurdu. Kendisini tanıyordum. Ankara Konya karayolunun Gölbaşı'na yakın bir bölgesinde bulunuyorduk. Normal şehirlerarası trafik akıyordu. O tarihte bu bölgede şimdiki gibi bir yapılaşma yoktu. Subaylar otomobilime doğru yaklaştılar, şoförüm ve korumam arabadan indi, onlar bindiler. Baktım, kolumdaki saat 20'yi gösteriyordu. İçlerinden biri aynen şunu söyledi: "Komutanım, Evren bu akşam ihtilal yapacak!" Türkeş 12 Eylül darbesini darbenin hemen öncesinde böyle öğrenmişti: Ordudaki kendisine yakın olan ve ona "Komutanım" diye hitap eden, "Yakın tanıyordum, kendileri bize gelirlerdi, arada bir görüşürdüm, kendilerine güveniyordum," dediği askerler aracılığıyla. Türkeş darbe haberini böyle aldığını söylese de İrfan Ülkü, Enver Altaylı'nın hayat hikayesini bizzat Altaylı'yla yaptığı mülakatlara dayalı olarak anlattığı kitabında, Ruzi Nazar'ın 1980 yılının Mart ayında Enver Altaylı'ya darbe haberini verdiğini söylemektedir. Altaylı ve Nazar, önce Bonn'daki Amerikan
Bütün Alıntılar
yazmak, bir anlamda buluşmakmış. Aynı sıkıntıları, aynı endişeleri, aynı umutları paylaşanların buluşması, zaman- ları farklı olsa dahi... 7 Fakat guguklu saat misali, sunulan her fırsatta konuşmaya kalk- mak, bu devrin müzmin hastalıklarından biridir. 15 "Dilinizin sınırları, dünyanızın sınırlarıdır ... " Ludwig Wittgenstein 18 bir insanın anne karnından doğum sonrası 10 yaşına gelene kadar, beyninde ortalama olarak her saniye 1,8 milyon kadar yeni bağlantı kurul- duğu hesaplanmakta. 19 "Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil ... " Clavdius 24 Herkesin bilim adamı, herkesin bilim felsefecisi, herkesin din alimi, herkesin futbol yorumcusu olduğu bir toplumda "gerçekten uzman aydın" bulma imkanımız gittikçe azalacaktır (azalıyor da). 28 "İki şey dünyaya hükmeder: Biri kılıç, diğeri düşünce ...
Bilim