Bir de vücuttaki tüm hücrelerin birbiriyle iyi iletişim kurabilmesi için bütünün iyiliğini gözeten birine ihtiyaç vardır. Ki bu da sizsiniz. Çünkü burada söz konusu olan yaşamınızda kuracağınız en uzun ilişkiden başka bir şey değildir.
Bedenimiz baştan sona bize eşlik eder. Tam manasıyla ölüm bizi ayırana dek, tabii aradaki gidip gelmeleri saymazsak. Ve tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, birini ne kadar iyi tanırsak ve bizden beklentilerini ne kadar iyi anlar ve kabul edersek beraberliğimiz de o kadar tatmin edici olur. Diğeri de bize aynı oranda karşılık verecektir neticede.
Dünyada herhangi bir yerde, coğrafyada karşınızdakinin size güvenini sağlamanın en büyük yolu, dildir. Onlarla aynı dili konuşmak, etrafınızdaki tehlikeyi büyük oranda giderir. Gönül dilini de öğrenmek şartıyla.
İnsanın insana yakınlığı mânevîdir, mekân ile ilgili değildir. Bunu tüm acımasızlığı ile çağdaş gökdelenler göstermektedir. Gökdelenlerde insanlar tek bir çatı altında yaşamalarına rağmen, kendilerini çöldeymişçesine yalnız hissederler. Kolektivite vardır fakat topluluk, communitas yoktur. İbadet edilen ve oyun oynanan dinî törenler insanları birbirine ne kadar yakınlaştırıyorsa, siyaset ve üretim toplantıları, "kolektif meclisler"; insanları o oranda birbirinden uzaklaştırmaktadır.
Milyonlarca insan bir yerde toplanıp hareketlerine tertip ve düzen getiriyor sonra da birbirlerini öldürüyorlar. Bu da herkese eşit oranda zarar veriyor, herkes mutsuz oluyor. Eğer bu, delilik değilse nedir?
“Kirlilik, bir şeyin olmaması gereken yerde olmasıdır.” bizim bir şeyi kirli bulmamız ya da bir şeyleri kirleteceğini düşünmemiz büyük oranda “neyin nerede olması gerektiği”ne dair düşündüklerimize bağlıdır.
Bir şeyin olmaması gereken bir yerde olması, bizim onu nesnel olarak tehlikeli algılamamızdan çok içimizde iğrenme hisleri yaratır.