1989 Ekim'inde, bu kitabın yazarları olarak, kalkınma çağının sonunu ele alırken, tam o anda 'kalkınma'ya, yeni bir kira kontratıyla nefes üflendiğinin farkında değildik. Kalkınma Sözlüğü'ne katkıda bulunan arkadaş grubu olarak, kalkınma söyleminin anahtar kavramlarını gözden geçirmek için Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nin oturma odasında buluştuğumuz sırada, Atlantik'in öte tarafında, 1989 Kasımı'nda, Berlin Duvarı'nı yıkıma götüren olaylar doruk noktasına ulaşmaktaydı. Çağdaşlarımızın çoğu gibi, olay karşısında şaşkına dönmüştük ama Duvar’ın yıkılışının tarihi bir dönüm noktası olacağından safça habersizdik. Geriye baktığımızda, 1989 olaylarının, neticede, uluslarötesi piyasa güçlerinin, dünyanın en ücra köşelerine ulaşması için sel kapılarını açtığı aşikarlaşıyor. Küreselleşme çağının zuhuru belirginleştikçe, dünyanın her yerinde artan zenginlik umutları, kafeslerinde kükreyen hayvanlar gibi salıverildi, bu da düşüşe geçen kalkınma akidesi için taze bir nefes oldu.
Öte yandan, küreselleşme çağı, ekonomik kalkınmayı tahakkuk ettirdi. Soğuk Savaş'ın cepheleşmeleri ortadan kalktı, şirketler sınırlar arasında hür bir şekilde yer değiştirdi ve birçok ülkede politikacılar kadar genel nüfus da ümitlerini Batı tarzı tüketici ekonomisi modeline bağladı. Hızlı -hatta meteor benzeri- bir ilerlemeyle, yeni sanayileşmiş bir dizi ülke, ekonomik hareketlenmenin daha büyük bir payını elde etti. Eski sanayi ülkelerine kıyasla çok daha yüksek büyüme oranlarına ulaştılar, enerji tedarikçiliği kartını kullandılar (Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Rusya), ihracat platformları oldular (Güney Kore, Tayland, Çin) veya büyük cüsseli pazarlar (Brezilya, Çin, Hindistan) olarak kartlarını oynadılar. Ne olursa olsun, oldukça fazla Güney ülkesi, para fakiri ekonomiler grubundan koptu