Ow çok iyi :) Beyza Durmaz-Buz kalpli :)
Bir gülümseyişe tutulmak lanettir. Sen ona kuştüylerinden, pudralardan, bulutlardan yaptığın bir kalp verirsin, o sana siyah taştan bir kalp verir. Sen, sana taştan da olsa bir kalp verdi diye sevinirsin, çıldırırsın sevinçten. Ama o verdiği taştan kalbi ikide bir elinden alır, kafana vurur, canını yakar, sonra sana geri verir, acıdı mı diye sorar bir de. Acımadı dersin, senin verdiğin kalp acıtmaz. O taştan kalbi geri alabildiğin için öyle mutlusundur ki, hepsi geçer, ne acı kalır ne bir şey. Çünkü taştan kalplerin, verildiği kişinin belleğini silmek gibi müthiş bir özelliği vardır.
Sayfa 246
2009 baskısından önsöz
1989 Ekim'inde, bu kitabın yazarları olarak, kalkınma çağının sonunu ele alırken, tam o anda 'kalkınma'ya, yeni bir kira kontratıyla nefes üflendiğinin farkında değildik. Kalkınma Sözlüğü'ne katkıda bulunan arkadaş grubu olarak, kalkınma söyleminin anahtar kavramlarını gözden geçirmek için Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nin oturma odasında buluştuğumuz sırada, Atlantik'in öte tarafında, 1989 Kasımı'nda, Berlin Duvarı'nı yıkıma götüren olaylar doruk noktasına ulaşmaktaydı. Çağdaşlarımızın çoğu gibi, olay karşısında şaşkına dönmüştük ama Duvar’ın yıkılışının tarihi bir dönüm noktası olacağından safça habersizdik. Geriye baktığımızda, 1989 olaylarının, neticede, uluslarötesi piyasa güçlerinin, dünyanın en ücra köşelerine ulaşması için sel kapılarını açtığı aşikarlaşıyor. Küreselleşme çağının zuhuru belirginleştikçe, dünyanın her yerinde artan zenginlik umutları, kafeslerinde kükreyen hayvanlar gibi salıverildi, bu da düşüşe geçen kalkınma akidesi için taze bir nefes oldu. Öte yandan, küreselleşme çağı, ekonomik kalkınmayı tahakkuk ettirdi. Soğuk Savaş'ın cepheleşmeleri ortadan kalktı, şirketler sınırlar arasında hür bir şekilde yer değiştirdi ve birçok ülkede politikacılar kadar genel nüfus da ümitlerini Batı tarzı tüketici ekonomisi modeline bağladı. Hızlı -hatta meteor benzeri- bir ilerlemeyle, yeni sanayileşmiş bir dizi ülke, ekonomik hareketlenmenin daha büyük bir payını elde etti. Eski sanayi ülkelerine kıyasla çok daha yüksek büyüme oranlarına ulaştılar, enerji tedarikçiliği kartını kullandılar (Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Rusya), ihracat platformları oldular (Güney Kore, Tayland, Çin) veya büyük cüsseli pazarlar (Brezilya, Çin, Hindistan) olarak kartlarını oynadılar. Ne olursa olsun, oldukça fazla Güney ülkesi, para fakiri ekonomiler grubundan koptu
Sayfa 60 - E-Kitap, Zed Books, Third Edition, 2019 Londra, Preface to the New Edition, 2009, Wolfgang Sachs
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Shall I compare thee to a summer's day? Thou art more lovely and more temperate. Rough winds do shake the darling buds of May, And summer's lease hath all too short a date. Sometime too hot the eye of heaven shines, And often is his gold complexion dimmed; And every fair from fair sometime declines, By chance or nature's changing course untrimmed. But thy eternal summer shall not fade, Nor lose possession of that fair thou ow'st, Nor shall Death brag thou wand'rest in his shade, When in eternal lines to time thou grow'st. So long as men can breathe or eyes can see, So long lives this, and this gives life to thee.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Şiir
ow
Yalnızca yaptığı işi sevmeyen kişiler ücret karşılığında bir işte çalışabilirler. Severek çalışan kişi paha biçilemez.
1000Kitap
"İn oradan aşağı," diye homurdandı. "Kendine zarar vereceksin." "Eğer böyle devam edersen, sürekli dırdır edersen, evliliğimiz bir sonsuzluktan daha uzun sürecek. -ow!" Parmağım tahtın köşesine takılıyor. Parmak ucumdan kıpkırmızı kan akıyor. Acıyı dindirmek için ağzıma çekiyorum ve Arkain'in yüzündeki kendinden memnun sırıtışı görmeye hazır bir şekilde arkama dönüyorum. Neredeyse yüzümü onun kocaman göğsüne çarpacağımı hiç tahmin etmemiştim. Nasıl bu kadar hızlı hareket etti? Gri yüzü soldu ve kırmızı gözleri vahşileşti. "Yaralandın mı? Sana kendini yaralayacağını söylemiştim!"
Edebiyat
XVIII Shall I compare thee to summer's day? Thou art more lovely and more temperate. Rough winds do shake the darling buds of May, And summer's lease hath all too short a date. Sometime too hot the eye of heaven shines, And often is his gold complexion dimmed, And every fair from fair sometimes declines, By chance or nature's changing course untrimmed; But thy eternal summer shall not fade, Nor lose possession of that fair thou ow'st, Nor shall Death brag thou wander'st in his shade, When in eternal lines to time thou grow'st. So long as men can breathe or eyes can see, So long lives this, and this gives life to thee. XVIII Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer? Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın: Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler, Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın: Işıldar göğün yüzü, yakacak kadar sıcak, Ve sık sık kararır da yaldız düşer yüzünden; Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak Kader ya da varlığın bozulmasın yüzünden; Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz, Güzelliğin yitmez ki, asla olmaz ki hurda; Gölgesindesin diye ecel caka satamaz Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda: İnsanlar nefes alsın, gözler görsün, elverir, Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
Sayfa 18·Kitabı okudu