“Hem, insan her zaman boğularak ölmez. Bazen uykuda gider, kuzu gibi, sessiz ve huzurlu. İsa gelir ve seni ağıla sokuverir, öyle derler. Her halükârda, artık soluk almazsın. Canım, insan neden sonsuza dek soluk almak istesin ki? Sonsuza dek yapılan her şey işkenceye dönüşür. Biz zavallı insancıklar birileri bir çıkış yolu tasarladığı için sevinmeliyiz. Uyku konusunda tartışmıyoruz. Ömrümüzün üçte birini sarhoş fareler gibi horlayarak geçiriyoruz. Buna ne demeli? Trajik, değil mi? Ölüm de ömrümüzün üçte üçünü uykuda geçirmek gibi bir şey. Tanrım, biraz aklımız olsa ölümü düşününce kalkıp sevincimizden dans ederdik! Bulduğumuz çarelerden yararlanmayı bilseydik yarın hepimiz yataklarımızda ölebilirdik, acı çekmeden, huzur içinde, ölmek istemiyoruz, sorunumuz bu bizim.”
Hume’un ve Nietzsche’nin de bana göre büyük ölçüde doğru bir şekilde ortaya koyduğu gibi, insanın korkuları, endişeleri veya kendini güvende hissetme ihtiyacı, kendi varlığını devam ettirme arzusu veya güç istenci gibi çeşitli nedenlerden ötürü, insanlar bu kurguyu olgu zannediyorlar. Yani öyle işlerine geliyor. Mesela en basitinden, ölüm korkusu ve endişesi duygusunun karşısında, ruhun ölümsüz olduğu inancı, insanı rahatlatıcı bir şey. “Ruh ölümsüz, bu dünyada şunu şunu yaparsan cennete gideceksiniz, şunu yaparsanız cehenneme gideceksiniz” yaklaşımının, ölümü aşan bir boyutu var, o da rahatlatıcı bir şey. Yani bir nevi, eczaneden sakinleştirici almak gibi bir şey, üstelik ücretsiz.
Bütünün unsurlarına geri dönüşü. Kendini yeni baştan yoklayışı. Filozofun dediği gibi ölürken yeni doğmuş gibi ölebilmek, bu dünyaya gelişimizin sebebi. Toprağa dönüşümüz, böylesine bir yenilenme için. Hakikatin bile bayatına tahammül edilemez. Hakikat sürekli olarak kendini yeniler. İnsan bu yenilenmeyi dogru yoldan yapmazsa yaradılış onu zıt yoldan yapar. Tırmandığını unuttunsa öyle duracağına düş ve yeniden tırman; durmaktan daha iyi bu. Ot gibi varolacağına öl ve yeniden diril. Allah, sana verdiği nimetleri hükmi olarak da olsa ölü hale getirmene razı olmayacaktır hiç bir zaman. Seni çevreleyen nimetleri, düşünceleri, inançları, özel olarak hayatı ölü hale getiremezsin. Seni çevreleyen ilahi dünyayı gönlünde öldüreceğine sen git ölümde yıkan, ölüm âb-ı hayatında yıkan ve ebedi hayat bularak geri dön. Toprak, işte böyle bir çağrıdır insana. Kabirdir. Evet, toprak, veya onun anlamlı, zamanlı, tarihli uzantısı dünya, bu kabir gibi insanı yeniler ve yeni bir dirilişe hazırlar.
"Bence senden gayet iyi bir baba olur Neco.
Sorumluluk sahibi adamsın. Benim gibi değilsin."
"Yok be abi. Baksana, yarınım meçhul. Daha aynı evde bir yil bile oturamadım. Anamın babamın evine sığınıyorum hala. Diyelim iyi gitti işler, başrol falan oynadım, meşhur oldum. Bizim piyasayı biliyorsun. Rahat vermezler adama da kadına da. Öyle 'bir ömür boyu' diye verilen sözler eskidenmiş."
Öyle hayvana bağırmak, "Git burdan" falan demek, korkutur gibi yapmak bile ayıp. Köpek insandan daha kıymetli. Videoya çekipte internete koyuveriyorlar insanı. Adın hayvan düşmanı oluyor. Köpek sana havlıyorsa karşılık vermeyeceksin, saygı duyacaksın. Isırsada köpek haklı. Senin canının bir kıymeti yok.