"Irmaklara zehir döken, göklerdeki grifonları ve denizlerdeki yılanları avlayan sizlersiniz. Bütün zayıf noktalarımızı öğrendiğinizde kimbilir daha neler yaparsınız."
"Ama biz öyle şeyleri hiç yapmadık ki," dedi Simon.
"Üstelik kimsenin cin ve perilere inandığı yok," dedi Jared. Aklına Lucinda gelince düzellti: "Aklı başında olanlar yani."
Bilgiküpü yapmacık bir kahkaha attı. "O kadar az cin ve peri kaldı ki inanmak zor. Bize kalan seyrek ormanlarda kuruyoruz evlerimizi."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
TAŞLAYANLAR —
Yezidisin Yezidi!
Yezidi insan iti!
Yezidisin Yezidi!
Yezidi şeytanı!
TELLAL- Kan içinde kaldı Yezidi daha taşlansın mı?
Yoksa daire silinip yeni bir oyuna başlansın mı?
TAŞLAYANLAR-
Yezidide şeytan var Biz şeytanı taşladık Cümle müslüman olup Namazlara başladık.
(Ezidinin çevresindeki daireyi silerler. Ezidi dairenin içerisinden sanki bir basamak merdiven varmış gibi dizlerini kırarak çıkar. Dairenin dışına çıkar çıkmaz canlandırdığı kişiliğin de dışına çıkar. “Kendisi” olur. Havvas Ağa bahşişini fırlatır. Ezidiyi oynayanın sırtını yumruklarlar. Taşlayanlar, namaz oyununa başlarlarken...)
KAYMAKAM 'IN KARISI- Ay ben şimdi bu oyundan hiçbir şey anlamadım. Adam o kadar taşlandı da niye o dairenin dışına çıkıp kaçmadı. Aptal mı bu adam?
KAYMAKAM Yezidilerin inancı böyle hanım.
JANDARMA KOMUTANI'NIN KARISI— Ay bu ne biçim inanç! Hiç öyle şey olur mu yani?
HAVVAS AĞA — Yezidilerin töresi böyledir yenganım.
Her kim bir Yezidiyi daire içerisine alırsa, daireyi çızan, kendi elleriyle silmeden, o Yezidi dairenin dışına çıkamaz.
KAYMAKAM'IN KARISI — Ay çok tuhaf. Ben bunu günümde anlatayım arkadaşlara. Peki kendi silse olmuyor mu?
HAVVAS AĞA - Olmaz yenganım Kim çızdıysa daireyi, kendi elleriyle gene o siler.
JANDARMA KOMUTANI'NIN KARISI— Peki ya çizen silmezse n'olacak?
«Köyümüzde ne gül kaldı artık - ne de çocuk, öyle değil mi, Öğretmen?» dedi. Kafamın içine dikenli teller gerildi sanki. O günü düşündüm: biri girmişti bahçeme, en güzel çiçeklerimi koparmış, bütün bitkilerimi çiğnemişti. Bu işi komşum yaptı diye düşünmüştüm, ama kanıt yoktu elimde. Ah, bitkilere, kadınlara, yaşamaya, çocuklara duyduğum sevgiyi hiç çekemezdi komşum! Bu sevgi yaşatırdı beni. İnsanoğlunun düşmanları, bu güzel toprakları kurutmuş, üstüne iskeletler saçılmış bir çöle çevirmişti.»
Hiç sorma halimin ne olduğunu
Öyle bir keşmekeş içindeyim ki
Artık ne yaşamanın lezzeti var
Ne de hayal etmenin manası kaldı
Gün oluyor ağlamak istiyorum
Bütün acı çeken insanlar gibi
Bazen de basıyorum kahkahayı
Gözyaşlarıma inat olsun diye
.
.
.
Teselli yok, eş yok, dost yok velhasıl
Ne şu tatsız günler geçmek biliyor
Ne düşüncelerim sükûn bulmayı
Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür Hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum.
Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük.
Yalnızım Ömür Hanım, geceler boyu akıp giden irmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik öyle üzgün, yalnızım .
Sularım toprağa sızıyor bak.
Yüzümü geceler örtüyor.
Binlerce taş saklanıyor içimde.
Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?