Arafın Kenarı
ben bu dünyaya büyük cümleler kurmaya gelmedim. bir yanlışlığın altına atılmış imza olarak geldim. çocukluğum, yanlış adrese bırakılmış bir mektup gibiydi. . ne zaman mutlu olmaya kalksam, bir yerlerden eski bir acı çıkıp geldi eteklerime yapıştı. ölmeyi çok düşündüm… ama ölüm de fazla ciddi bir iş gibi duruyordu. . ben o kadar ciddi biri değildim. sonra susmayı düşündüm… ama susmak da fazla bilgece bir duruş gibi geliyordu. . ben o kadar akıllı biri değildim. bir ara insanlığı anlamaya kalktım. bir kuyunun içine eğilip
Arafın Kenarı
ben bu dünyaya büyük cümleler kurmaya gelmedim. bir yanlışlığın altına atılmış imza olarak geldim. çocukluğum, yanlış adrese bırakılmış bir mektup gibiydi. . ne zaman mutlu olmaya kalksam, bir yerlerden eski bir acı çıkıp geldi eteklerime yapıştı. ölmeyi çok düşündüm… ama ölüm de fazla ciddi bir iş gibi duruyordu. . ben o kadar ciddi biri değildim. sonra susmayı düşündüm… ama susmak da fazla bilgece bir duruş gibi geliyordu. . ben o kadar akıllı biri değildim. bir ara insanlığı anlamaya kalktım. bir kuyunun içine eğilip
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Harika. Yıldızlı alıntı.
“Mutluluğun ölçütü var mı? 1970’lerde, gelişmiş ülkeler çevre sorunlarını tartışırlarken, teknolojik gelişmenin yaşamı kolaylaştırmasına karşı insanların mutluluğunu ne ölçüde etkilediği çok konuşulmuştu. O kolaylıklara erişmek için daha çok çalışmak, daha çok kazanmak zorunda kalan insanlar, yaşamaya vakit ayıramaz hale düşüyorlardı uygar ülkelerde. Acaba Tibet’te, bir mağarada yaşayan Budist rahibi daha mı mutluydu? Musa’ya, İsa’ya, Muhammet’e bağlananlar ya da ateşe, ağaca, kurda tapanlar, bütün aclarını, başka bir dünyada yaşayacakları daha iyi günlerin düşüyle uyuştururlarken daha mutlu değiller midir? Aslında, nasıl olursa olsun, bir Tanrı’ya inananları kıskanıyorum. Ben de inanacak olsam, daha mutlu olurdum herhalde, ama elimde değil bu. Oysa, yaşamım boyunca yaptığım her kötülüğün cezasını çekeceğime, bu dünyada çekeceğime inandırmışımdır kendimi. Öyle de olmuştur. Her zaman ödedim faturalarımı…”
Sayfa 125, 126·Kitabı okudu
Edebiyat
YA CENNETİN GÜZELLİKLERİNDEN DE SIKILIRSAK?
(...) Konferansta “Matbuat” dergisi temsilcisinin sorduğu suâl: - "Dünya hayatında kötü ve çirkin olan şeyler bizi nasıl sıkıyorsa, bir süre sonra güzel olan şeylerden de sıkılıyoruz. Oysa Cennette sonsuz olacağı söylenen mutluluğun bizi sıkmayacağı ne mâlûm?" Ve aldığı cevab: "Ben öyle olacağını sanmıyorum. Burada bir kavram kargaşası yaşıyorsunuz: İslâm'a göre, dünya hayatı bir “gölge hayat”tır; “asıl hayat” ötelerde… En ışıltılı şeyler bile gölgede karaltılı ve karışık bir surette görünür; olduğu gibi değil… Dünyada Cennet ve Cehennemin kendisi değil, ancak gölgesi, karaltısı ve ihtarcısı vardır; üstelik birbirine karışmış hâlde… Meselâ Cehennem’i “ye’s içinde azab”, Araf’ı “kasvet içinde ümid”, Cennet’i de “emniyet içinde zevk” olarak kavramlaştıracak olursak, bunların gölgelerinin dünyada birbirine nasıl karıştığını da anlarız. “Saadet” ve “vecd”in Cehennemden gelmesi mümkün olmadığı gibi, “sıkılmak”, “yorulmak”, “bezmek” gibi hâllerin Cennette bulunduğu da tasavvur olunamaz. Güzel ve yüce olan, insana saadet veren ne varsa, Cennet odur. Endişe etmeyin siz; çünkü orası Allah’ın rızâsını kazanmış olanların yurdudur. Dünya hayatı ise, Kâinatın Efendisi’nin beyânları ile, bir uyku ve rüya hâli. Rüyamızda bu dünyanın intizamı nasıl birbirine karışmış bir vaziyette karşımıza çıkıyorsa, “asıl hayat”ın nizam ve hakikatlerinin de bu dünyada birbirine karışık vaziyette olduğunu görüyoruz. Burada, “Cennet ve Cehennem yoktur, dünyadadır, insandadır, teşbihtir” gibi eski ve yeni garibanlıkların da payını düşebilirsiniz: Cennet ve Cehennem olmasaydı, dünyada Cennet ve Cehennem hâllerinin gölgesi ve silüeti de olmazdı; madem ki, dünyada onların gölgeleri ve silüeti var, demek ki, o gölgelerin asılları da var!" __Aslına bakarsanız, bu sözlerin İlâhî Komedya’ya
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Öyle mutluluğun ben ..
Her şey bizim mutluluğumuz için ayarlanmış gibiydi. Ama ne yazık ki çok az tattık onu..
Sayfa 174·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanoğlunun sıkıntıya, tiksintiye, hayal kırıklığına kapılmaksızın kendi kendiyle yüzleşemeyeceğini gösterir Pascal; çünkü o zaman insan kendinin de, onu bekleyenin de ne kadar önemsiz olduğunu keşfeder. Neyim ben? Hemen hemen hiçbir şey. Beni bekleyen ne? Hiç: Hiçlik, ölüm. Pascal'ın deyimiyle“oyalanma"mızın, yani kendi kendimize bir sürü meşgale dayatmamızın sebebi de budur. Amaç hep mutluluk gibi görünür, ama aslında sadece kendimizi ve ölümümüzü düşünmekten bizi alıkoymaya yarar bütün hepsi... Aslolan ganimet değil, der Pascal, avın kendisidir; tavşan değil, onun peşinden gitmektir. Çünkü hayvanın arkasından koşarken, ölümü düşünmeyiz ... İnsanoğlunun sefaleti. Mutluymuşuz gibi davranıyoruz, öyle olmadığımızı ve ölüp gideceğimizi unutmak için.