Birkaç dakika, öylece, sessiz kaldı. Kalbiyle, müthiş bir mücadele geçirdiği görülüyordu. Başını kaldırdığı zaman, gözlerinde, kendini feda edenlere mahsus bir teslimiyet vardı.
Somurtkan bir kavunkafa vardı fí zaman, bütün gün öylece oturup ölmeyí dilerdi durmadan.
Ama ínsan
ne dílediğine dikkat etmelí.
Zira duyduğu son şey sağır edící bír ezílme sesíydí.
İşte yüreğim ağzımda, dönüp arkama bakmaya cesaret edemeden, gözlerim kapalı, dehşet içinde öylece duruyorum... ne kadar ilginç bu duruşum, öyle değil mi?"
Dorian yüzünü ekşiterek eski püskü minderlerin üzerinde fantastik pozisyonlarda sere serpe uzanmış, şekilsiz, tiksinti verici bedenlere baktı. Birbirine geçmiş kollar ve bacaklar, aralık duran ağızlar, öylece onu seyreden feri kaçmış gözler Dorian'ı kendinden geçirmişti.
Konakladıkları yere varınca Hamzat çadırından çıktı, varıp Umma Han'ın atının üzengisinden tuttu, onu tam bir han gibi karşılayarak şunları söyledi: 'Bugüne kadar ailenize bir kötülüğüm dokunmadı, bundan sonra da böyle bir şey olmasını istemem. Siz de bana dokunmayın, insanların gazavatı benimsemeleri için yaptığım çalışmalara engel olmayın. Babam nasıl babanıza hizmet ettiyse, ben de bütün askerlerimle sizin hizmetinizde olacağım. Beni kendinizden bilin, aranıza alın.
Öğütlerimle size yardımcı olayım, siz de keyfinizin istediği gibi yaşayın.' Umma Han konuşma konusunda beceriksizdi.
Ne diyeceğini bilemediğinden öylece suskun duruyordu. Bunun üzerine ben Hamzat'a, 'Madem durum böyle, siz Hunzah'a gidin; han da, anası da sizi orada saygıyla karşılayacaklardır.' dedim. Ama sözlerimi bitirmeme izin verilmedi ve burada Şamil'le ilk sürtüşmemi yaşadım. Hemen orada, imamın yanında duruyordu. 'Sana değil, hana soruyorlar.' dedi. Sustum.