Ümit ediyorum ki, benim (bu kitabı yazma) cür'etkârlığıma şahit olan Müslümanlar bir şekilde dünyanın etrafımıza ördüğü kabalık, anlayışsızlık kozasını kırmak ve ahiret özlemi çeken bir kelebek olmaya özenmek duygusunu edinirler. Ben doğrusu böylesi bir duygunun bütün insanlara çok yakışacağını düşünüyorum.
...Ellerinin ve bakışlarının sıcaklığı gayet önemli bir mevzudur, sen sen ol, sakın bunu kulak ardı etme. Hatta nasılsa bu sıcaklığı yemeklerle ulaştırıyorum, kâfidir diye de düşünme; sabahleyin kapıdan uğurlarken öpmesen bile en azından elinle hissedilecek şekilde, şöyle bir dokun kocanın omzuna; o dokunuşu ister istemez o gün o birkaç defa hatırlayacaktır. Gerçek sıcaklığıından daha sıcak hatırlayacaktır üstelik. Sonra da hiç kuşkusuz, hatırladığı o sıcaklığa bir an evvel dönme arzusu duyacaktır...
Dedemden öğrendiğim "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor.
Birbirimizin hayatlarının içindeyiz ve insan olmak galiba "diğerkam" olmaktan geçiyor.
Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur. Yapıp ettikleri her şey, arkadaşlarımın namuslu avuçlarında kayboldu gitti işte. Şimdi onlara, bir baykuş gibi tünedikleri sandalyelerinde, susarak kurtulacaklarını zannettikleri bir vicdan ve bitirmeye çalıştıkları zavallı bir ömür kaldı.
Aman yarabbi! Yapmam gereken ne kadar çok iş vardı! İyi ki şu mektubu almıştım. Yapacak bu kadar çok işimin olması birden sevindirdi beni: Yapmasam da önemli değildi; yapacak işlerim vardı ya.