• Biraz umursamaz olmak lazım. Bayağı umursamaz olmak lazım. Hem senden değerli ne var ki? Umursadığın kadar yıpranıyorsun. Değer verdiğin kadar kazık yiyorsun. İyi geceler dediğimde, ‘’sana da’’ diyen insanla işim olmaz mesela. O da iyi geceler diyecek. Diğer türlü çok basit oluyor, neyse rüyama gel de, biraz daha seveyim seni, çok özledim, aramızda kalsın. Gitmeyi biliyorsan, dönmeyi de öğren. Olmadı kursa yazıl ama bir şekilde dön. Hiç mi dönemiyorsun? Bari kendi etrafında dön, belki bende bulamadığın huzuru orada bulursun.
  • Genç adamın eşi vefat etmiştir.
    Röportaj yapıyorlar.
    -O'na ne diye hitap ediyordunuz?
    -Toprağım,derdim.İkimiz de topraktık.
    Ne diyebilirdim.Ben hem onu toprak
    kadar sevdim.Hem onun toprak
    kokan gözlerini çok özledim, özledim.
    Röportaj yarıda kesilir.
    Adam,kalp krizi geçirir.Hastaneye
    kaldırılan adam vefat etmiştir.
    Artık ikisi de toprak olmuştur .
    Şair Ruhlu
  • Sen On Yedi Yaşımsın || Miraç Çağrı Aktaş
    ...
    Herkese uzun bir aradan sonra merhabaa. Nasıl özledim buraları anlatamam. Sınavlarım çok şükür ki bitti . E sizin keyifleriniz nasıl? Varsa sınavlarınız nasıl geçti? Umarım iyi geçmiştir. Daha önceki postta belirtmiştim ancak tekrar hatırlatayım. Haftada iki gün değil bir kez post atma kararı almıştım. O gün çarşamba olacak büyük ihtimalle. Hem okul hem burası biraz zor oluyor açıkçası. Buradan uzak kalmakta istemiyorum. Hatırlatmalarım ve hal hatır sorma kısmını yaptığıma göre yoruma geçebiliriz o halde.
    ..
    Baştan söyleyeyim Miraç Çağrı fanları yorumu okumasın,özellikle eleştiri kaldırmayacak olanları. Kitabı almadan (yaklaşık 3 yıl önce)önce tam bir Miraç hastasıydım. Özellikle sosyal medyada gördüğüm imza günleri, imzada okurlarına olan samimi tavırları... Gereksiz bir sempati duyuyordum kendisine niye bilmiyorum. Aksine asla hiçbir kitabını okumamıştım. Sadece kitaplarını tüm sosyal medya platformlarında görüyordum. Sonra kitaplarını aldım. Sen On Yedi Yaşımsın kitabından önce bastığı üç kitap daha vardı. Hepsini birlikte almıştım. Kitabı aldıktan çok çok sonra okudum. Aklım biraz başıma geldikten sonra veya ergenliğin o saçma evrelerini atlattıktan sonra da diyebiliriz. Hiç beğenmedim. Ahmet Batman okuyormuş gibi hissettim, o tarzı yakalamaya çalışmış galiba. Bir de tüm sosyal medyada yer alan aşk sözlerini bu kitapta bulmanız mümkün. Biraz orijinal olmasını tercih ederdim. Şu da hiç hoş değil bence:Yazarın sosyal medya hesabında yahut kitaplarında babası ile sorun yaşadığı, babasız büyüdüğü falan bunları sürekli dile getirmesi bana çok saçma geliyor. Ayrıca sürekli kendini kadınların ruhundan anlayan biri olarak övüyor. Tüm kadınlar aynı değilizdir. Kimimiz gül ve papatyadan hoşlanırken,kimisi bunu dünyanın en saçma şeyi olarak değerlendirir. Yani kadına bir buket çiçek almak, ne bileyim ona makyaj yapmak kadınları anlamak değildir orada bir anlaşalım. Yani kitabi okuduktan sonra size bir şey katacağını ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Bu yaz,ilk yazdığı kitap olan Bana Seni Seviyorum Deme Hissettir kitabını okudum. Sadece 20 sayfa okuyabildim inanın ilerlemiyor kitap.Ben bundan sonra Miraç Çağrı okuyacağımı zannetmiyorum. Kitaplarını tavsiye ettiğimi söyleyemeyeceğim. Ha, kendisi ile asla bir problemim yok yanlış anlaşılmasın. Yaptığım iş kitapları yorumlamak. Sevdiğim kitapları sevdiğimi söylüyorum zaten. Gerekli açıklamayı yaptığımı düşünüyorum. Herkese iyi pazarlar! Bol kitaplı,mutlu günler dileğiyle.
  • Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezinirken
    yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına
    oturan çocuğa :
    - Buraların yabancısıyım...
    Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu
    söylediler... ?
    Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra :
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor
    herhalde.
    Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş.
    Çocuk:
    - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş.
    Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
    - İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği
    nereden
    biliyorsun?
    - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk.
    Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız,
    fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
    Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek
    için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu.
    Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın
    kendisini fark ettiğini...
    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
    - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
    Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
    Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
    - Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, senin benden iyi
    gördüğündür.

    - Gösterdim... gördü anlamına gelmez
    - Söyledim... duydu anlamına gelmez
    - Duydu... doğru anladı anlamına gelmez
    - Anladı... hak verdi anlamına gelmez
    - Hak verdi... inandı anlamına gelmez
    - İnandı... uyguladı anlamına gelmez
    - Uyguladı... sürdürecek anlamına gelmez...

    Akıl gözü ile gönül gözünü birleştirip, farkında olanlara...
    HayaI ettiğiniz insan olmaya çalışmak içinizdeki insanı harcamaktır.
  • Bu nasıl bir ikilem be gönül?..
    Hem özledim dersin,
    hem seviyorum dersin,
    hem gelsin dersin,
    hem de olmayalım dersin.
    Çok dedin be gönül, sıra mantığa geldi. Malesef..
  • Siz hiç çok özlediniz mi ?
    Ben özledim mesela..
    Çok demek de yetersiz.
    Her gün özledim, her gece özledim.
    Hiç sıkılmadan, hiç usanmadan özledim.
    Özlemekten bıkmadım hiç.
    Sabah gördüm, akşam özledim.
    Ve sevdim ben..
    Hem sevdim hem özledim.
    .
    Özlemek, ne derin bir duygu böyle,
    Özlemek, ne uzun bir mesafe...
    Cahit Zarifoğlu