• 464 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Yazarın hem basılı olan kitaplarını hem de wattpad adlı sosyal platformdan yayınladığı hikayelerini severek düzenli olarak takip ediyorum.
    Yazarımızın basılı ilk kitabı Yüreğime Saklı Sevdan kitabından tanıdığımız Demiralp ağanın hikayesinin ne kadar etkileyici olacağını ilk kitabı okurken anlamıştım zaten. Ve yanılmadım.
    Demiralp ağa, ilk sevdasına olan sadakati, ailesine olan bağlılığı ve koruyuculuğu ile tamamen hayran olunacak biri bence. Naz doktor ise İstanbullu farklı bir çevrede yetişmiş ama son zamanlarda kontrol edemediği olaylar ile karşılaşması ile ideallerinin peşinden giderek kendisini Mardin’de buluyor.
    Ve bu iki yaralı insan Mardin’de birbirlerine derman oluyor.
    Kitap güzeldi ve ben de severek okudum. Yalnız bir tek duygusal geçişler çok hızlı gelişti gibi geldi. Özellikle de Naz, tamam ne istediğini bile güçlü biri ama yine de Demiralp ile olan yakınlaşmaları sanki çok çabuk oldubittiye geldi.
    Ama genel olarak keyifle okuduğum bir kitap oldu.
    Umarım “Sessiz Çağlayan”ımız da kitap olarak en kısa sürede basılır. Levent ile Özden’i çok ama çok özledim.
  • 'Neden şimdi pes ettin? Bunca zaman dört elle sarıldın ona peki ama neden şimdi?' diye sordu. Nasıl desem... Kendimi çok özledim. İçimdeki çocuğun kalbini kırdım. Yeniden. Neşe dolu, arkadaş canlısı bıcır bıcır bir çocuk vardı ruhumda. Aynaya baktığımda artık onu göremiyorum. Kendimi göremiyorum. Kendimi özlüyorum, arkadaşlarımı özlüyorum. Beni ben yapan şeyleri özlüyorum. Aynadaki yansımama ihanet ettiğim bilmemkaçıncı mevzu bardağı taşıran son damla olmuştu belkide. Artık kendime mutlu olmadığımı itiraf edebilmiştim uzun zaman sonra. İçimdeki deli aşk hem beni hem de diğer herkesi harcamıştı. Geriye bilmem kaçıncı kez kırılmış bir kalp kalmıştı.
  • Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…
    Öyle özledim ki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
    Yine aradım seni yoksun.
    Beni de birileri arıyor.
    Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor…
    Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
    özleyen birileri arıyor.
    Hiç cevap vermiyorum…
    Ben seni istiyorum, seni arıyorum.
    Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun. Ama seni de biri yok ediyor…
    Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
    Ben birilerini, o birileri başkalarını.
    Sen beni…
    Seni bir başkası…
    Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…
    Seni biri sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
    Hiç kapanmayacak!
  • Üç insanın hikâyesini anlatacağım sizlere..üç isimsiz kahramanın. Bu hikâyede ilk muhatab nefsimdir..kim isterse benle beraber dinlesin...

    Küçük bir köy okulunda görevli üç öğretmen... İkisinin tecrübesi yok denecek kadar az, diğerinin ise bu kademede(ortaokul) hiç tecrübesi yok..ama hedefleri, idealleri, amaçları aynı olan üç insan. Okulun ilk aylarında bu üç insanı bir vesileyle bir araya getiren Kudret-i İlahi, onlara o okuldaki esas vazifelerine başlamaları için bir kapı açar: Köy okuluna yardım kampanyası. Amaç güzeldir, hedefler müsbettir, fedakârlık için bu üç kahraman hazırdır ama ortada birçok sıkıntı vardır: Evvela bu kampanyayı insanlara duyurmak gerekir ki bunun için üç insan yeterli olacak mıydı? Hadi bir şekilde duyurdular diyelim, ya en önemli kısım olan masum öğrencilere bunu izah etmenin güçlüğü? Belki de en zoru da buydu: Yola devam ederken gittikçe artan yüke bir nebze yardım elini uzatan insanlar bulabilecekler miydi?
    Bunlara hatta bunlardan daha zor sorulara dahi verecekleri net bir cevapları yoktu..belki öğrencilerin masumiyeti belki de insan-ı hâl ve lisan-ı kal ile edilen dualar ile güç kazandılar ve bu külli yardımı çevreleriyle paylaştılar:

    KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    "Herkese merhaba. :) Ben şirin mi şirin bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. :) Her okulda olduğu gibi bizim okulda da her şeye rağmen çok güzel ve umut vaat eden uğraşıların meyvesini topladığımız şu günlerde bir duyuru niteliğinde bu satırları yazmak istedim:
    Okulumuzda maddi durumu gerçekten çok kötü olan, kış mevsiminin yaklaştığı şu günlerde geçelim mont ve elbiseyi giyecek ayakkabısı dahi olmayıp terlikle gelen kuzularım var. Otobiyografi çalışmalarımda bir kuzumun şu cümlesi hâlâ beni ağlatıyor: "Benim kendi kıyafetim olmadı hiç..hep kuzenlerimin elbisesini giydim ve giyiyorum ama yine de Allah'a şükrediyorum çünkü bizden daha kötü durumda olan aileler de var..."

    Biz öğretmenler olarak bu öğrenciler için bir yardım kampanyası başlattık: Elbise, ayakkabı, kırtasiye yardımı ve maddi yardım..en azından bu gönderiyi paylaşarak bir masumun mutluluğuna vesile olabilirsiniz. :) İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru
    Rabbim emeği geçen herkesten razı olur inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim. :)"

    Bir süre sonra güzel insanların, naçizane yardımları ile bu külli yardım daha da güzelleşti ve ayakkabı, mont, elbise, kırtasiye yardımı derken öğrencilerinin tebessümü ile mutlu olan bu kahramanlar, fedakâr öğretmenler, vesile cihetiyle yardım ettikleri öğrencilerin evini ziyaret etmek istediler. İçlerinden biri bunu çok istiyordu..nereden bilsin öğretmenim, o ziyarette kendini bulacağını?


    VELİ ZİYARETİ

    "Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimde tarifi imkânsız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin... Bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan geçmemişti....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Oradan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaçtı. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızdan ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışarıdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı... Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evimizi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile..."


    Bu ziyaretten sonra, 'Uğruna Cennet feda' yurdumuzun birçok yerinden öylesine güzel, masum ve bizim insanımıza yakışan yardımlar ve yardım elleri geldi ki bu yazıyı kaleme alan ben dahi gözyaşlarımı tutamıyorum...
    Son olarak o öğretmenlerimizden birinin yazısıyla yazıma nihayet vermek istiyorum:

    BEN EN ÇOK SİZLERİ ÖZLEDİM

    "Ben en çok seni özledim kuzum..büyüyünce ne olmak istediğini sorduğumda Ben yazar olmak istiyorum! deyip, Evet öğretmenim, sizin için şiir yazıyorum!' cümlesiyle şiirini bana hediye eden yazar adayı kuzum.

    Ben en çok seni özledim kuzum..yüreğimin hüznü ve acısı her zerremi kuşatmış iken, masumane bir hissediş ile gelip bana sarılan ve her zerremi tedavi eden kuzum...

    Ben en çok seni özledim kuzum..şu cümleyi lisan-ı kal ile ifade edemediğini hem o derste hem sonraki derslerde(edep ve başarısıyla ve sevgisiyle) lisan-ı haliyle ifade eden kendi minik yüreği kocaman öğrencim:
    "İYİ Kİ VARSINIZ ÖĞRETMENİM!"

    Ben en çok seni özledim kuzum..
    Yanıma gelirken gülümseyen yüzü ve mutluluğu ve huzuru ile ve lisan-ı hâli ile haykıran kuzum:
    "İyi ki varsınız öğretmenim!"
    İyi ki varsın kuzum..öğretmenliği bana öğrettiğin için...

    Ben en çok seni özledim kuzum..istifa etmeyi düşündüğüm gün şu cümlesiyle beni kendime getiren yüreği naif kuzum:
    "Siz giderseniz kim bize hatalarımızı söyleyecek öğretmenim? Kim bize matematiği sizin gibi güzel anlatacak? Siz benim tanıdığım en iyi öğretmensiniz. Sizin tek bir hatanız var: İstifa etmeniz."

    Ben en çok seni özledim kuzum..belki hayal dahi edemeyeceğim bir güzelliği yaşamama vesile olan kuzum:
    "Siz, benim en sevdiğim öğretmenimsiniz."

    Ben en çok sizleri özledim kuzularım...
    Anne olmaktı öğretmenlik..tıpkı çocuğu aç iken yemek yiyemeyen bir anne gibi...
    Baba olmaktı öğretmenlik..tıpkı çocuğu güvende değilken huzuru hiçbir zerresinde hissedemeyen bir baba gibi...
    Öğretmen olmaktı öğretmenlik..tıpkı öğrencisinin sıkıntısı ile hüzünlenip mutluluğu ile mutlu olan bir öğretmen gibi..."
    Hayırlı günler dilerim.
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    Matematik Öğretmeni
    9 Şubat 2020
    ŞANLIURFA