hltsevim, Canım Aliye, Ruhum Filiz'i inceledi.
20 May 10:00 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın Yorumu
1930’lu yılların genç ve kabiliyetli yazar ve yayımcısı Sabahattin ALİ’nin; eşi ve kızına yazdığı mektupların yıllar sonra derlenmesi ile oluşan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabı; duygusal içeriğiyle ilgi çeken bir eser.
Kitabın konusu; zor ve ayrılıkla geçen yıllarda, ailesini mektuplarla ayakta tutmaya çalışan dürüst bir adamın, gerçek hayat hikâyesi.
Kitabın içeriği; Sabahattin ALİ’nin eşi ALİYE’yle nişanlılık döneminden, Edirne sınırında ölü bulunmasına kadar olan süreçteki mektuplarından oluşuyor. Ana teması “sevgi” olan bu mektuplar; ailesinin üzerine titreyen dirayetli bir babanın zorlu yıllarını bize açar ve okutur. Bu mektuplarda, ALİ’nin; nişanlılık sürecindeki sevdalı halleri, evlilik hazırlıklarındaki heyecanı, eşine ve kızına duyduğu büyük sevgi, evlilik hayatında yaşadığı maddi zorluklar, geçim uğruna ailesinden ayrı kalması, sonrasında yaşadığı cezaevi sürecindeki ruh hali açıklanıyor. Yaşananlar ise, maceraya açık bir hayata ve zor bir evliliğe işaret ediyor. Yazarın, sadece evlilik hayatıyla değil; fikri mücadelesi ve mesleki çabalarıyla da bir aydın olduğunu, yine mektuplardan anlıyoruz. Yazar’ın; duygularının coşkunluğu, karakterinin dürüstlüğü ve davranışlarının olgunluğu göze çarpıyor. Bu nedenle; kitabı okuyanda Sabahattin ALİ’ye karşı bir saygı hissi beliriyor.
Mektuplara gelen cevaplar kitapta yer almasa da, Aliye’nin zarafet sahibi bir eş olduğu, zorlukları kabullenişi ve asaleti mektup içeriklerinden hissediliyor. Yazarın eşine olan coşkun sevgisi ve mektuplardaki özlem cümleleri, bazılarımızca tuhaf, abartılı, hatta hayalî bulunabilir. Bu durumda şu soru akla geliyor. Acaba, kullandığımız sözcükler mi, yoksa sevgiye bakışımız mı değişti? Yine; aradan geçen 80 senede önceliklerimiz mi değişti, yoksa mektuplardaki saflığa sahibiz de bunun farkında mı değiliz?. Bilemiyoruz.
Kitap, okura; hayatı tozpembe görmenin, sürekli mutluluk beklentisinin gerçekçi olmadığını doğrudan, zor zamanlarda ilkeli davranmanın erdemini de işaretle bildiriyor. Ayrıca, bir işe (örneğin evliliğe) öncelikle iyi niyet ve saf duygularla başlamanın şart olduğunu, böyle olursa zorluklara karşı kendimizde bir güç bulacağımızı anlatıyor.
Sonuç olarak; Sabahattin Ali’nin 80 yıl önceki mektuplarındaki duru sevgiyi bize hissettiren ve günümüzde popüler olan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabını, hem bugün okuyacaklara hem de yıllar sonra okuyacaklara şimdiden öneriyoruz.

Monna Rosa, Hasretinden Prangalar Eskittim'i inceledi.
 16 May 21:54 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Tütün kokulu kitap...


Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır,
İki yaprak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kâğıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini,
Dostun susan dudağına...

Bir yanım Adıyamanlıdır ,yedi sekiz yaşlarındaydım o zamanlar babam çok sigara içerdi ,onun bir çok tütüncü arkadaşı olur ve iyi tütünü bilirdi ,tütün sarmak bir sanattı ona göre üzerine saranıda görmedim zaten .Öyle kolay iş değil tütün sarmak bir kağıdı vardır ki çok naziktir efendim  kolayca incite bilir onu kaba bir el ,usul usul sarcaksın bastan uca öyle yerleştirceksin ki tütünü ne eksik ne fazla olcak ,sabır lazım öyle ha demede sarım bitsin değil  bir nakış ustası nasıl ipi ilmek ilmek örer ya işte buda öyle bişey .O kadar çok severdim ki  hep odama sererdim kuruması için,fıstık ağacının en güzel yaprakları ile harmanladın mı tamamdır.Serin yerde durmalı ki çok kurumamalı ,hafif nemli olmalı yoksa samam alevi gibi bir anda sigara bitermiş,yaprakları koymanın amacıda buya tam kurumaması için,aman bide gözüne kaçmaz mı beterdir acısı,kavurur insanın gözünü açamazsın kıpkırmızı kesilir ,böyle zamanlarda annem imdadıma yetişirdi bir güzel yıkardı yüzümü sonrada üflerdi ancak öyle geçerdi.

Neden mi anlattım o kadar çok tütün den bahsediyor ki sair bana başka çare bırakmadı.Tütün kokulu odaları olan köyde ki evimizi getirdi aklıma .




Hasretinden Prangalar Eskittim.

Bir hasret ,öyküsü gibi okudum kitabı her kelimesi duygu yüklü hemde nasıl .Kafayı koy yastığa al kitabı eline başla okumaya neler nelere rastlamıyorsun ki kelimeler bir ok gibi hafızana kazınmaya başlıyor,"terketmedi sevdan beni ,aç kaldım susuz kaldım"sevda işte bu alındaki yazı gibi terketmez insanı,çevir sayfayı"haberin var mı taş duvar ?Demir kapı kör pencere, yastığım ,ranzam ,zincirim uğruna ölümlere gidip geldiğim,zulamdaki mahzun resim haberin var mı."Bir resim nelere şahit olur neler duyarda söylemez kimseye ketumluğundan.Dilsiz misin be  konuş dersin duyarda kibirinden ses etmez.Hep aynı yerden bakar hep aynı ihtişamla gülümser .
Ama yinede ümit edersin."
Kelimler ile hasreti resim eden Ahmet Arif .
Satır satır özlem kokan, şiirler.
Bazen sert söylemler bazen kadife gibi bir yürek,usandırılmış bıķmış insanların hilelerinden hurdalarından.Kaç defa yenik düştü, kaç defa yanıldı,en güzel yerinde  kim bilir kaç kere kırıldı.Bu yanılsamaları bu yenik düşmelerini serpiştirmiş dizelerine .
Hırsını da öfkesini de,sevgisini de vicadınıda  katmış .Yaşamının derin izlerini en içten en insanca duygularından bahsetmiş şeffaf bir şekilde  şiirlerinde.Ve adam gibi sevmiş fikrimce.Kapıların ardında çokca yanlız kalmış ,karanlığı sevmiş imkansızlık ile mücadele etmiş ve zaman onuda yıpratmış ama o mertliğinden vazgeçmemiş.
Onun şiirlerinde ben bunları gördüm.



Kendi dilinden Ahmed Arif.

Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilenin ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlilerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm
Az gelişmiş değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuyum.


İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı, kınsız, uyanık,
Ve genç bir mısrâdır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki,yaşamama sebep.


Sevgi ile kalın.


(Kendi dilinden kısmını netten aldım.Kitabı 1K' ya ara vermeden önce okumuştum,bu incelemeyide o zaman yazmıştım lakin kısmet bugüneymiş)

Çoğu kez bir çok şeyi tek başıma yapabilecek güçte ve inançta olduğumu bilerek, kendime ve başkalarıma çok söz verdim. Onarılamayan,geçmişimin boğazıma tasma taktığı bir kısmımı belki bu şekilde manipule edip siz insanların karşısına işte Nazar bu,işte Nazar şunları yapmış vay be diye çıkacaktım. Hatta bunun örneğini kısa geçerek 6 yıl öncesinden, üniversiteye güzel , fit vücutla başlayıp ilgi çekmek için şimdi allahı gelse göstermeyeceğim bir iradelikle zayıflama kampına sokuşumu verebiliriz. Evet insan çevresindeki insanları çıkarsa, kendi için yapabileceği ne kalır? Bazen zeki,güzel ve züppe(bu kısım ateşler) kadınları görüp atağa geçsem de kim için ne için sorularıyla aman be demek sn yemi almıyor. Çok mu büyüdüm, büyürken içimi fazla mı doldurup olgun kaçtım, narsist olup kimseyi siklemiyor muyum,depresyon hola mı bilmiyorum ama isteklerim azaldığı için kocaman bir heyecansız olma durumu var içindeyim ben de. Bu da umrumda değil.Gönül isterdi ki iyi yerlere gelebilip aptalların üzerine gerekirse basıp, paraya para dememek.Gezerdim vs.
Ama gönlüm de mal. Bir de yardım ediyorum diye aa öyle deme yardım ediyorsun şu bu ediyor mu bak diyenler var. İnanın onu da siklemiyorum. Sanki her şey olması gerektiği gibi.
Bir oluşun dışına çıkmaya özlem duyuyorum sanırım. Şaşırmak,hadi be dedirtecek o muhteşem 1+1=3 olayı .

Fzehrakturk, Aşk Bize Yakıştı'ı inceledi.
 08 May 10:04 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Lise döneminde defalarca okuduğum bu kitapta aşk, özlem, ayrılık üzerine çok güzel betimlemeler var aşkı yücelten, aşk doktoru ünvanını sonuna kadar hak eden Mehmet Coşkundenizin bence en iyi kitabıydı.

Siyabend, bir alıntı ekledi.
07 May 14:09 · Kitabı okudu

Özlem, şimdi-burada, senin bulunduğun yere yağan
yağmurun, o'nun bulunduğu yere de yağması
konusundaki ikircikliliğindir : "Keşke, burada, yanımda
olsa da, yağmur birlikte yağsa üzerimize — keşke,
orada, yağmur yağmasa üzerine de, ıslanmasa..."

Uzak, Oruç Aruoba (Sayfa 45 - Metis)Uzak, Oruç Aruoba (Sayfa 45 - Metis)

Şehrin sokaklarında ihanet yürüyor bu şiirlerde; tanıdık birileri ölüyor, mahkûmlar koğuşlarında sevda, özlem, özgürlük, sevgili örüyorlar gizlice, genç ayrılıklar, tutsak mutluluklar yaşanıyor… Aykırı hayatların resmi geçitinde hep bir ağızdan söylüyoruz: “hayat zamanda iz bırakmaz / bir boşluğa düşersin bir boşluktan / birikip yeniden sıçramak için / elde var hüzün”…

“Attilâ İlhan toplumcu şiirimize olduğu kadar, bireyci şiirimize de yeni boyutlar kazandırmıştır.”
– ASIM BEZİRCİ

İçindekiler;

yağmurda sis düdükleri

tut ki gecedir
o vahim orospu
t
kısa devre 1
kısa devre 2
kısa devre 3
kurtalan treni’ne gazel
rüya bu ya 1
rüya bu ya 2
rüya bu ya 3
gözleriyle cellat
zeynep beni bekle
yağmurda sis düdükleri
ayıp resimler

rast ‘zenci’ peşrevi
bunlar insanı parçalar
zenci çengi mi…
fokur fokur
sunturlu bir karanlık
ayıp resimler 1
ayıp resimler 2
ayıp resimler 3
ayıp resimler 4
ayıp resimler 5
ayıp resimler 6
rubaiyat

zulmetmeyi yeğler
sürekli bir dalgınlıktır
döne döne
bir vapur gibi uğuldayarak
yağmurlu kış günü
trenler katar katar
korkunun kulak gibi
buz kuşları
sabah uyanırsın
serbest gazeller

gibi redifli gazel
an gelir
kim kaldı
harem-i hümayun
bâki’ye gazel
elde var hüzün
drang nach osten

raviyân-ı ahbar…
nâkilân-ı âsâr…
şöyle rivayet ederler kim…
meraklısı için ekler

“kelime”
deryanın günahı ne?
“genç ozanlar” üzerine söyleşi
şiir üstüne konuşma
avuntu mu?
“kocatepe” ile söyleşi
türk şiirinde gençler (ustalar ne diyor?)
şiirde, kurtuluş savaşı
şiir söylemek
şiirden çok, laf…
(Tanıtım bülteni )

Ömer Gezen, Boğulmamak İçin'i inceledi.
06 May 16:06 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 7/10 puan

George Orwell...
1984 ve Hayvan Çiftliği gibi hayatımdan geçen en güzel 2 kitabın yazarı...
Güzel bir kitaplık oluşturmak için demiştim ki bir gün bütün Orwell kitapları kitaplığımda olacak. Tabi o iki kitabın ardından Boğulmamak İçin de kitaplığıma eklendi :)
Bunun için bana bu kitabı da hediye eden "Cömert" Yogumiyeci 'e Çok teşekkür ederim :)))
Neyse hadi incelememize geçelim...
Kitabımıza en uygun müzik: https://www.youtube.com/watch?v=YJ__ja4QpMM
İncelemeyi okurken dinleyebilirsiniz :)
Eski günleri yad etmek nasıl bir histir acaba? Ya da öyle bir anda bir kokunun sizi alıp eskilere götürmesi...
Hani bazen bir insan gelir bir şey söyler size, o sözü size daha önce çok mu çok sevdiğiniz bir insan söylemiştir. O kişiyle yaşadıklarınızı hatırlar ve geçmişi özlersiniz. Geri de gelmez geçmiş, adı üstünde geçmiştir...
Ya da bi yerlerden geçerken bi yemek kokusu alırsınız, öyle burnunuzun damarları patlayana dek içinize çekersiniz. Sonra anneniz gelir aklınıza, ve size yaptığı o enfes mi enfes yemekler...
İşte geçmişe özlem duymak, Bi kadına özlem duymak, bi anneye özlem duymak. Bi dostu kaybetmiş olmak ve o eski güzel günlerinizi hatırlayıp bi "Ah!" çekmek...
İşte bu kitap bunun üzerine yazılmış.
Geçmişten her zaman nefret etmişimdir. Nedeni yukarıdaki yazdıklarımdır. Yani öyle size ait bir anı var ve özlüyorsunuz. Lanet olsun ki özlüyorsunuz ama elden gelecek bir şey yok. Geçmişte kalmış lan çünkü!!
İşte bu yüzden nefret ederim geçmişten ve bu yüzden de bu kitap benim için ağır bi' kitap oldu.
45 yaşlarına gelmiş, takma dişleri ve kocaman göbeği olan bi' arkadaşımız, bir anda geçmişini hatırlamaya başlıyor. O eski ve güzel yılları geliyor aklına.
Devamında da tabi savaş yılları var ama o hala savaştan önceki güzel mi güzel çocukluk yıllarını özlüyor. Balık tuttuğu o günleri...
Sonra da diyorki acaba 1 haftalığına kaçıp geri mi gitsem çocukluğuma...
Burasını anlatmayağım ama görecekleri çok belii...
Evet kitabımız güzeldi ama birkaç eksik ya da farklılık vardı. Sayayım:
1- Kitabımız olağan George Orwell üslubundan çıkarak bi çeşit Otomatik Portakal yahut Çavdar Tarlasındaki Çocuklar gibi olmuş. Buraya kadar sıkıntı yok ama 45 yaşındaki bir adamın bi' ergen gibi konuşması tuhafıma gitti.
2- Hayvan Çiftliği ve 1984 gibi kitaplarını okuduysanız bu kitapta da benzer tadları alacaksınızdır.
3- Kitaba başlarken Boğulmamak İçin okuyorum dedim ama aslında kitabı okurken boğuldum...
Neyse benim diyeceklerim bu kadar. İyiki de kitaplığımda duruyor bu kitap :)
Herkese iyi okumalar dilerim :)

Sümeyye TETİK, bir alıntı ekledi.
02 May 12:52 · Kitabı okuyor

"O şöyle derdi;

'Allah, de, varlığı ve ihtiva ettiklerini bırak
Eğer kemale varmaya hazırsan.'

Ona şu beyitleri yazdım;

Işığın, güneşin nurudur; hatta daha da yüce
Avucun yağmurun bereketidir; hatta daha faydalı
Kalbin, veraset yoluyla Haşimi'nin kalbidir
İlmin, iki torun sahibinin ilmidir,
İçinde reddedilen bir husus olmaz.
Buyruğun ayırt edicidir, nüfuz eder ki
Dilersen, onu etkisiz kılacak kimse yoktur.
Sırrın, hilafet olarak varlığa sirayet eder
İçindeki adaleti korur ve yüceltir.
Ebu Medyen! Varlık boyun eğdi, tevazudan
Ululuğuna ve sırlar dilsiz ve huşu içindedir.
Garpta dinin şeklini ihya ettin ve parladı
Oysa gözler onu görmez olmuştu ve zaten boştu.
Onlarda ruhunun sırrını icra ettin de düzeldiler
Hala yazlar ve baharlar üzerinden geçiyor
Şeriat mizanını hâkim kıldın
Ondan hareketle zararlıyı ve yaralıyı açıkladın
Öteleri Allah'a çağırdın, bir arifin çağırısı gibi
Allah'tan başka bir şey yapanı bilmeyen bir arif
Üstün ve ulu ahlakla kabirleri suladı
Dinmeyen bereketli yağmurun yağışıyla
Allah'ın selamı üzerine olsun, inledikçe özlem duyan
Mele-i Alaya ve orasıdır yeriniz."

Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 132 - Kırk Kandil)Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 132 - Kırk Kandil)
___vaveyla, Uzak'ı inceledi.
 30 Nis 15:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Özlem üzerine söylenebilecek her ne varsa yazar hepsine değinmiş. İnceleme yapan bir arkadaş yazarın kelimelerle dans ettiğini dile getirmiş ne güzel demiş. Ondan daha da fazlası kelimelerin gözlerimde uçuştuğunu gördüm, benimle konuştuklarını.Kitabın ortasında ve sonlarına doğru yazarın "sorularına bir cevap arıyorsan kitabı bırak sevgili okur çünkü yazan da bu sorulara cevap bulamadı" şeklindeki uyarılarına rağmen okudum. Bazen hayata sadece soru sorabilme özgürlüğüne kavuşabilmek için bile gelmiş olduğumuzu düşünürüm. Cevapsız sorular zihni ayakta tutar Canım Yazar. Varsın olsun bulmayalım cevapları. Hem cevaplarını bulduğum sorular da beni tatmin etmedi çoğu zaman. Muhteşem bir kitap. Muhteşem tanımlamalar. Aynı zamanda hem naif, hem sert. Üslubunun hastasıyım ve yazın anlamında örnek aldığım en birinci kaynak diyebilirim. Okurken sorgulatan kitaplar okumak istiyorsanız mutlaka geç kalmadan Oruç Aruoba ile tanışın. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu kitap hiç bitsin istemedim.