İnsan aklını, onu gereksiz yere sınırlayan, yanlış veya yarım görmesini sağlayan, bakmak, kurgulamak yerine hüküm verdiren, zorlaştıran, yanlış kombine ettiren bir hipotezden kurtardığınızda, kendisine zaten yeterince büyük iyilik yapmış olursunuz. İnsan o zaman fenomenleri daha özgür, başka bağlamlarda, birleşimlerde görür, kendince bir düzene sokar ve kendine özgür bir biçimde yanılma imkanı elde eder. Eğer akabinde tekrar yanılgısını fark etmeyi başarırsa paha biçilmez bir imkandır bu.
Her gece kadr olsa, kadrin kadri olmazdı şâhâ
Her hacer gevher olsa, gevher etmezdi behâ.
(Bâkî)
[Ey padişahım her gece Kadir olsaydı kadrin kıymeti olmazdı. Her taş, cevher olsaydı, cevher bu kadar kıymetli olmazdı].
(Bahâ: Kıymet, değer; semen, fiyat. Paha.)
Moğol istilası tarihin ender gördüğü çok kanlı istilalardan biridir. Hiçbir kutsal tanımayan bu 'güruh' bir çekirge sürüsü gibi geçtikleri yerdeki tüm insanları öldürüyor, binaları yıkıyor, sanat eserlerini tahrip ediyor, kitapları yakıyorlardı. Bir dünya hazinesi olan dillere destan Bağdat Kütüphaneleri ve paha biçilmez kıymetteki el yazması binlerce eser Moğolların katliamından kurtulamamıştır.
İnsanın kendine mahsus hallerini incelemişseniz sözümüzü tasdik ve kabul edersiniz. İnsanoğlunun yaratılışının gereğidir; insan kendi mutluluğundan yalnız kendinin haberdar olmasıyla kanaat etmez, herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bir insan esasında mutlu değilse bile, etrafa kendi mutluluğunu inandırmak için hilekârlığa ve yalancılığa bile düşer. İnsanoğlunun yaratılışının bu gereği adeta umumi gibi bir şey olduğundan o kadar önemli görülmezse de beş liralık bir saate, yirmi beş liralık veyahut daha fazla bir paha etmek üzere elmaslı kordon takmak gibi gösterişler bu karakterin en adi mertebesinin gereklerindendir.
Gerçekten akıllı ve iyi insanlar, kusurlarından yakınmadan, bu kusurları düzeltmeye kalkışmadan, insanları da olayları da olduğu gibi kabul ederler. Dostlarının, akrabalarının, ya da tanıdıklarının kusurlarını yüzlerine çarpmadan, başkalarına da sezdirmeden, görebilirler. Üstelik kusurlu kişiye sevgileri de azalmaz çoğu zaman. Aslında sezgi yeteneğimize bu hoş görü eğilimi eklenmediği sürece, hiçbir kimseyle dostluk kurmaya yanaşmamalıyız. Kusursuz bir tek kişi tanımadığımı söylersem, dostlarımın beni bağışlayacaklarını umarım. Benim kusurlarımı göremeyecek bir tek dostum bulunduğu düşüncesi ise, beni üzer. Dostlarımızla biz, karşılıklı bağışlarız ve bağışlanırız hep. Bir dostluk gōrevidir bu; hem de en hoş dostluk görevlerinden biridir. Üstelik dostlarımızı bağışlarken, onların kusurlarını ille düzeltmelerini istemekten de çekinmeliyiz. Sevdiklerimizin doğuştan gelen sakat yanlarını düzeltmeye yeltenmek, çılgınlıktan başka bir şey değildir. En güzel porselenlerde bir çatlak olabileceği gibi, en güzel insanda bir kusur bulunabilir. Porselende de insanda da bunu onarmanın çaresi yoktur ne yazık ki. Ama çatlak ya da kusurlu olsalar da, paha biçilmez değeri vardır her ikisinin de.