"Bunları niye söylüyoruz? Kuru bilginin insanı asla kurtaramayacağını belirtmek için söylüyoruz. Kuru ibadet de insanı kurtarmıyor. Bilginin mazharını bulması için amel gerek, amelin mazharına ermesi için ihlas gerek. İhlasın insanı hedefine ulaştırması için edep gerek.
Öyle ya. Nice bilgili ilmihal sahibi kişiler var ki zalimlere, kâfirlere, münafıklara emirberlik ediyorlar. Nice ameli çok zahidler var ki küfre rıza gösteriyor. Ya ihlas ile zalimlerin payidar olması için gece gündüz dua edenler! Demek ki ihlastan da ötede bir şeyler gerekli.
Okumak güzel şey, iş muallimi bulmakta! Burada sözü Yunus'a bırakmak en yakışanı:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Ya kendini bilmezsin
Bu nice okumaktır!
Kim öğretecek bize okumayı, ilmi, ihlası, edebi? Bize kim öğretecek, içimizin hakikatini kim okuyacak? Kim talim ettirecek hakka giden yolda?
Kim güdecek?"
Carlyl der ki: "Tarih, büyük adamların hayat hikâyesidir."
Atatürk ise tarihi, "Tarih bir ulusun nelere yetenekli olduğunun ve neleri başarabileceğinin en doğru kılavuzudur," diye tanımlar.
İşte bu nedenle Rus Generali Cirnayef: "Türkü yok etmek için tarihini kaldırmak lazımdır," dememiş mi?
Mussolini, daha da ileri giderek daha Atatürk hayatta iken şöyle demiştir: "Atatürk ölmeden Türkiye'ye bir şey yapamayız; ancak öldükten sonra biz emellerimize kavuşabiliriz."
Mussolini'nin bu sözü duyulduğunda Atatürk yanındakilere şöyle söyler: "Bakın iki Atatürk vardır; biri benim naçiz vücudumdur ve elbette toprak olup gidecektir. Ancak diğeri Türk milletinde yaşayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar payidar kalacaktır."