"akıl rehberliği"yle
Ne yazık ki Atatürk'ün molla egemenliğinden kurtardığı insanlarımız bugün yine bu aynı ellere terk edilmiş olarak şeriat verilerini rehber edinme geleneğine saplanmışlardır. Bundan dolayıdır kiyaşam sorunlarına, akılcı yoldan çözüm arayacakları yerde mollalardan fetva almayı yeğlerler. En basit işleri bile onlara danışmadan göremez olmuşlardır. Sordukları sorular, fikirsel bakımdan nekadar zavallı kertede olduklarının, daha doğrusu akılsızlıklarının kanıtıdır. Örneğin Ramazan'da oruçluyken, yurtdışına ihraç etmek üzere çiçek toplamanın orucu bozup bozmadığını ya da oruçluykenarkadan veya önden fitil koymanın orucu bozup bozmayacağını soranlardan tutunuz da tuvaletteyken konuşmanın ya da üzerinde Arap harfleri bulunan paralarla tuvalete girmenin ya da peruk takarak derse girmenin günah olup olmadığını, internetten Kur'an okumak için abdest almanın gerekip gerekmediğini, ay toprağıyla"teyemmüm"ün mümkün olup olmadığını (ve daha buna benzer aklı durduran nice soruları) soranlara varıncaya kadar, saymakla bitmez nice zavallı örnekler var karşımızda. Uygarlaşmak isteyenbir ülkenin, her şeyden önce kendi insanlarını, vahyin "üstünlüğü"inançlarıyla değil fakat "akıl rehberliği"yle "düşünebilir" kerteye getirebileceğini bilmem ne zaman öğrenebileceğiz. Korkarım ki öğreninceye kadar "reformcu aydın din adam" kılığına bürünmüş mollalarımız, "uhrevi" iktidar kırbacıyla başımıza çöreklenmiş olacaklardır.
Polat Özlüoğlu külliyatında önemli bir eser
Polat Özlüoğlu’nun Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’ı ilk bakışta 12 Eylül döneminin işkencelerini anlatan bir roman gibi görünse de, aslında çok daha geniş bir alana yayılıyor. Hafıza, unutma, utanç, fail, kurban, sanat, yayıncılık dünyası, queer kimlikler, dostluk, merhamet ve özgürleşme gibi pek çok temayı aynı potada eritmeye çalışıyor. Romanın merkezinde Meşhur Kara var. Yetimhanede büyümüş, işkence görmüş, belleği parçalanmış bir kadın. Onun zihninde yaşayan “kızlar” yalnızca psikolojik bir bölünmenin göstergesi değil; kaybedilmiş çocuklukların, bastırılmış anıların ve hayatta kalmak için oluşturulmuş savunma mekanizmalarının da simgesi olarak okunabilir. Romanın eksi birinci bölümden başlaması da sanki bu eksilmişliğe işaret ediyor: Meşhur hayata sıfır noktasından değil, eksiden başlıyor. Romanın en dikkat çekici yapısal tercihi ise “Külliyat” bölümleri. Bence esere seviye atlatmış bu bölümlerdeki zekice kurguyla. Başlangıçta farklı ülkelerden, farklı yazarlardan çevrilmiş gibi görünen işkence anlatılarının sonunda aslında Meşhur tarafından yazıldığını anlıyoruz( be öyle yorumladım) . Japonya’dan Finlandiya’ya uzanan bu metinler, işkencenin ve baskının yalnızca ülkemize özgü olmadığını, otoritenin olduğu her yerde benzer yaralar açtığını düşündürüyor. Burada ilginç olan, yazarların çoğunun bilinmemesi. Acı evrenselleşirken bireysel isimler siliniyor. Romanın güçlü yanlarından biri, mağdur kadar faili de konuşturması. Ancak Cezmi’nin yıllar sonra “bize emredildiği için yaptık” savunması ikna edici olmaktan uzak kalıyor. Tam da burada romanın açtığı etik tartışma önem kazanıyor: Emir almak, vicdani sorumluluğu ortadan kaldırır mı? Benim okuma deneyimimde cevap hayır. Sistem suç üretse de birey kendi eylemlerinin ahlaki sorumluluğunu taşımaya devam eder,
Reklam
Milyonlarca lüleli peruk da taksan,arşınlarca yüksekteki kaideye de çıksan,neysen osundur.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Bu çabayı acınası ve komik bir "delilik"olarak görür
"Hele o yaşlı erkeklere ne demeli? Saçları dökülmüş, dişleri dökülmüş, bir ayakları çukurda... Ama hâlâ genç bir kadınla evlenmek için can atarlar, saçlarını boyatırlar (veya kel kafalarını saklamak için peruk takarlar), aynanın karşısına geçip kırışıklıklarını düzeltmeye çalışırlar. Herkes onların arkasından güler ama onlar hallerinden son derece memnundur. İşte bu benim (Deliliğin) onlara sunduğum en büyük lütuftur; aksi takdirde yaşlılığın ağırlığı altında ezilirlerdi."
Alıntı
28 Şubat süreci
Bu dönemde öğrencilerin başörtülü olarak derslere girmelerini engellemek için çeşitli baskılar yapıldı. Bazı öğrenciler başörtüsü taktıkları için Fakültelerinden atıldılar. Bir kısmı ise eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Kimi Fakültelerde şapka, kimilerinde peruk takılmasına izin verilerek ara çözümler bulunmaya çalışıldı. Ancak bazı Fakültelerde bunlara da izin verilmedi..
Sayfa 30 - Beyan Yayınları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Hayallere dalmak ya da geçmişi anmak yalnızlığını gidermese de geçici bir huzur veriyordu ona, ama hepsi bu.
Reklam
Reklam