Bu dünya devri âlemdir daima durmaz döner, Can feneri püf diye akıbet bir gün söner. Eğer felek mahvederse bu değersiz ismimi, Size yadigâr olarak veriyorum resmimi..."
Sayfa 234·Kitabı okuyor
Alıntı
I wish ..
Terk edilmenin püf noktası , kendine terk eden kişileri özlemeye izin vermemektir .
Sayfa 23·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
wtf gerçekten
Birden zillerle, obualarla ve kemanlarla çalınan neşeli bir müzik duyduk. Söylev platformunun yanındaki kapıdan giren köleler, taşıdıkları ikişer lambayı yandaki masalara koydular; sonra bir hadım, ünlü Gecenin uzun nöbetleri başlayınca şarkısını gür sesle söylemeye başladı. Köleler çıkıp gittiler. Bir hışırtı duyuldu ve pembe ipek kadın elbisesi giymiş, başına da yapay güllerden yapılma taç takmış uzun boylu, hantal biri dans ederek içeri girdi. Caligula'ydı bu. O zaman Tanrıça gül rengi parmağını sallayıp Geceyi yıldızlardan yoksun bırakacak... Sonra pencerelerin örtülerini açıp şafağın ilk ışıklarını sergiledi ve hadım gül rengi parmaklı Tanrıça kısmına geldiğinde, dans etmeyi sürdürerek lambaları birer birer söndürdü. Püf. Püf. Püf. Ve gizli aşıklar koyun koyuna yatarak Tatlı bir şehvetle sevişirken... Sonra Şafak Tanrıçası bir duvar girintisinde bulunduğu için daha önce fark etmediğimiz bir yatakta çıplak yatan bir kızla bir adamı çekip ayağa kaldırdı ve ayrılmalarının vaktinin geldiğini el kol hareketleriyle belirtti. Kız çok güzeldi. Adamsa şarkı söyleyen h::ıdırndı. Aksi yönlerde uzaklaşırken canları çok sıkılmış gibiydi. Son kıta okunurken: Ey Şafak, güzeller güzeli Tanrıça, Yavaş ve zarif adımlarınla Her derde deva olursun...
Sayfa 487·Kitabı okudu
Öksürmek
Azericede öskürmek diyorlar, Türkçesi öksürmek. Hadisenin adı metatez, yani birinin dili dönmemiş, s-k yer değiştirmiş. Fakat hangisi? Bana sorarsanız Azericesi esastır, bizimki sonradan olmadır. Sebebi şu. Türkçede kimsenin pek üzerinde durmadığı bir +kIr- eki var. İnsan ve doğa seslerini taklit eden fiillerin yapımında kullanılmış, bundan 300-500 sene önce körelmiş, yani artık bu ekle yeni fiil üretilemiyor. Misal: ba-gırmak, ça-gırmak, çı-gırmak, bö-gürmek, hay-kırmak, hıç-kırmak, ö-gürmek, süm-kürmek, ge-girmek, püs-kürmek ya da püf-kürmek, fış-kırmak. Eşek sesinin aslı anırmak değil an-gırmak, eski kaynaklarda öyle yazılır. Tükürmenin aslı tüf-kürmek olmalı, çünkü arada sonradan kaybolan /f/ sesi olmasa bugünkü dilde *tüğürmek biçimini almış olurdu sanıyorum. Osurmak tahminimce os-gurmak'tan evrilmiştir, yazılı belge yok ama öyle. Eski Türkçede bir de sı-gırmak var, ıslık çalmak veya cıvıldamak anlamında. Sığırcık kuşunun adı oradan gelir, sığırdan değil. Üç tane istisna geliyor aklıma: öksürmek, aksırmak, tıksırmak. Ayrı bir +sIr- eki mi var? Hayır. Üçünde de /ks/ ikilisinin bulunması ipucudur. Sanırım bir tarihte öskürmek bozulup öksürmek olmuş, sarmısaklasak da mı saklasak ilkesi uyarınca. Aksırmakla tıksırmak da daha sonra ondan benzetme yoluyla türetilmişler. Bu da analoji yoluyla kural üretmeye örnek. Hatalı kullanımdan bir kural türemiş, yerleşmiş. Şimdi buna dayanıp, ne bileyim, bıksırmak yahut füksürmek diye bir kelime yaratsam kimse çok yadırgamaz. Neymiş? Dilde hiçbir şey - hatta yapım kuralları ve ekleri bile - Allah'ın emri değilmiş, zamanla değişirmiş.
Sayfa 102 - Liber Plus Yayınları / Kelimebaz'ın karnında kalanlar / 15 Aralık 2009
Dilbilimi-Etimoloji
Bu adamın övülecek ya da hakkı teslim edilecek bir tarafı yok
Marquis de Sade, Donatien Alphonse François adıyla Provenceli küçük aristokrat bir ailenin çocuğu olarak 1740'ta dünyaya geldi. Kadın bakıcılarıyla fazla samimi olduktan sonra on yaşında Paris'teki Lycée Louis-le-Grand okuluna gönderildi ve herhalde orada kırbaçlamanın püf noktalarını öğrendi. Sade ordudayken cinsel şiddete merak duymaya başladı. İngiltere'yle yapılan Yedi Yıl Savaşları sırasında öne çıkıp albay rütbesine terfi etti. 1763'teki görücü usulü evliliği sivriliklerini bastırmaya yetmedi. Evliliğinden beş ay sonra genç bir fahişeye kötü muamelede bulunmaktan kısa bir süre hapis yattı. Beş yıl sonra otuz altı yaşındaki bir dul kadını sahte vaatlerle Paskalya sırasında pazar günü eve getirince başı daha büyük derde girdi. Sade zavallı kadını yatağa bağlayıp sopayla dövdü. Daha sonra küçük bir bıçakla bedenini kesti ve kızgın mumu kesiklere döktü. Daha kötüsü, orgazma ulaşmak için kadını Paskalya'daki günah çıkarma ritüeline zorladı. Bu eğlence yedi ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Ayrıca polisler Sade'a kız temin etmemeleri için genelevleri tembihlediler. Bu tembihe kulak asılmadı. 1772'de uşağı ve dört fahişeyle Marsilya'da günlerce sefahat âlemi yaptıktan sonra Sade zehirleme ve livata suçlamalarına maruz kaldı. Dört ay hapis yattıktan sonra her zaman karısına tercih ettiği baldızıyla İtalya'ya kaçtı. Gıyabında ölüm cezasına mahkum edilirken kendisi Floransa ve Napoli'de yeni cinsel deneyimler yaşıyordu. Fransa'ya geri dönüp La Coste şatosunda ikamet etmeye başladı ve burada daha marjinal seks âlemleri düzenledi. Dört yıl ortalıktan kaybolduktan sonra Paris'teki bir otelde enselendi ve çileden çıkmış kayınvalidesi Marie de Montreuil'ün çabalarıyla bu sefer on üç yıllığına tekrar hapse atıldı. Gerek kayınvalidesinin gerekse ailenin diğer fertlerinin
Sayfa 322 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Her şey püften,her şey püften... Bu dünyanın püf olmayan biricik tarafı, işte asıl püf olmayan büyük hayatı İhtar etmesinden ibaret... Bu vaziyette ne kadar sanatkârca olursa olsun her türlü hokkabazlığa ebediyen veda. Kadını sahte,politikacısı sahte,alimi sahte,şairi sahte,dili sahte,eseri sahte,heyecan sahte,inancı sahte,devrimleri sahte, kahramanları sahte bir dünyada yalnız bunlarla uğraşarak bunların üzerine yürüyerek elde edilecek oluş da sahte olmaz mı? Ben artık Kendi Öz oluşuma bakmalıyım.