Bir haber dolaşır semada pul pul
Kılınçlar bilensin, akın var Çin'e.
Yiğitler at sürer düşman içine
Tarihe hükmeden bir ses duyulur:
-Vur! TÜRKLÜK aşkına vur!
Yüklenir bir ülke oymak ve avul,
Sel olur ordular, batıya akar.
Uçar elden ele bozkurtlu bayraklar.
Emreder bir başbuğ, sade ve vakur:
-Vur! BAYRAK aşkına vur!
Karışır top sesi, nal sesi, davul...'
Çağdan çağa çığır açar gemiler.
Bir hakan atını denize sürer
Ve der ki: "Yıkılsın Bizans'ı koruyan sur."
-Vur! FETİH aşkına vur!
Parçalanmak istenir bir ülke, Anadolu' dur:
Şahlanır bir anda bin yıllık hınçlar.
Eser poyraz gibi eğri kılınçlar,
Kütahya düzünde kelle savrulur. ..
-Vur! TOPRAK aşkına vur!
Ya ... İşte tarihin böyledir oğul!
Geçmişten hız alsın geleceğin de ...
Göster Türklüğünü tunç bileğinle!
Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
Sataşmak isterse herhangi gavur:
-Vur! ALLAH aşkına vur!
Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta:
pul pul altın bakır
tunç ve tahta...
Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık. Ve dağlar dumana batık
kurşunt, sırılsıklam...
Tamam, sonbahar belki bugün bitti artık. Yaban kazları hızla gelip geçti demin her hal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
havada is kokusu gibi bir şey: havada kar kokusu var...
Şimdi dışarda olmak,
dört nala sürmek dağlara doğru atı. -Ata binmesini de bilmezsin,
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste:
seni sevdiğim kadar değilse de diyeceksin ama
hemen hemen ona yakın
seviyorum tabiatı...
Ve ikiniz de uzaktasınız...
Ben neler çektim bilmezsiniz
Denizlerim, kırlarım, dağlarımla
Haritada birkaç kulaç memleket
İnim inim yollardan, sulardan
Körpecik başaklarımla
Pul pul düş içinde ağlarım!..