Politika evreni de bir inanılabilirlik varsayımı üzerinde oturtulmuştur. Bu varsayıma göre kitlelerin eylem ve söylevlerden etkilenebildikleri, bir görüşe sahip oldukları ve anketlerle, istatistiklerin kitlelerin varlığını kanıtladığı söylenmektedir. Çünkü politikacılar ancak bu verilerin varlığına inandıklarında, politikanın varlığına inanabilmektedirler. Oysa uzun bir süreden bu yana politika yarı sportif yarı eğlendirici bir özel eğlence programına dönüşmüştür (bakınız Amerika'da seçimler sırasında gerçekleştirilen piyango çekilişleri ya da seçim akşamları yayınlanan radyo ve televizyon programları). Bütün bunlar eski, komik ve büyüleyici töresel güldürüler biçiminde sunulmakta ve izlenmektedir. Halk, seçimler olarak adlandırılan oyunu çoktandır televizyon oyunları gibi izlemektedir. Politikaya yataklık eden televizyon oyunları sonunda politika sahnesi ve oyuncularını tiyatro oyunlarına benzeterek intikam almaktadır. Halk yalnızca seyircidir. Politika dünyası da maç, film ya da çizgi roman izlenir gibi izlenmeye başlanmıştır.
Sayfa 40 - Doğu Batı Yayınları, 10. Basım, Kasım 2025 (Çeviren: Oğuz Adanır)·Kitabı okudu
Ve kırılgan kadınlar vardır. Akşamları evleri kâbus yerine dönen; merhamet ve inceliğin yerini tahakküm ve kabalığa bıraktığı evlerin kadınları... O evlerde çok gezdim. Onların dertleri o kadar gerçektir ki, radyo programları onların sızısını iyileştirmez. Onlar konuşacak, imdat isteyecek sahici insanlar ararlar. Onlar bir psikiyatristin karşısında içlerini döker ve ‘Haydi’ derler, ‘gel de çık işin içinden!
Hayata Dair
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Doymayan Aç gözlüler her devrin belası
Sol eğilimlilerin bir araya gelmesiyle oluşturulan bir kongre, harekete geçiril- miş, ilerici bir halk kitlesi ve duyarlı, sevecen bir başkan ABD tarihinin en büyük sosyal deneme süresini mümkün kıldı, özellikle de 1930'larin ortalarında artan radikalizmin Yeni Düzen'in gerçekleştirilmesini ertelemesinden sonra, Aralık 1935'teHarold Ickes başkana, "ülkenin genel düşüncesinin yönetiminkinden çok daha radikal olduğuna inandığını " sõyledi. Roosevelt kabul etti ve iş dünyasına yönelik saldırısını șiddetlendirdi. En ağır silahını 3 Ocak 1936'da gece ulusal radyo üzerinden verdiği yıllık kongre mesajı için sakladı. Daha önce bir başkanın parlamento gece konuşması sadece 2 Nisan 1917"de, Wilson'in meclis'e savaş mesajını bildirdi. gece yapılmıştı. Roosevelt, sağdaki düşmanlarına ateș püskürdü: "Deģişmeyen açgözlülüğün nefretini kazandık. Onlar kendi bencil güçlerini yenilemek istiyorlar...Onlara fırsat verdiğiniz anda geçmişin otokrasisini, kendileri için gücü, halk için köleleştirmeyi benimserler. İlerici yükselişler sola destek vermek zorunda kalan Roosevelt, 1936 kampan- yası süresince iş dünyasına yönelik sert saldırılarını sürdürdü, ilerici başarıların listesini ilan etti. Çalısma Projeleri Yönetimi (WPA) ve diğer hükümet programları milyonlarca işsizi devlet işlerinde çalışmak üzere yeniden işe aldı. Ekonomi ve bankacılık sistemleri reforme olmuştu. Hükümet ilk kez, geçici de olsa, işverenler karşı işçilerin yanında oldu ve sendikaların büyümesini destekledi. Sosyal Güvenlik, daha önce çok az çalışanın yararlandığı yaşhılıkta bir nebze rahatlk garantisi verdi. Vergi yükü giderek zenginlere doğru kaydı. Roosevelt seçim arifesinde Madison Square Garden'da destekçilere iş dünya sına karşı cüretkâr mesajını verdi: İç huzurun ezeli düşmanlarıyla iş ve finans tekeli,
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Tarih
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görünüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş
Sayfa 385·Kitabı okudu
Radyonun en keyifli zamanlarını sabahın erken saatlerinde bulurdum. Okul telaşıyla erken uyandığımız sabahlarda radyo, şen Anadolu türküleri ve oyun havaları ile günün ilk keyifsizliğini siler alırdı. Ardından köy için haberler, tarım programları ve günün ilk ana haber bülteni. Öğleye doğru saat on sularında meşhur "Arkası Yarın", ev hanımlarını can yüreklerinden radyoya bağlayan sürükleyici programların başında gelirdi.
Ekranda beliren saate bakışımız, televizyonun kapanış saatinde ekranda İstiklal Marşı'yla beliren bayrağa bakışımıza benzerdi: Kendi köşemizde, tam akşam yemeğine başlamışken ya da tam televizyonu kapatıp akşamı sona erdirmek üzereyken, bizimle aynı şeyi yapmakta olan milyonlarca ailenin varlığını, millet denilen kalabalığı, devlet denilen kuvvetin gücünü ve kendi küçüklüğümüzü hissederdik. Ev içinde yaşadığımız dağınık, kuralsız hayatın devletin resmiyeti dışında olduğunu, bu milli saatleri ("Memleket saat ayarı derdi," arada bir radyo), bayrakları ve Atatürk ile ilgili programları seyrederken de hissederdik.
Sayfa 269·Kitabı okudu