• 408 syf.
    ·38 günde·Beğendi·8/10
    Size de olur mu bilmem ama ben ara ara okuduğum kitaplardaki daha doğrusu beni etkileyen kitaplardaki yerleri ziyaret etmek isterim. Bu ziyaret isteği Balzac'ın Vadideki Zambak ismindeki kitabında olmuştu mesela. Yanlış değilsem kitabın bir yerinde bir nehir ve köprü vardı. O köprüde aşıklar intihar ediyordu. O nehire ve köprüye çok gitmek istemiştim.
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

    Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı ile Vadideki Zambak'ın ne alakası var diyebilirsiniz. Alakası yok tabi. Haklısınız. Ama belki bir yönden bu iki kitap benim içimde alakalı. İki kitapta da hikayenin geçtiği yerleri görmek istedim. Tam bunu derken Bab-ı Esrar'a bir baktım. Ne göreyim. Kitap tamamen Konya'da geçiyor ve Allah'ın benim için biçtiği ve şu an hala yaşıyor olduğum ömrümün tamamı Konya'da geçiyor. Bu şimdi nimet değil de ne. Herkes İstanbul'u yazıyor fakat Ahmet Ümit bizim Konya'yı seçmiş. Nam-ı diğer Gonya. Ne kadar heyecanlıyım anlatamam. İçeriğe ayrıca değineceğim ama bir düşünün yahu. Siz! İstanbul ahalisi! Her kitap sizin sokaklarınızda geçecek değil ya! Kitabın baş kahramanı Karen yani Kimya Hanım bizim Konya'nın sokaklarında cinayet kovalıyor! Mevlana Türbesi'ne gidiyor yahu. Benim evden yürüsem 20 dakika çeker. Kimya Hanım! O kaldığın otel var ya. O otelde muhtemelen daha iki saat önce önünden geçtiğim caddenin oralarda bir yerlerde. Yürüdüğün yolları kaç kere arşınladım, baktığın manzarayı kaç kere seyrettim kim bilir. Bu ne kadar değerli bir şey anlıyor musunuz diğer şehirliler! Kısaca Konya dışındaki sevgili vatandaşlarımızı Bab-ı Esrar'ı yaşamaya ve tabi ki Mevlana Hazretlerini ziyarete Konya'ya davet ediyorum. Kısa Konya davetimden sonra Ahmet Ümit'in beni utandırdığını da söylemeden edemiyorum. Yıllardır Konya'da yaşıyorum, Karen'in geçtiği yollardan binlerce kere geçtim ama maalesef Konya'yı ve Mevlana Hazretlerini ve felsefesini tam olarak tanıyamamışım. Bu eksikliğimi en kısa zamanda gidereceğim inşalllah dedikten sonra kitaba geçiyorum.

    Ahmet Ümit'in ikinci kitabını okudum ve buradaki( http://okunmuskutuphane.blogspot.com/...disi-ahmet-umit.html ) incelememde de belirttiğim üzere bu adam kesinlikle polisiye dışındaki türleri denemeli. Kitabın galiba yarısını geçtiğim halde cinayetin adı tam olarak konulmamıştı. Tamam ortada ölüler var fakat cinayetin adı tam olarak konulmamış. Bu durum beni sıktı mı peki? Kesinlikle sıkılmadım. Başkahramanımız Konya'lı bir babanın kızı olan Karen nam-ı diğer Kimya Hanım İngiltere'den çalıştığı sigorta şirketinin Konya'da meydana gelen bir otel yangınını araştırmak üzere sigorta şirketi tarafından doğduğu topraklara yani güzel Konyamıza gelir. Anlayacağınız Kimya Hanım bir sigorta eksperidir. Yangın neden çıkmış, nasıl çıkmış araştırırken ortaya bir cinayet daha çıkar. Aslında bir cinayetten fazlası çıkar. Ahmet Ümit Beyoğlu Rapsodisinde ( http://okunmuskutuphane.blogspot.com/...disi-ahmet-umit.html ) yaptığı gibi tarihe dokunmuş yine. Bunu da Mevlana şehri Konya sokaklarında katil araştırırken Şems'in cinayetine de el atmasıyla yapmış. Yazarımız bu irtibatı Kimya Hanım'ın manevi yönünü tetiklemiş ve bu manevi etki ile Karen'i Şems cinayetini araştırmaya da itmiş. Yani anlayacağınız ortada cesetler var. Bu cesetlerden bir tanesi de Şems-i Tebrizi'ye ait. Peki katiller kim? Tüm cesetlerin katilini kitabın sonunda öğreneceğiz ama Şems-i Tebrizi'nin katili tarihi bir faili meçhul olarak kalmış ve galiba kalmaya da devam edecek.

    Velhasıl yine bir solukta okunabilecek bir Ahmet Ümit romanı Bab-ı Esrar. Kesinlikle hem edebi yönden ve hemde bir Konyalı olmamdan ve kitabın da Konya'yı tarihiyle ve mekanıyla konu edinmesinden mütevellit kesinlikle okunması gereken bir kitap. Şiddetle okumanızı ve Richter ölçeğiyle ölçülemeyecek derecede şiddetli bir şekilde güzel Konyamızı ziyaret etmeniz ve hatta bu kitabı Konya'da yalayıp yutmanız tavsiye olunur. İyi okumalar.



    Diğer roman incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search/label/romanlar

    Ahmet Ümit kitapları incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search?q=ahmet+%C3%BCmit
  • Yerkabuğu, donmuş bir okyanus üzerindeki buz gibi, yeryüzünün ergimiş çekirdeği üzerinde yavaşça hareket eden ve kalınlığı toplamda seksen kilometreye ulaşan pek çok katmandan oluşur. İki katman birbirinden ayılırsa, çarpışırsa veya birbirine sürterse, sonuç bir depremdir. Depremler her yıl yaklaşık 10.000 kişinin ölümüne neden olur.
    Bir depremin kaynaklandığı noktaya, deprem merkezi denir. Deprem merkez üssü, depremin merkezinin dikey olarak üzerinde, dünyanın yüzeyine tekabül eden noktadır. Eğer depremin merkezi yeryüzünün derinlerindeyse, sarsıntı çok fazla zarara yol açmayabilir. Ama sarsıntı yüzeye yakınsa, felaket yaşanabilir. Depremler, zemini sallayan çeşitli dalga tipleri üretir. İlki, ana dalgalar veya P-dalgaları denenlerdir. Ses dalgaları gibi, zemini bastırıp gevşeterek boylamsal bir şekilde akarlar. Dünyanın bir ucundan öteki ucuna yirmi dakikada ulaşabilecek kadar hızlı ilerler ama az zarara yol açarlar.
    Dalganın ikinci tipine S-dalga denir. S-dalgalar, duvarları ve çitleri yerinden çıkararak yavaşça ve çaprazlamasına hareket ederler. Son dalga tipine ve şimdiye kadar görülen en tehlikeli olanına ise L-dalga denir. L-dalgalar, zeminin okyanuslardaki dalgalar gibi yukarı ve aşağı hareket etmesine sebep olarak yer kaymalarına, yangınlara ve tsunamilere yol açar. Yeryüzünün, bir depremin ardından yeniden kendini ayarlaması için, bunu pek çok artçı sarsıntı –zeminin yerine oturmasıyla açığa çıkan küçük yer sarsıntısı– takip eder. İlk depremle zayıflayan binalar çoğunlukla artçı sarsıntılar dolayısıyla çöker.
    Bir depremin yoğunluğu, Richter ölçeğiyle hesaplanır. Ölçekteki her bir sayı, onluk bir artışla temsil edilir. Bir 3.0, bir 2.0’den on kez ve bir 1.0’den yüz kat daha güçlüdür. Şiddeti 4.0’ten düşük depremler genelde yüzeyde hissedilemez. Şiddeti 6.0’dan yüksek depremler güçlü hissedilirken, 7.0’den yüksek olanlar ciddi olarak göz önünde bulundurulur. En feci depremler, iki katmanın birbiriyle çarpışmasıyla (Alaska ve Şili’de gerçekleşti) ortaya çıkan, şiddeti 9.0’un üzerinde kaydedilen depremlerdir.