Her felakete hazır ol, korkma! Hazır ol! Sen ki insansın, başından çok geçti ve her şey geçecek: yalnızlık, sefalet, hastalık türlü mahrumiyetler, aşk, ölüm ve ölümler, zillet, perişan olmak, namütenahi perişan olmak... Sen ki, insansın, bunların hepsine mahkûmsun. Korkma, sen ki insansın, başın daima alev içindedir, onu geriye çekme, bilakis daha içerilere, daha büyük alevlere sok, korkma, hazır ol, korkma elinde büyük bir ferman var: Vazgeç!
Ne var ki, eyleme geçmeyi ertelerken organizmanın harcadığı enerji, o eylemi gerçekleştirerek harcayacağı enerjiden çok daha fazla olduğu gibi, kişinin kendine saygısının azalmasına da neden olur. Çünkü en sonunda eyleme geçmek "zorunda" kaldığımızda bu artık kendi seçimimiz olamaz. Kendi seçimimizin dışında sürüklenmiş olmanın bedeli ise mutsuzlukla ödenir. Hepimizin içinde var olan "tembel'e de fırsat tanımalıyız, ama zamanını iyi seçerek. Bazı durumlarda ise eyleme geçmekten tümden vazgeçer, "Yapamam ki!", "Beceremem ki!" gibi gerekçeleri kullanırız. Oysa, bir şeyi denemeden beceremeyeceğimizi nasıl bilebiliriz. Yenilgiyle yüzleşme korkusuna tutsak olmak ise daha büyük bir yenilgidir. Üste-lik, "Yapamam ki!" gerekçesiyle gerçekleştirmekten kaçındığımız davranışların çoğu aslında yapmak istediklerimizdir. Yapmak istemediklerimiz zaten aklımıza gelmez.
_ “Üzülme, hepsi düzelir, hepsi düzelir... “ dedi.
Bunlar kendisinden çok yaşlılardan öğrendiği sözlerdi.Belki de böyle olduğu için senelerce kullanmaktan garip bir inatla çekinmişti.
“Bir medeniyetin hayat felsefesi “ diye düşündü... “Her cins hadise bir başka türlüsünü davet eder. Demek ki sade ıstıraplarımız, üzüntülerimiz değil, tesellileri, mukavemet çareleri de miraslarımızın arasında...”