Tahttan indirilen Sultan İbrahim'in, "Bre hâinler, bu nasıl iştir, ben padişah değil miyim?" sözüne karşı Karaçelebizâde Abdülaziz, "Hayır, padişah değilsin, umûr-i şer'iyye ve dînîyeye bakmayıp cihânı harâba verdin, zamanını eğlence ile geçirip devlet hazinesini saçıp savurdun" demiş, IV. Mehmed'in culûsuyla birlikte Rumeli kadıaskerliğine getirilmiştir.
Sayfa 113 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Orhan'ın eşi I. Murad'ın annesi Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer Hatun, İbn Battuta İznik'e geldiğinde devleti temsil görevini üstlenmiştir. I. Murad annesi Nilüfer için İznik'te muhteşem bir imâret yapmıştır. Eskiden beri vâlidelerin devlet siyasetine karışması kaçınılmazdı. II. Murad'ın eşi Sırp despotunun kızı Mara Sultan'a Fâtih saygı gösterirdi, ona Rumeli'de zengin hâslarla bir mâlikâne bağışlamış ve Sırp kneziyle diplomatik ilişkilerde aracı olarak kullanmıştı. Kanunî Süleyman, annesi Hafsa Hatun'a büyük saygı gösterir ve bazı siyasî kararlarda fikrini alırdı.
Sayfa 103 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
IV. Murad kadından nefret ediyordu. Onun sevdiği iki şey vardı: mey ve mahbub. “Mey ve mahbub" âlemlerinde de en samimi, candan arkadaşı, Revan Seferi’nden dönerken beraber getirmiş olduğu “Emirgûne Han” idi. Emirgûne Han’ın, Boğaz'ın Rumeli sahilinde, latif bir sahilsarayı vardı. İşte bu sahilsaraydadır ki “Revan fatihi"nin mahrem meclisleri kurulurdu:
Mahbub:Erkek sevgili
Tarih
Yazmam Bir Daha Aşk Şiiri
Dünyanın en güzel kadını bu oydu Saçlarını tarasa baştanbaşa rumeli Otursa ama hiç oturmazdı ki Kan kadını rüzgârdı atların Hep andım ne yaşanır olduğunu En çok neresi mi ağzıydı elbet Bütün duyarlıklara ayarlı Öpüşlerin türlüsünden elhamra Sınırsız denizinde çarşafların Bir gider bir gelirdi işlek ağzı
Şiir
Tam bir Oğuz Atay dili ve edebiyatı …
"Peki albayım, vazgeçtim: Önce hiçbir şey yoktu. Bütün evren, kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için, bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı, bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olmadığı için, durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı.(Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden.) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Ne yükselme vardı ne genişleme. Kimse kimseyi geçmiyordu. Yarışma icat edilmemişti. Ve Tanrı, Hüsamettin Tambay'ın ilk atasını, insanı yarattı. İşte ondan türeyenler: Ilk Tambay, çok tanınmış bir kişiydi, eşi yoktu: Adem Tambay. O zamanlar daha savaş yoktu. Ve Adem Albay, savaşsızlıktan ve kadınsızlıktan sıkıldığı için Havva'yı aradı. Rumeli Kavağı'na gitmek için vapur bekliyordu Beşiktaş iskelesinde.Daha o zamanlar Kavaklar yasak bölge değildi. Ve daha o zamanlar utanma icat edilmediği için Havva ikinci mevki bekleme salonunun tahta sıralarında otururken, Adem Albayın bakışlarından sıkılmadı. Ve ikisi de sanki koca dünyada yalnızdılar. Ve sanki bu uçsuz bucaksız topraklar üzerinde onlardan başka kimse yoktu. İşte Adem Tambay ve Havva, ilk gülümsemeyi o anda, ihtiyaç yüzünden icat ettiler.
II. Murad döneminde genellikle padişah-i 'âlem-penâh (cihan halkının himayesine sığındığı ulu hükümdar, imparator) unvanı yaygınlaştı. Pehlevîcede pâd, ulu, büyük anlamında terimlerin başında gelir (pâd-man, batman gibi). Pâd-şâh unvanıyla eşanlamda şahlar şahı demek olan şehinşâh unvanını Osmanlı hükümdarları nâdiren kullanmışlardır. I. Selim ve I. Süleyman Selîmşâh ve Süleymânşâh adlarını (tugralarında) tercih etmişlerdir. İstanbul fâtihi, Doğu-Roma imparatorlarının vârisi olma iddiasıyla unvanlarına kayser-i Rûm (Roma imparatoru) unvanını ekledi. Aynı zamanda sultânu'l-berreyn ve hakanu'l-bahreyn (iki karanın sultanı ve iki denizin hakanı) unvanıyla Anadolu ve Rumeli, Karadeniz ve Akdeniz'in hükümdarı unvanını benimsedi. Bu unvanı, sultânu'l-berr ve hakânu'l-bahr şeklinde Anadolu Selçuklularında da buluyoruz. Ataları gibi Fâtih'in yeğlediği bir başka unvan da, sultanu'l-guzât ve'l-mucâhidîn (gaziler ve mücahitler sultanı) unvanıdır.
Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih