Ben, sevdanın ne hayallere sığmayacak derecede güzel bir şey olduğunu bu gece anladım Necdet. Kendi kendime diyordum ki: Allah beni de öteki insanlar gibi sevilecek ve utanmadan sevdiğini söyleyebilecek bir insan olarak yaratabilirdi. Yanımda yürüyen, omzuma dokunan fakat hakikâtte bana en uzak yıldızlardan daha uzak olan bu yabancı genç kız, benim nişanlım yahut zevcem olabilirdi. Nitekim bu saatte yine böyle ay ışığında yan yana dolaşan nice insanlar var. Kim bilir neler hissediyorlar? Nasıl mesut oluyorlar? İnsan, saadetin bu derecesine nasıl tahammül eder?" Bu suali, çirkin Çinli gözlerimin kapaklarını yakan yaşlarla ve büyük bir saffetle kendi kendime soruyordum.
Bu düşünce başka bir insanı isyan ettirebilirdi. Fakat ben, mağlubiyeti kabul etmiş, bu zehri çoktan hazmetmiş bir insan olduğum için hiçbir kin ve hiddet duymuyordum. Ben, sade, gökyüzüne bakarak hayret edenler, kainâttaki büyüklüğü zihnine sığdıramayanlar gibi birbirlerini sevebilenlere hayret ediyordum: Evet, bu dünyada sevenler, sevilenler var. Görünüşte bunların başka insanlardan farkı yok. Bu, nasıl mümkün oluyor?
Sâra, yaşlarla ıslanmış yüzünü bana uzattı:
- "Ziya Bey, gözüme galiba bir gece böceği kaçtı. Lütfen bir kere bakar mısınız?" dedi.
Gülümsemekten kendimi alamadım. Ben, Sâra'nın ıslak yanaklarına parmağımla dokunmaya, gözlerinin içine bakmaya cesaret edebilir miydim? Hem bu nasıl mümkün olurdu? Ona elimi dokundurduğum dakikada bir rüya gibi silinip gitmez miydi?
Sâra yalvararak ısrar ediyordu. Razı oldum. Tâ yakından gözlerinin içine baktım. Bu gözler, benim dünyada ilk defa yakından bakmaya cesaret ettiğim kadın gözleriydi.
Gözlerimi ondan ayırdığım vakit kalbimde bir an içinde doğmuş derin ve acı bir kanaatle: "Sen artık öldün," dedim, "onun gözlerinde büsbütün başka bir dünyaya baktın, artık yaşayamazsın."
Dünyanın manzaralarını, sâde, başkasından işitmekle öğrenmiş anadan doğma bir kör tasavvur et Necdet. Bu biçarenin gözlerini en güzel bir yaz gününün manzarasına karşı dünyaya aç ve üç beş saniye sonra kapat... Başının içinde bu hayâlle onun yaşayabilmesini nasıl ümit edersin?
Niçin bu gece, bu derece mesut olduğumu anlayabildin mi Necdet? Homongolos, bu gece sevdiği kadınla baş başa dolaştı. Onun ağladığını gördü. İnsanlığın haklarına mâlik başka insanlar gibi, hatta bir nişanlı, bir sevgili gibi onun gözlerinin içine baktı.
Bu geceki sevinç ve saadetim kadar büyük sevinç ve saadet tasavvur edilemez Necdet... Çünkü sevenler sevdikleriyle beraber geçirdikleri en mesut saatlerin farkında olmazlar. Daima daha büyük saadetler getirecek bir ferda ümit ederler. Halbuki Homongolos için böyle bir yarın yok...
Ah Kenan! Sen buldukça bunayan bir nankörsün. Dünyaya sade șikâyet etmek için geldin... Böyle ölüp gideceksin... Şikâyetle geçen bu hayattan dünyaya belki birkaç nağme yadigâr kalacak... O kadar...