Ağzında kimi dişleri kırık, biri gümüş kaplama, mor atlet, mor şortla dolaşan esmer otuz yaşlarında bir adam. Dikildi masamın başına, ismimi anımsamaya uğraşıyor: - Söyleme ağbi! Ben bulucam! diyor, suratıma bakarak sırıtıyor. - Televizyon, diyor... Dizi, diyor.... Komedi, diyor... Bir türlü ismimi bulamıyor. - Söyleme, ben söyliyicem! diye patıranarak bana kendimi tanıtma şansı vermiyor. Bulamıyor. Boş bakıyor. Sonunda, dayanamayıp ona ipucu olarak: - Varsayalım İsmail! demek zorunda kalıyorum. - Hah! Bravo! diyor bana Karabiber Mehmet. Kendimin kim olduğunu bildiğim için, kutluyor beni. - Sağol Mehmet, ben genelde kim olduğumu bilirim.
YÜZBAŞI — (Telefonla) Tamam! (Durak) Birkaç çekiç sesi, o kadar... (Durak) Çok şükür... (Durak) İnşallah tutturabilirler. Selam... YÜZBAŞI — (Âhizeyi yerine koyarak etrafına) Çan indirilmiş... Nerdeyse oturtulacak... Dalgıçlar çalışıyor. Dayanın çocuklar! (Er’e) Nöbetçi! Ver müjdeyi içeriye! ER — (İçeriye bağırır) Çan indirilmiş!.. Nerdeyse oturtulacak!.. Müjde!... (İçerde kaynaşan sesler... “Yaşa, sağol” nidâları... Teğmen ve Üsteğmen kucak kucağa... Yüzbaşı manzarayı dikkatle seyreder. Teğmen, Üsteğmenden çözülür, o’na döner.) TEĞMEN — Yüzbaşım!.. YÜZBAŞI — Evet Teğmenim! TEĞMEN — Kaç sefer yapması lâzım çanın, hepimizi kurtarması için?.. ÜSTEĞMEN — (Teğmene) 3 sefer...
Hayata Dair
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ne ölüyüm, ne sağım.”
Sayfa 113·Kitabı okudu
— Ne bu ağbi? — Rom. Zemzem yok Küba’da, rom var. Herkes bunu içiyor. Bir hacı olarak sana ordan rom getirdim canım kardeşim. Bununla abdest alınmayacak, oraya buraya sürülmeyecek, direk içiyorsun, direk cennete gidiyorsun, cennette kimlere kimlere rastlıyorsun; Marks, Lenin, Troçki, Marylin Monroe, Comandante Che Guevara! — Sağol ağbi, o zaman ölürken içerim ben bunu.
Şunu söylemeliyim ki ben bu kadar değildim; henüz bitmedim ama, eksildim. Yakında yalnızca suyum kala­cak, ve bu yüzden bana kızılacak. Allah, Allah, yahni bitmiş - kim yedi bunu? İşte o an, başa dönebilsem; yahniden önceki tarihime - birden bir keçi, bir sığır, bir domuz olarak, ayaklarım tabaktaki suyuma ve ekmek artıklarına batarken, yük­ seliversem ... tüm hayalim budur. Sanki oldum olası bir büyük odayı arşınlıyor; ara sı­ra elimi muma uzatıp yakıyor, ve haykırışımı hep son­raya saklıyorum. "Dur!" denilen yeri de, yaşamak üze­re erteleye erteleye tüketiyorum. Beklerken beklemedi­ ğimi düşünüp kahkahalar atıyor; bu arada elimi duvar­lara, cama, burnuma, kalemlere ... sürüyorum. Kapının çalındığını duyar gibi oluyor; ne açıyor ne de kapıyo­ rum. Bu hep tekrarlanıyor gibi görünse de, "tekrar" di­ye, "kalmak" diye bir şey yok. Sağım sanki solum gibi -solum, hiç yok. Gökyüzü her zamanki gibi, her zaman­ kinden farklı - bu da sıradan. Bazen bakıp, herkes gi­ bi "Ah!" diyorum; ama bunu hak edip etmediğimi bil­ miyorum. Ve bu daha varmamışçasına geçen zamanda, biraz sallanan yerde durmadan kala kalanım - ki bu bi­ linci ürkekçe tüketmek değil; daha ileri götürmek isti­ yorum oyunu. Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için - belki de bütün psikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saç­ malığı rüyalannkinden kat kat fazla, ve zamanın hızı, tehlike getiriyor, başka değil. Bunca ses arasında duyu­ lan, bir tehlike sireninin sesi; şu, herkes için çalan ... Bir yerden gelip bir yere gitmemek, asıl asılsızlık bu. Ken­ dim hariç her şeye uzağım, ve çok kişiyi öldürdüm; ka­ fam, cinayetlerle dolu. Tüketmek gerek anlamları - ama üretmek ve tüket­ mek. .. Yok etmek -ama var edip sonra yok etmek. .. Gü­neşi suçluyorum - söndürmek gerek bu boş yangını. Bana en uzak yerlerdeyim çoğu
Alıntı