....
Yapıtları kişinin en derin inançlarına meydan okuduğunda bile rahatsız etmeye, kışkırtmaya ve esinlendirmeye asla son vermeyen, anlaşılması güç ve aykırı bir düşünür Nietzsche. Yüz yıldan daha uzun bir süre, düşünsel ve kültürel panoramada çok önemli bir şahsiyet olarak tanındı; dolayısıyla düşüncesiyle ciddi biçim de hesaplaşılması gerekiyor. Bir zamanlar Martin Heidegger’in de belirttiği gibi, bugün düşünen herkes, ister “izinde” isterse“ karşısında” olsun, Nietzsche’nin aydınlattığı yolda veya gölgesinde düşünmektedir. Nietzsche, bugün akademik açıdan gördüğü saygınlık ve “modern bir üstad”ın muğlak konum una sahip olması nedeniyle değil, her şeyden önce bir yaşam felsefecisi olduğu için önemli. Nietzsche’nin yapıtları, insan olmanın ne anlama geldiğine dair en önemli sorularla ilgilenir (Nietzsche, insanı, sorgulayan hayvan olarak tanımlar). Ama Nietzsche’ye göre insan kimliğine ilişkin bu varoluşsal sorgulama, tarihe (özellikle ahlâka), kültüre ve politikaya dair bir anlayıştan koparılamaz.
Nietzsche’nin politik düşüncesi, içinde bulunduğumuz yüzyılın büyük bir bölümünde, bir karışıklık ve huzursuzluk kaynağı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden çok yakın tarihlere değin çeşitli dönemler boyunca sallantıda kalan konsensüs, Nietzsche’nin sonuçta politik bir düşünür olmadığı, temelde, toplum sal dünyanın kaygı ve dertlerinden uzakta, tek başına duran bireyin yazgısıyla ilgilenen birisi olduğuydu. Bu görüş, kendisini Nietzsche’nin Nazi ideologları ve propagandacılarının ellerinde kötüye kullanılmaktan “hırpalanmış” olan yapıtlarını kurtarmaya adamış olan ünlü Nietzsche çevirmeni ve biyografi yazarı Walter Kaufmann gibi kişilerin tipik görüşüydü. Ama bunun sonucu, Nietzsche’nin felsefesinin çok önemli bir yönünün, yani politik görüşünün önünü tıkayan,