• Bize şah damarımızdan daha yakın olanı gökyüzünde aramamıza ne gerek var?
  • Okudum,okudum, okudum....
    her günüme eşlik etti uzun zamandır... Bazen mutlu anlarımda bazen sıkıntılı anlarımda bazen gece uykudan uyanıp, bazen uyku tutmadığında, bazen bir sohbet esnasında çıkarıp, çevirip sayfaları okudum. Mana aradım yaşadıklarıma bazen Mesnevi'nin içinde, bazen de mana çıkardım yaşadıklarımdan Mesnevi'den... Eksik olduğumu değil hiç tamamlanamayacağımın korkusunu yaşadım bazen. İnsan olduğumu değil iyi bir insan olamayacağımın korkusunu da tabi.
    Vicdanımla çok yalnız bıraktı beni, hatalarımla çok yüzleştirdi. Doğru bildiklerimden şüphe ettirdi çoğu zaman da.. Ama hep yol gösterdi okuduğum her kelime her cümle. Okudukça şanslı hissettirdi bana kendimi. Cesaret edememiştim başta okumaya çünkü. ya anlamazsam diye ya anlayıp ders çıkarmazsam diye.
    Yanlış yaşanmışlıklara en doğru dokunuşlar var her kelimesinde.. Hele de inanan biriysen Yüce Allah'ın varlığına.
    Okudum bitirdim ama; her anımda dönüp açıp sayfaları unutmamak ve her an hatırlamak için okumaya devam edeceğim.
    Derinlemesine ve hassasiyetle tercümesini yapan merhum Şefik CAN' a Allah'tan rahmet diliyorum.
    Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi eksik etmeyin hayatınızdan.
  • Bir önsöze bu kadar sinirleneceğimi hiç zannetmezdim.

    Salt bilgi edinme amacıyla aldığım bu kitaptan, tarafsızlıktan son derece uzak, kendi düşüncesini mutlak doğruymuşçasına belirten yorumlar görmek midemi bulandırdı.

    Örnek-1 (Arka Kapak)
    ‘’Dünya üzerinde hayat başladıktan milyonlarca sene sonra, varlıkların en güzeli, en şereflisi, en mükemmeli olan insan yaratıldı.’’

    Varlıkların en ‘’en’’i olan insan tanımlaması ile antroposantrizm (insan merkezcilik) yaparak hafiften ne işler çevireceğimizin işaretini verelim.

    Örn-2 (Aynı yer)
    ‘’İnsanlar yeryüzünde görülüp ve düşünmeye ve hayal kurmaya başladıkları zamanlarda kâinatı ve kendilerini yaratan Tanrıyı aramışlardır.’’

    Eee bunda ne var, diyebilirsiniz ilk başta. Şuna dikkat edin: ‘’Tanrıyı’’. Neden büyük harf? Çünkü, tanrıyla kast edilen tek ve belirli bir tanrı. Örnekle açıklarsak, Yunan tanrıları (dikkat edin küçük) vardır ve bir de, örneğin, İslam’ın Tanrısı (büyük) vardır. Demek istediğim şu ki hangi veriye dayanarak tüm insanların o ‘’Tanrı’yı’’ aradığını iddia ediyorsunuz? Burnuma kötü kokular geliyor, devam edelim.

    (Ayrıca, cümlede ‘’kâinatı ... aramışlardır’’ yargısı geçer, ne kadar saçma? Oraya araştırmak, keşfetmek benzeri bir fiil koyacaktınız da unuttunuz herhalde.)

    Örn-3 (Aynı)
    ‘’Esasen insan yaradılışı itibariyle yaradanı aramak fıtratında halkedilmiştir. Henüz ilmin ışık tutamadığı ve tarihin kaydedemediği, mazinin o karanlık devirlerinde insan, Tanrısını bazen güneşte, bazen yıldızda, bazen denizde, bazen ateşte aramış ve kendi aklınca bulmuş sanarak temsilî heykelini yapmış, mabedini inşa etmiş ve ona tapmıştır.

    Güleceğim aklıma gelmezdi, o ilk cümle anlatım bozukluğundan can çekişiyor. Farklı bir ‘’Bab-ı Âli yüksek kapısı’’ hatası. Hem ‘’insan yaradılışı itibariyle’’ diyorsun hem de yaratılış anlamına gelen ‘’fıtrat’’ı kullanıyorsun, bir de yaratmak anlamına gelen ‘’halketmek’’i üstüne sos yapıyorsun.

    İşsazı İşsizi İşsassız.
    Yaradanı Yaradılışı Yaradılışsız.

    ‘’Tanrısını arıyor’’ hakkındaki düşüncemi tekrar etmeme gerek yok sanırım. Fakat, yazarın aynı cümlede kullandığı kalıbı ben de kullanacağım: kendi aklınca bulmuş sandığı ‘’Tanrısını’’.

    Örn-4 (Aynı)
    ‘’Şu bir gerçek olaydır ki, mağaralarda yaşayan en iptidai insandan, atom devrinin en mütekâmil insanına gelinceye kadar ‘’insanlık’’ hiçbir zaman Tanrısız kalmamış ve Tanrısız yaşamamıştır.

    Hadi canım? Teist olmayanlar(ateist, agnostik, deist) yalan mı söylüyor yani?

    Gidiyoruz alıyoruz adamın kitabını, mitoloji denen şu güzel alanı öğrenmek için, önsözünde saçma sapan şeylerden bahsediyor, kendi bildiğinin doğru olduğunu ve buna her yerde tanık olabileceğinden bahsediyor. Çok meraklıysan, bilimsel bir tez yaz, her insanda ‘’Tanrı’’ya inanma içgüdüsünün olduğuna dair, psikolojik verilerle de destekle. Ya da felsefe mi yapmak istiyorsun, üzgünüm ama bunun yeri, bir mitoloji kitabının önsözü değil.

    Örn-5 (10.Sayfa)
    ‘’Göklerde dönüp dolaşan, tanrı ve tanrıçaların adlarını taşıyan irili ufaklı yıldızlar, kendilerini, kendileri gibi sayısız yıldızları, daha başka birçok güneşleri yaratan ve çok kudretli olan, eşsiz, büyük bir varlığın kendilerine çizdiği yolda, onun koyduğu kanuna boyun eğerek, hiç şaşmadan, birbirlerine çarpmadan, bir saniye gecikmeden, baş döndürücü bir hızla uzayda dönmektedir.’’

    Yıldızlar çapışmıyormuş. Ayrıca bu evren görüşü önemini yitireli yüzyıllar oldu.

    Örn-6 (14.S)
    ‘’Hangi devirlerde yaşamış bulunursa bulunsun, hangi renkten, hangi ırktan olursa olsun, hangi dille ibadet ederse etsin, hangi mabudun önünde eğilirse eğilsin ‘’insan’’, hulus sahibi ise, hakikatte şu veya bu şekilde hep aynı tanrıya tapmıştır ve tapmaktadır.’’ (hulus=içten, samimi)

    ‘’Hulus sahibi’’ insanların aynı Tanrı’ya taptıklarından nasıl emin olabiliyoruz?
    Böyle düşünmeyenler ‘’hulus sahibi’’ değiller midir?

    Neyse, fazla söze gerek yok. Bundan sonra bakmamız gereken ve en önemli olan şey yazarın bu görüşlerini bilimsel bir dille yazılması gereken eserine yansıtıp yansıtmadığıdır. Her ne kadar zor olsa da önsöz göz önüne alınmadan değerlendirme yapılmalıdır.

    Kitabı bitirdiğimde devamı gelecektir.
  • Aşk kelimesindeki harflerin anlamı nedir, biliyor musun?
    Ayın harfi: ibadet, kulluk eden,
    Şın harfi: şükür eden,
    Kaf harfi: kanaat eden demektir.
    Şefik Can
    Sayfa 197 - Kurtuba
  • Aşkın, benim gibi bağrı yanığa ne diye geldi de onu, büsbütün alevlendirdi.
    Şefik Can
    Sayfa 196 - Kurtuba
  • Bahar mevsiminde sevgilinin yüzünden uzak olunca, bayram benim ne işime yarar?
    Şefik Can
    Sayfa 171 - Kurtuba
  • senin aşkından gönlüm kan kesildi de yaş halinde gözlerimden akıyor.
    Şefik Can
    Sayfa 160 - Kurtuba kitap