• "fındık", arapça bir kelimedir. Zaten türkçede F harfiyle başlayan hiçbir kelime yoktur.

    Kürtçede fınıdığa "bindeq" ve "findiq" denir ancak bu iki şekil de arapça kökenlidir.
  • Baştan anlaşalım tuvaletlerden, lağımdan, keneften, özellikle sineklerden ve boktan bahsedilince ıyk, miğdem, iğrenç, booğh vs. tepkileri verebilecek potansiyeldeki arkadaşlarımızı pistten alalım. Çünkü bu kitap tam anlamıyla "ÇOK BOKTAN".

    "BOK YİYİN, MİLYONLARCA SİNEK YANILIYOR OLAMAZ!" (syf 30)
    Şüphesiz kitabın en muazzam, komik ve düşünmeye açık cümlesi.

    En son yazarın yalnızlığını bu denli hissettiğim kitap Sadık Hidayet'in Aylak Köpek kitabıydı. Ama bu kitap bir yönden farklı: Aylak Köpek'te kitap boyunca hep yalnız hissetmiştim ancak bu kitapta git gide derinleşen bir yalnızlığı hissettim. Son 10 gündür başıma gelen birkaç saçma şeyden sonra biriken duygu selimi de işin içine katarsak hiç elimi korkak alıştırmadan her halttan bahsedip deşarj olmayı planlıyorum. Her neyse bu konuya tekrar dönücem başlayalım:
    6 aydır eşiyle beraber olmadığı halde hamile olması haberiyle sarsılan bir adam düşünün. Hele bir de bizim toplumumuzda düşünün felaket çağrıştıran bir durum değil mi?  İşte öyle değil, boşanma kararı aldıkları halde ilginç bir şefkat duygusuna kapılan beyefendi ve hâlâ eşiyle evlenmesi gibi boşanma sürecini de dolu dolu yaşayan biri.
    "Karımın hamileliği artık belli oluyordu. Kulağa masumca gelen bu ifade farklı bir gerçeğe dayanıyor, eğer size şeyi söylesem, nasıl desem ki... Karım benden hamile değildi, yani hamileliğinin yaratıcısı ben değildim. Baba başka birisiydi, o ise hâlâ benim karımdı. Hamilelik ona iyi geliyordu, hareketlerine bir tür dinginlik getirmiş, sivri omuzlarına hoş bir dolgunluk sağlamıştı." (Syf 28)

    Konu bundan ibaret gibi görünse de başta, kesinlikle çok daha farklı ve ilginç bir yere gitmeye başlıyor. Boşanma olayı bunu tetikliyor ve gitgide yalnızlaşan bir adam görüyorsunuz. Ve yalnızlığın dönüştüğü şey gözlem duygusunun uç noktaya varması. Bilen bilir Hüznün Fiziği kitabında da hayvanlara ve bitkilere karşı muazzam bakış açısını, bizim onlara baktığımız gözle acaba onların bizi gördüğü şekil nasıl diye düşündürmüştü kitap boyunca. Ve tadına doyamadığım o kitaptan sonra bu da muazzam oldu.
    Romanlarda bitkilerin üremesinden , tuvaletler, sinekler, hayatımızda rutine binmiş şeylerden bahsedilmesi alışılmışın dışında şeyler ancak bu kitapta hepsinden bolca var.
    Gospodinov kitap için "Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap" diyor. Ama gel gör ki imkânsızı başarmış ve iyi ki de başarmış!
    Buraya kadar geldiyseniz sıkıcı bölümü atlamış ve eğlenceli kısma başlamak üzere olduğunuzu belirtmek isterim.
    Evet tuvalet, yediğimiz besinlerin absorbe edilmesi sonrası işe yaramayan kısmını vücut dışına atmak için kullandığımız aracı.  Bu mudur? Evet budur. Ve yazarın sitemi neden bu kadar doğal bir oluşumu bu denli iğrençlik kategorisine koyup üstünü örtmeye çalışıp, yarım saat sonra gidip o klozete oturuyor olmamız. Bu kadar basite indirgenmeyecek bir konu olduğunu düşünüyorum, belki o niyetle yazmadı yazar ancak ben bir alegorinin olduğunu, çünkü bu doğal sirkülasyonun müthiş derecede ruhumuzla bağdaştığını düşünüyorum. Ruhumuzu, duygularımızı, benliğimizi, ne denli yansıtıyoruz? Saklıyoruz, kimse görsün istemiyoruz, çünkü kokuşmuş, çünkü pörsümüş, çünkü kabul görmeyeceğini düşünüyoruz...
    Hepimizin yaşadığı şeyleri tuvalete gitmek de yalnızken düşünmek de aynı şey. Ancak ikisini de hiçbirimiz yapmıyormuşuz gibi davranıyoruz.
    Cesaretsiziz.
    Tuvalet 2 metrekarelik bir alan ve fiziksel yalnızlık için muazzam ölçülere sahip bir yer. Ancak ruhun yalnız kaldığı yer, boşluk.
    Hem de sonu olmayan bir boşluk ve o boşluğa her bıraktığımız duygunun, kelimenin, yaşantının sonsuzluğa karıştığı ve göz göre göre bıraktığımız şeylerle dolu bir karadelik. O karadelikteki şeylerle dışa yansımamız arasında da uçurumlar...
    Hüznün Fiziği' nde de şu cümlelerinden aynı fikirde olduğumuza kanaat getiriyorum:
    "Ve bizim varolmayışımıza dair -yokluğumuz o kadar yoğun ki, farkedilmemiz için sıradışı bir şeyler yapmamız gerekiyor." (Syf 202) Gospodinov belki de bu romanıyla farkedilmeye çalışmak için sıradışı şeyler anlatmaya çalışmıştır, kimbilir.
    Dostoyevski işi çözmüştü ama o da çaresizdi bu konuda: "... niçin içimizden gelenleri olduğu gibi dosdoğru söyleyemiyoruz? Neden herkes olduğundan daha sert gözükmeye çalışıyor? Bir insan, içini içtenlikle ortaya dökmeyi neden duygularına bir hakaret olarak kabul ediyor?."( Beyaz Geceler- syf 58)

    Ve son olarak "kokuşmuş ruhlarımıza selam olsun!"


    "Tümüyle yok olacağım
    Dedi
    Dinozorlar gibi
    Tümüyle yok olacağım
    Dedi" (Syf 143)

    Keyifli okumalar...
  • ...sahte ve yararsız bilgilerle yastık gibi doldurulmuş,burnu büyük bir ahmak,bir dar görüşlü,kendine göz yuman,hoşgörüyle bakan bir parazit,bir pansiyon sakini,kendisini hiçbir yön,şekil ya da biçimde kanıtlamamış bir yaşlı adamdım o an
  • Zariflik ondaydı, delikanlılığın ak duruluğu ve eski Yunan mermerlerinin bizler için saklamış olduğu güzellik. İnsanın bu çocuğa veremeyeceği şekil yoktu. Ondan bir titan da yapılabilirdi, bir oyuncak da. Ama böyle bir güzelliğin solup gitmeye yazgılı olması ne yazıktı...
    Oscar Wilde
    Sayfa 87 - Can Yayınları - Çev. Nihal Yeğinobalı
  • Ne içindeyim zamanın,
    Ne de büsbütün dışında;
    Yekpare, geniş bir anın
    Parçalanmaz akışında.

    Bir garip rüya rengiyle
    Uyuşmuş gibi her şekil,
    Rüzgarda uçan tüy bile
    Benim kadar hafif değil.
    ...
  • Atatürk ; " asalet " kelimesinin insan vücudunda şekil almış hâlidir.
  • Haya mücadelesinin bu asırda aldığı ihtiraslı ve heyecanlı şekil, beni de ruhumdan hasta etmiştir.