• "Osmanlı Devleti 1231 senesinde Selçuklu ülkesinin Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç havalisinde bir uçbeyliği olarak kuruldu."
  • Cengiz yasasının, Timur tüzüklerinin, hatta İslam devrindeki Hakaniye, Selçuklu, Osmanlı, Akkoyunlu, İran'daki Afşar ve Kaçar devletlerinin kanunnameleri, umumiyetle Göktürk töresinden ve Oğuz töresinden alınmışlardı.
  • Konya’da, yerli ve milli mısır tohumunun ilk hasadı yapıldı. Sonuç: ABD menşeli tohumlardan daha ucuz ve kaliteli. Türkiye’de çoğunlukla mısır tohumunda ABD başta olmak üzere Çin, Fransa gibi ülkelerin tohumları kullanılıyor.

    Sakarya Mısır Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen yerli mısır tohumunun ekildiği Konya'nın Selçuklu ilçesi Tömek mahallesinde hasat yapıldı. Tohumdan alınan ürün ise yüzleri güldürdü.

    Selçuklu Ziraat Odası, Sakarya Mısır Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen “Mısır Çeşitleri Tarla Günü” etkinliği çok sayı da davetlinin katılımı ile Tömek Mahallesinde gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Selçuklu Ziraat Odası Başkanı Mehmet Bacak, artık mısır tohumunda dışa bağımlılığın bitirilmesi gerektiğini ifade etti.

    “YERLİ TOHUM DAHA KALİTELİ”
    Sakarya Mısır Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen Ada, Ada 1, Ada 2 ve Hacıbey isimli mısır çeşitlerini mısır tohumlarını ekerek hasat yapan Cemil Temiz isimli çiftçi, tarlasına aynı zamanda ABD menşeli bir ürünü daha ektiğini belirterek, “Türk tohumundan, ABD menşelisine göre daha kaliteli ürün aldım. Dekarından slajlık 8 ton mahsül kaldırdık. Buradan tüm üreticilere sesleniyorum. Yerli ve milli tohum kullanalım” dedi.

    MISIR ÜRETİMİNDE DIŞA BAĞIMLIYIZ
    Sakarya Mısır Araştırma Enstitüsü Müdürü Ahmet Duman ise, “Türkiye'de mısır üretiminde yüzde 100 dışa bağımlı bir ülke olduğumuza dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Türkiye'de mısır tohumunda ABD başta olmak üzere Çin, Fransa gibi ülkelerin tohumlarının kullanılıyor. enstitü olarak yerli ve milli üretime destek için çalışmalar gerçekleştirdik. Yabancı meşeli bir çuval tohum bugün 300 liradan satılıyor. Dolardaki artışla bu fiyatların daha da yükseleceğini biliyoruz. Biz üreticilerimize çuvalını yüzde 50 daha ucuza veriyoruz. Türk mühendislerine imkan verildiğinde neleri başarabileceğimizi bugün burada görüyoruz ve artık diyoruz ki, tohumda milli ve yerli üretimin başladığı gün bugün olsun”

    YABANCI HAYRANLIĞINDAN VAZGEÇELİM
    Tohum konusunda da maalesef yabancı hayranlığımız devam ettiğini belirten Duman, şu ifadeleri kullandı: “Bugün burada yerli ve milli tohum ile dekardan 8 ton hasat yapıldı.
  •  

    SULTAN SELAHADDİN EYYUBİ (1138-1193)                  

        Selahaddin Eyyub bin Yusuf  (el-Melik el-Nasır Ebu'l Mu?affer Selahaddin Yusuf bin Necmeddin Eyyub)
      1138 yılında Tikrit’de dünyaya gelmiştir . ( Bugün ki Irak da  Dicle Nehri kenarında kurulmuş bir kasaba ). Selahaddin’in hangi etnik unsura ait olduğuna dair bir kaç tez : İbni Haldun Selahaddin’den neredeyse 200 yıl sonra   1375 yılında yazdığı Mukaddime adlı eserinde belirttiği üzere Selahaddin Eyyubi'nin atalarının, Yemen'in Himyeri vilayeti eşrafından Hezbâniyye Kürtlerinin Ravvadi aşretine mensup Araplardan olması  ve bu aşiretin Himyeri bölgesini yüzyıllarca yönetmiş olan Devs hanedanına akraba olmasıdır. Tarihçi Yakubî'nin bir kaydına göre de Revadi Kürtleri, Revvad b. El-Musanna el-Ezdî'den gelir ve bu şahıs da 758 yılında Basra'dan Azerbaycan'a yerleştirilen Yemen Araplarındandır. Zeki Velidi Togan da Eyyubilerin önce Kürtleşmiş sonra da Türkleşmiş bir cenubî Arap sülâlesinden olduğunu desteklemiştir.  Bir başka  Arap Tarihçisi Ebu Farac  Selahadin’in ailsesini  bugün ki Azerbaycan sınırılarında bulunan Davin’den gelen  bir Kürt ailesi olarak belirtir. (Ebul Farac Tarihi (Türk Tarih Kurumu Basımevi Cilt II, Sayfa 401 – 1950) Avrupalı tarihçilerin birleştiği nokta ise Selahaddin’in Kürtlüğü konusudur


     
    Ait olduğu Revadi Kürt Aşireti,  Şeddadi  Kürt Devletine tabi olarak Güney Kafkasya’da varlığını sürdürmekteydi.  ( Bugün ki Ermenistan ile Azerbaycan’ın kesiştiği bölgeler ).   1071 Malazgirt Savaşı’nda Müslüman olmalarından dolayı Selçuklular ile beraber savaşa girdikleri konusunda çoğu tarihçi birleşir. Keza bu savaşın ardından Anadolu’ya ve  daha güney kesimlere yapılan göç dalgasına Selahaddin’in ataları da katılır.
    Dedesi Şadi,  Revadi Kürt Aşireti’nin reisi konumundaydı ve Büyük Selçuklu komutanları ile arası oldukça iyi durumdaydı. Hatta  Minosrky’e göre Necmeddin Eyyub’in Tikrit Bölge komutanlığına getirilmesinde Şadi’nin yakın arkadaşı olan Bağdat Valisi Bihruz’dan ricasının etkisi vardır. Bu sırada Selahaddin’in  amcası Şirkuh’da Suriye hüküm süren Selçuklu Atabeylerinden  İmameddin Zengi ve daha sonra yerine geçen Nureddin  Zengi’nin ordusunda  üst  düzey bir askeri rütbeye sahip idi . ( Şirkuh : Farsça dağ aslanı demektir ) . Necmeddin Eyyub biraz daha dini ve siyasi kişiliği ile ön plandayken Şirkuh ise  askeri açıdan gösterdiği yiğitlik ile ön plandaydı. İleride görüleceği üzere Selahaddin’in   hem dini hem de askeri yapısını kimlerden aldığı daha kolay anlaşılır.
    Ebu Farac,  Necmeddin ve Şirkuh’un  İmameddin Zengi’nin komutasına geçmelerini farklı bir biçimde açıklar. Farac’a göre : Şirkuh Bağdat Valisi Bihruz’un  çok sevdiği bir Hristysan’ı öldürmesi sonucu iki kardeş şehri terketmek zorunda kalmışlardır.  Gibb’ göre ‘’ İmadeddin Zengi'nin ordusu 1131'de Karaca el-Saki tarafından mağlup edildi ve Zengi, Tikrit'e sığındı. Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyub ve amcası Esedüddin Şirkuh  Zengi'ye yardım etmiş ve Tikrit'te hapsedilen Aziduddin el-Mustevfi'nin kaçmasını sağlamışlardır.[ Bunun üzerine Bihruz ile araları açılmış, buna mukabil Musul ve Halep Atabeyi Zengilere yaklaşmışlardır. Şirkuh'un bir Selçuklu yüksek memuru öldürme olayından sonra iki kardeş Zengi'ye başvurmuş ve 1138'de görevinden alınan Necmeddin Eyyub ve ailesi İmadeddin Zengi'nin hizmetine girmiştir.’’(Sir Hamilton Gibb, "The Life of Saladin from the Works of İmad ad-Din and Baha ad-Din," Oxford, Clarendon Press, 1973.)
    Annesi  Selçukluların Harim emiri Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harim'un kızkardeşidir.  Ailesi  Selahaddin oğduktan birkaç gün sonra malum durumlardan dolayı Tikrit’ten ayrılmak zorunda kalmışlardır.  Babasına İmameddin Zengi tarafından idaresi verilen Baalbek ve Şam’da çocukluğu geçmiştir. Askeri alanlardan çok dini eğitimine  önem vermiştir. Daha önce bahsettiğimiz gibi askeri yönleri daha çok yirmili yaşlarında ortalarında  amcası Şirkuh’un etkisi ile gelişecektir.
    Büyük Selahaddin’in doğuşu , İmameddin Zengi’den sonra Zengi  Hanedanlığı’nın başına geçen Nureddin’in Mısır’daki iç karışıklıklar ve Haçlı tehlikesi sonrası kendisinden yardım isteyen Mısır Halifesini yardım cevabına karşılık Şirkuh’u Mısır’a göndermesi ile başlar. 1163 yılında Şirkuh Mısır’a hareket eder ve bu sırada 25 yaşında olan Selahaddin’de amcasının yanında bu göreve katılır. Burada ilk  parlak zaferi İskenderiye’ye yapılan bir Haçlı Seferi’nde  amcası Şirkuh’ın savunduğu kanadın yenilmesine rağmen ordunun sol kanadında Kürt Süvari birliklerini yöneten Selahaddin’in zafer kazanmasıydı .
    1169 yılında Fatımi Halifesi veziri Şavar’ın saltanatını devam ettirmek için Haçlılarla iş birliğine girdi. Şirkuh hem  Haçlılar ile hem de Fatımiler ile mücadele etmek zorunda kaldı. Daha sonra Şavar’ı ihanetinin cezası olarak öldürttü. Olaydan iki ay sonra ise kendisi vefat etmiştir. Bu siyasi konjoktür’de  31 yaşındaki Selahaddin Mısır vezirliğine  getirildi.
    1171 yılına gelindiğin de Mısır Şii Halifeliği’ne son verek Abbasilere  bağlılığını ilan etti. Fakat  1174 yılında Nureddin’in vefatına kadar Zengi’lere tabi kalmıştır.  1177 yılında  Kudüs’ü alma girişiminde bulundu fakat yapılan savaşta IV.Boudin’e yenildi. Bu mağlubiyet sonrası öncelikle bölgesinde  hakimiyetini tesis etme faaliyetlerine girişti. Özellikle  Müslümanların hac yolarını güvence altına alması, tüm İslam camiası içinde Selahaddin’in popülaritesini üst seviyeye getirmişti . Endülüs’ten hac görevini yapmak için yola çıkan ünlü seyyah İbn Cubeyr geçtiği yollardaki sükûnet dolayı Selahaddin’i övmekten geri durmaz ve onun İslam dünyasının kurtuluşu olarak görür.( İbn Cubeyr , Sıhle )

     

     HİTTİN SAVAŞI  1187
     Selahaddin, Kudüs’ü almaya daha önce de kalkışmış idi, fakat aldığı mağlubiyetten iyi ders çıkardığından bu fethi aşamalar ile  gerçekleştirme yoluna gitti. Öyle ki Kudüs yakınlarında ki su kuyularını kapatarak şehri susuz bırakmak gibi önemli planlar ile kuşatmanın kırılmasını  sağladı. Aylar süren kuşatma 2 Ekim 1187 yılında sonra erdi ve şehir 88 yıl sonra Müslümanların eline geçmişti. Bu durum İslam dünyasında Selahaddin’i en yüksek siyasi figür haline getirmişti.  Bundan sonraki hayatında da özellikle Haçlılar ile savaşlar ile geçmiştir.
    III. Haçlı Seferinde , İngiliz Kralı Richard ( Aslan Yürekli Richard ) ile mücadelesi uzun ve  iki tarafı da tüketen bir savaşlar silsilesi oldu. Bu iki hükümdarın savaşı Avrupa’da en çok  anlatılan halk hikayeleri arasında gösterilmiştir. Yaşamının son yıllarında Selahaddin, Şam’a çekildi. 1193 yılında burada vefat etti Türbesi bu şehirdedir. Öldükten sonra  oğulları toprakları aralarında paylaştı ve bu büyük hükümdarın mirasını kısa zamanda yok etmeyi başardı.
    Ordusunda Türklerin hayli fazla olması, Annesi’nin  Türk olması ve  erkek kardeşinin adının Türk ismi olan Tuğtekin olması  bazı  Türk tarihçilerini Selahaddin’in hemen Türk olduğuna  dair ucuz bir kanaate itmesi bilimsel açıdan kolaya kaçmaktan öte değildir. Nitekim  o mantalite ile gidersek 36 Osmanlı Padişah’ından kaç tanesinin isminin Türkçe  ve annesinin Türk olduğu sorusunu sormak da fayda vardır.
     

    Salih ÇAKIR
  • 1)Hükümdar, devlet işleri için âlimler ve cihan görmüşlerle istişare etmelidir.

    2)Hükümdar, memleket meselelerinde acele etmemelidir. Kuşkulu bir durumda, konunun doğrusunun ortaya çıkması için araştırılmasını emretmelidir.

    3) Hükümdar, görevlerini eksiksiz yerine getirip getirmediklerini görmek için adamlarını gizli bir şekilde sürekli denetlemelidir.

    4) Hükümdar, haftada iki gün Dîvân-ı Mezâlim’e oturup, halkın şikayetlerini bizzat dinlemelidir.

     5) Hükümdar, memurlarına, halka kibar davranmalarını öğütlemeli ve onları denetlemelidir.

     6) Meselelere anında müdahele edilebilmesi için hükümdarın dört bir tarafta casusları olmalıdır.

     7) Hükümdar, her şehirden dini hükümleri kollamakta dikkatli, kalbinde daima Allah korkusu taşıyan, içinde kin ve düşmanlık beslemeyen kişiler bulup seçerek kendilerine şöyle buyursun: “Bu şehri ya da bu bölgeyi sana emanet ediyoruz; ahirette Hak Teâlâ’nın bizi sorumlu tuttuğu şeyden biz de seni sorumlu tutarız.”

     8) Hükümdar; din işlerinin tetkikini, farz ve sünnetlerin muhafazasını, Allahü Teâlâ’nın buyruklarının icrasını ve din ulemasına ihtiram ve geçimlerini Beytü’l-Mâl’den teminini sağlamalıdır.

     9) Hükümdar, vazife verme yetkisini sadece bir kişiye vermeli ve bu kişi birini görevlendireceği zaman bizzat kendisi görevlendirmelidir. Bu görev verildikten sonra zât-ı âlilerinin huzurunda imza edilmedikçe icra edilmemelidir.

    10) Hükümdar, önemli bazı geçitlere düzenli bir şekilde haberci göndermelidir. Bu işin hükümdar geleneği olduğunu göstermek, 50 fersahlık bir bölgede gece gündüz meydana gelen bütün olaylardan haberdar olmak demektir
  • [1] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [2] Selçuk Bey’in kaç oğlu olduğu konusu kaynaklarda değişiklik göstermektedir. Selçuklular ile ilgili yazılmış olan bütün kaynaklarda (Târîh-i Güzîde, Meliknâme, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcûkıyye, vb.) Mikâil, Arslan ve Mûsâ yer almaktadır. Birtakım kaynaklarda ise farklı olarak Yûsuf ve Yûnus isimleri de zikredilmektedir. İbrahim Kafesoğlu’na göre Yûnus adı, Yûsuf’tan bozularak aktarılmış olabileceğinden Kafesoğlu’na göre Selçuk Bey’in dört oğlu bulunmaktadır. Daha fazla bilgi için: İbrahim Kafesoğlu, Selçuk’un Oğulları ve Torunları, Türkiyat Mecmuası, Cilt 13, 1958,  Sayfa 117-130.

    [3] Mehmet Altay Köymen, Mikâil Bey’in vefat tarihinin 987 – 992 yılları arasında olabileceğini belirtirken (Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000. Sayfa 32); Ömer Soner Hunkan, 1004 tarihinden sonra olma ihtimali üzerinde durmaktadır (Ömer Soner Hunkan, Türk Hakanlığı (Karahanlılar), IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2011, Sayfa 211).

    [4] Hazar Denizi ile Kaşgar arasındaki Türk beylerine verilen unvan.

    [5] Selçuk Bey’in vefat tarihini 1007 ve 1009 olarak veren farklı kaynaklar mevcuttur. Selçuk Bey hakkında detaylı bilgi için: Abdülkerim Özaydın, Selçuk Bey, TDV İslâm Ansiklopedisi.

    [6] Tuğrul-Çağrı Beyler ile Arslan Yabgu arasında başlayan ve sonraki süreçte de devam eden Selçuklular-Yabgulular çatışması hakkında detaylı bilgi için: Sefer Solmaz, Selçuklu Tarihini Derinden Etkileyen Bir Olay: Selçuklu-Yabgulu Mücadelesi, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 35, 2014, Sayfa 545-575.

    [7] Çağrı Bey’in Anadolu keşif akınının başlangıç ve bitiş tarihi ihtilâflı bir konudur. Ermeni yazar Arisdages1016 tarihinde başladığını belirtkirken, diğer bir Ermeni yazar olan Urfalı Mateos 1018 tarihini vermektedir. Claude Cahen, 1029; Osman Turan, 1018; İbrahim Kafesoğlu ve Mehmet Altay Köymen ise 1016 tarihini vermektedir. Bunun dışında; Ömer Soner Hunkan, akının 1029-1035 tarihleri arasında olabileceğini söyler. Akın ile ilgili detaylı bilgi için bknz: Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, Sayfa 7-10; Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [8] İran’ın Meşhed şehrinin yakınlarında antik bir şehir.

    [9] Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, Sayfa 9.

    [10] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 221.

    [11] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [12] Arslan Yabgu ve liderlik dönemindeki olaylar hakkındaki yazılarımız

    [13] Selçuklular fiilî olarak Tuğrul ve Çağrı Beyler tarafından yönetilse de Mûsâ Bey, adetler gereği ‘Yabgu’unvanını kullanmıştır.

    [14] İbnü’l-Verdî: Tetimmetü’l-Muhtasar fî Ahbâri’l-Beşer (Bir Ortaçağ Şairinin Kaleminden Selçuklular), Tercüme ve Notlar: Mustafa Alican, Kronik Kitap, İstanbul, 2017, Sayfa 24.

    [15] Gazneli Mesûd hakkında detaylı bilgi için: Erdoğan Merçil, Mes’ûd b. Mahmûd-ı Gaznevî, TDV İslâm Ansiklopedisi.

    [16] Ayşe Dudu Kuşçu’ya göre Altuncan Hatun, daha önceki Harezm hâkimlerinden Harizmşah Harun’un eşidir. Altuncan Hatun hakkında detaylı bilgi için: Ayşe Dudu Kuşçu, Selçuklu Devlet Yönetiminde Kadının Yeri ve Altuncan Hatun Örneği, Selçuklu Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, Sayfa 173-191, Konya, 2016.

    [17] Alp Arslan’ın hayatını anlattığımız yazımız

    [18] İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-taleb fî târîhi Haleb (Seçmeler) – (Biyografilerle Selçuklular Tarihi), Tercüme, Notlar ve Açıklamalar: Ali Sevim, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1982.

    [19] Gazneli Mesûd’un kardeşi.

    [20] Gazneli Mesûd’un oğlu.

    [21] İbrâhim Yınal’ın isyanları ile ilgili yazımız.

    [22] Çağrı Bey’in vefat tarihi tartışmalı bir konudur. Detaylı bilgi için: Osman Gazi Özgüdenli, Selçuklu Paralarının Işığında Çağrı Bey’in Ölüm Tarihi Meselesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı 35, 2004, Sayfa 155-170.

    [23] Hatice Arslan Hatun, Abbasîlere gelin giden ilk Selçuklu kadınıdır. Nisan 1056 tarihinde Abbasî halifesi Kâ’im bi-Emrillâh ile evlenen Hatice Arslan Hatun, halife vefat edene kadar (1075) onunla evli kalmış, bu evlilikten çocuğu olmamıştır. Daha fazla bilgi için: Suat Kaymak, Abbasi Sarayının İlk Selçuklu Gelini: Hatice Arslan Hatun, Yedi Kıta Tarih ve Kültür Dergisi, Sayı 76, Sayfa 48-52, 2014.
  • İbrâhim Yınal’ın İsyanı ve Çağrı Bey’in Vefatı

    İbrâhim Yınal; Tuğrul ve Çağrı Beylerin amcası Yusuf Yınal’ın oğlu, aynı zamanda ikilinin üvey kardeşidir. 1050 ve 1058 yıllarında olmak üzere iki defa taht için isyan etmiş [21], ilk seferdeki başarısızlığına rağmen ikinci seferinde Tuğrul Bey’i kuşatma altına alarak zor durumda bırakmayı başarmıştır. Tuğrul Bey bunun üzerine Bağdad’da bulunan eşi Altuncan Hatun ve Vezir Amidü’l-Mülk Kündürî ile, Horasan’da bulunan Çağrı Bey ve oğullarından yardım istemiştir. Bir yandan Altuncan Hatun yardıma gelirken, diğer yandan Çağrı Bey yardıma oğlu Alp Arslan’ı göndermiş, Çağrı Bey’in diğer iki oğlu Kara Arslan Kavurd (Kirman’dan) ve Alp Sungur Yâkûtî (Anadolu sınırından) de yardım için yola çıkmıştır. Sonucunda, Temmuz 1059 yılında meydana gelen savaşta İbrâhim Yınal mağlûp olmuş ve idam edilmiştir.

    Çağrı Bey, canından can bildiği kardeşi Tuğrul Bey için yaptığı bu son yardımın ardından; Ağustos-Eylül 1059 tarihinde Horasan’da vefat etmiş [22] ve Merv şehrinde oğlu Alp Arslan tarafından yaptırılan türbeye defnedilmiştir. Mezarının yeri bilinmeyen Çağrı Bey’in, bilinen altı oğlu (Alp Arslan, Alp Sungur Yâkûtî, Kara Arslan Kavurd, Süleymân, İlyâs, Arslan Argun) ve dört kızı (Hatice Arslan Hatun [23], Safiyye Hatun, diğer ikisinin adı bilinmemekte) olduğu bilinmektedir.