"Gerçekten Evgenia, bazen kaybolduğumu hissediyorum. İnancım sarsılıyor. Doğruluğundan emin olduğum düşüncelerin hayat karşısında paramparça olduğunu görmek çok yıpratıcı. Karanlığın ortasında buluyorum kendimi. Doğru neydi, yanlış neredeydi, hakikat hangisiydi, bilemiyorum. Ne var bunda diyeceksin, her insan yanılır. Öyle olmuyor, bizim yaptığımız yanlışların bedeli çok ağır. Bak Zekai bir hata yaptı, bunu canıyla ödedi. Evet, bizim yanlışlarımız, insanların hayatına mal oluyor. O yüzden Ali'nin söyledikleri hiç de yabana atılacak laflar değildi."
Durgunlaşmıştı Evgenia.
"Anlıyorum, işin tuhafı Ali'yi de anlıyorum. Belki ben de polis olsaydım, bu vakalarla karşılaşsaydım Ali gibi düşünürdüm. O çocukların halini görmek, her gün suçsuz günahsız kurbanlarla karşılaşmak herkesi katılaştırabilir. İnce düşünmekten vazgeçersin, anlamak yerine yargılamayı tercih edersin, mahkum etmeyi, hatta yok etmeyi... Bu, en kolayıdır. Zor olan, senin yaptığın, suçlu da olsa, kötü de olsa insanı anlamaya çalışmak. Asıl önemli olan bu. Çünkü kötüler gider ama kötülük kalır. Eğer insanların neden kötülük yaptığını anlayamazsak, nasıl önlenir ki bu musibet?"
Şefkatle bakıyordu. "Sen doğru olanı yapıyorsun Nevzat, karşındaki cani de olsa insanı anlamaya çalışıyorsun. Bunda hiçbir yanlış yok, çünkü suçluları hoşgörüyle karşılamıyorsun, hiçbir zaman onları affetmiyorsun, hiç öyle görmedim seni. O yüzden kendini yeme boşuna. Ama suçlulara gösterdiğin anlayışın bir parçasını Ali'ye de gösterebilirsin. Buna hiç itirazım olmaz..."