Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Ne diyebilirim ki babacığım, dünya daha iyi bir dünya değil. Her şey çekilmez bir hal aldı. Kabaca özetleyeyim istersen. Büyük bir ekonomik krizden geçiyoruz, Amerika özgürlük ve demokrasi uğruna cinayet işliyor, doğuda-batıda silah ticareti devam ediyor, Afrika’da açlık-sömürü-salgın üçgeninde her dakikada onlarca insan ölüyor, Avrupa’da eline silah alan okul basıyor, faili meçhul cinayetlerin failleri hâlâ ve fena halde meçhul, kaçak işçiler kaçak atölyelerde çürüyor, tersaneler eğitimsiz işgücüne mezar oluyor, gazete manşetlerinde sıfatlar kirliliği sürüyor –bilirsin işte; derin devlet-sarı sendika-yeşil sermaye–, dünyanın bir köşesinde çocuklar beş yaşına gelmeden ölürken bir diğer köşesinde beş dakikada bir estetik ameliyat yapılıyor, genetik araştırmalar aldı başını gitti… Efendim? Bu kadar yeter mi dedin? Yetmez babacığım, söylenecek daha çok şey var, gerçeklerin yanında bu dediklerim çerez kalır. Gerçi bildiklerimiz de birtakım egemen güçlerin, sermaye gruplarının, iktidarların, artık ne dersen de onlara, işte o orostopolların yutmamızı istedikleri drajelerle sınırlı.
Alıntı
Reklam
Harran'lıyız.
Hoşgeldin.. Alkol yok. Fahişeler yok. Sendika yok. İş, yarın sabah beş buçukta başlıyor.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Hep aynı teraneydi. Aralarında en aptal ya da en korkak olanı seçerler, çünkü seçilmeyi bir tek o istiyordur; sonra da sendika temsilcisine aptal ya da korkak olduğu için küfrederler.
Sayfa 60·Kitabı okuyor
Edebiyat & Roman
MPEAA
1946 – MPEAA'nın [Motion Picture Export Association of America] kuruluşu: Bu kez Amerikan dağıtım şirketlerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu çok özel "sendika", Hollywood'un savaş sonrası stratejisinin de beyni olmuştur. (...) MPEAA'nın ilk başkanı olan Eric Johnston, yöntemleri konusunda şunları söyleyebilmektedir: "Biz, Amerikan ekonomisinin, yabancı ülkelerin hükümetleriyle doğrudan ilişki kurabilen tek sektörüyüz. (...) Bir ülke dağıtımımızı kısıtlamak isterse, hemen o ülkenin Maliye Bakanı ile temas kuruyorum. Tabii tehdit etmeksizin, ona diyorum ki, şu anda filmlerimiz, ülkemizdeki sinema salonlarının yarıdan fazlasını ayakta tutuyor. (...) Bakan gene kısatlamalarında ısrar ederse, başka yöntemlere başvuruyoruz. Bu yöntemler arasında boykot var örneğin. Ya da bize engel olan yüksek memurların değişmesini sağlıyoruz."
Sayfa 235·Kitabı okuyor
Alıntı
Ekmek Kavgasının Gölgelediği Küresel Yıkım
Sömürücülere karşı sömürülenlerin tarafını tutmamız gerektiği yolunda, tarihi ve etik açıdan etkileyici bir sav yok mu? Var tabii, ama acilen elde edilecek kazanç uğruna, temel ilkeyi feda etmek pahasına değil. Bir yüzyılı aşkın zamandan beri kamuoyu, işçilerin davasını, onların sendikalarını ve partilerini, kapitalistlere ve işverenlere karşı desteklemiştir. Ancak işçilerin yaptığı her iş, Dünya halkları için hayırlı değildir. Bertolt Brecht , bir şiirinde, Teb kentini ve piramitleri kralların değil işçilerin kurduğunu vurgular. Ne var ki, Hiroşima ve Dresden‘i imha eden bombaları kimin yaptığını sormak aklımıza gelmez. Yöneticiler tabii, ama işçiler olmadan bunu yapamazlardı. İşçi sınıfı; top tüfek ve tank yapımındaki kendi katkılarını protesto etmek için birkez olsun sesini yükseltmiş, bildiri dağıtmış ya da greve gitmiş değildir. Oğullar ve kızlar, ana babalarının yaptığı silahlarla öldürülüyor. İşçiler daha yüksek ücret, daha az mesai için greve gidiyorlar. İnsanları öldürerek gelişen sanayi içinde oynadıkları role karşı grev yapmıyorlar. Tarih boyunca hiçbir sendika, işçilerin silah endüstrisine katkıda bulunmasını protesto için greve gitmiş değildir. 1 saat için bile. Hiroşima‘nın bombalandığı ve tüm dünyanın ebediyen değiştiği o 6 Ağustos gününde bile protesto için bir saniye grev yapmamışlardır. Her zamanki gibi taraflar bu kez işçi sınıfı, işini muhafaza etmek ve gelirini artırmak gibi kısa görüşlü çıkarlarını korumakla yetinmiştir. . Nestle işçileri, UNICEF ve WHO raporlarına göre yalnız Üçüncü Dünya’da her yıl bir milyonu aşkın çocuğu dolaylı olarak ölüme götüren anne sütü benzeri mamullere karşı hiçbir zaman greve gitmemişler, hatta basında bir bildiri bile yayınlamamışlardır. Balıkçı gemilerinde çalışanların hiçbiri avlanma yüzünden balıkların
Sayfa 136
Reklam
Reklam