ezgi barut

Dan Brown, senin alışveriş listeni bile okurum.
10/10
·495 syf.··
2021 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2021 15:50
Sizlere merhaba demiyorum ya da iyi akşamlar dilemiyorum. Çünkü bunu diyerek Melekler ve Şeytanlar'a 5 saniye de olsa geç kalmak istemiyorum. Eyvah, stresten bunu belirtip daha da vakit kaybettim galiba. Neyse... Kitabı bitirdikten sonra kendimi 8 farklı yerden bıçaklamak istedim. Çünkü bu serinin ilk kitabını okumak yerine kuzenimle filmini izlemiştim. Film güzel olsa da asla okumanın yerini tutmuyor, hele okunacak olan Dan Brown ise.. Lise son sınıfta tanıştım bu değişik ama bir o kadar da merak uyandırıcı adamla. Dijital Kale'sini okudum. Olağanüstü bir kitaptı. Direkt diğer kitaplarını okumak için seferberlik ilan ettim kendimce. Yalnız diğer kitaplarının bir seri olduğunu öğrenince YKS sınavını atlattıktan sonra okumaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü bu garip adamı okumak zevkli olduğu kadar yorucu da. Beyniniz bir motor gibi çalışıyor. Yalnızca bir roman okumuş olmuyorsunuz. Velev ki uzun süredir kitap okumuyorsunuz ya da kitap okuma alışkanlığınız olsun istiyorsunuz. O halde ne yapın biliyor musunuz? Bu değişik adamı okuyun. Sağlam kalemi ve o akıcı anlatımıyla kitaplara sarılıp uyumak istiyorsunuz. Lakin ilk kez Dan Brown okuyacaksınız bu kitapla başlamayın. Rotanız şu şekilde olsun: 1-) Melekler ve Şeytanlar 2-) Da Vinci Şifresi 3-) Kayıp Sembol 4-) Cehennem 5-) Başlangıç Kitaba gelecek olursak; Robert Langdon serisinin ikinci kitabı olan bu kitap, seri içinde en çok okunan kitabıdır. Bu kitap sayesinde serinin ilk kitabı olan Melekler ve Şeytanlar kitabı daha çok adını duyurmuştur. Dan Brown,  eserinde anlattığı  bu konular nedeni ile  afaroz edilmiş, Vatikan’ın kara listesine de girmiştir. Dan Brown’un bu romanındaki iddialarının kimilerinin aksiispat edilmiş, kimi iddialarının ise gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkarılmıştır. Buna rağmen
1000Kitap
Da Vinci ŞifresiDan Brown · Altın Kitaplar · 200352,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Olağanüstü Bir İfade Gücü
Puan vermedi·328 syf.··
2020 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2020 21:26
Kitabı ikinci kez okudum.İlkinde, sanırım yaşım küçük olduğu için aklımda kalan tek şey Felix'in aşkıydı. Şimdi ise beni en az etkileyen nokta "aşk" oldu. Kitapta aşkın anlatıldığını zaten baştan biliyordum .Ben, aşkın kendisinden çok güzel ifade edilişini sevdim bu romanda. Aşkı ile ön plana çıkan üç kahramana bir bakmak isterim: Felix: Çocukluğunda ailesi ve çevresi tarafından hiç sevilmemiş. En temel ihtiyaçları bile tam karşılanmamış. İçinde dolduramayacağını sandığı büyük bir boşluk var. O yüzden güzel ve kendinden yaşça büyük bir kadını sevmesi şaşılacak bir şey değildi. Felix, Henriette'in anneliğine de hayrandı. Çünkü kendi annesinden hiçbir zaman "annelik" görmedi. Henriette: Kendinden önce ölen üç ağabeyi var. Tek çocuk. Paranın ve soyluluğun miras kalabileceği tek kişi ve bu bir kız. "Kız"olarak doğması annesi tarafından asla bağışlanmamış. O da sevgisiz ve ilgisiz bir çocukluk geçirmiş. İçinde öyle bir beğenilme tutkusu var ki erdemli olacağım diye çıldırdı sonunda. İçindeki derin boşluk kocası tarafından görülmeyince onun da Felix'e bağlanması normaldi. Daha romanın başında Felix'e aşkını açıklamazken ve Felixsi de açıklamaması için sustururken onun daha çok seven taraf olduğu hissediliyordu. Lady Dudley: Onun Felix'e tutkusu klasik bir söylem: "Kaçan kovalanır". Başka bir kadını çok seven erkeğe diğer kadınlar tarafından hayranlık beslenmesi... Ayrıca Lady Dudley'in gözünde Felix bir bakir. Oyunları oynayacağı tecrübesiz bir oyuncak. Yani işin bu kısmı bana ilginç gelmedi. Başka kitaplarda da karşımıza çıkabilir. Beni asıl ilgilendiren olayların anlatılışı. Yani edebi dil... Aşkın bu kadar çok yönünün ele alınabilmesi, kelimelere bu denli özenli dökülebilmesi beni şaşırttı. İnsanları bu kadar iyi analiz edebilmek, karmaşık duyguları bu denli
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202553,1bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2018 27. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2018 00:00
Yazacaklarım karnı tok bir insanın yazdıklarıdır. Bunları okuyacak olanlar da toktur. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Ama birazcık empati bizi kurtarır. Kitabın konusu kısaca şu şekildedir: “Açlık romanı, yazar olmak amacıyla Kristina’ya gelmiş, bir taraftan açlık ve sefaletle boğuşurken diğer taraftan hayallerini gerçekleştirmeye çalışan genç bir insanı anlatır. Başkarakterimiz Andreas Tangen, tek ideali yazar olmak olan, oldukça gururlu ve alçakgönüllü ama bir o kadar da aç ve sefil biridir.” Kitap da bunun üzerinden gelişir. Yazar kitapta bizden şu sorulara cevap vermemizi istemiştir: Her roman, her edebi roman, romanın sınırları içinde insan varoluşunu, gizemini keşfetmeye çalışıyorsa açlık bunun neresindedir? Açlığın iradeye etkisi nedir? Olaya biraz farklı bakınca sanki etrafımızda olan iyi ve kötü her şey açlık gibi geliyor bana. Güç istenci, hükmetme, sömürme, savaş, kapitalizm, emperyalizm, cinayet, tecavüz, ölüm, hastalık, kumar, para, merak, …: Açlık. Sevgi, aşk, arkadaşlık, bilgi, ilgi, inanç, okumak, yazmak, sanat, ..: Açlık. Yaşamın ve ölümün arasına durmuş en geniş kapsamlı kelime ya da olgulardan biri açlık. Bu kadar geniş kapsamlı bir kelimenin insan varoluşuna olan etkisi kesinlikle yadsınamaz. Kitapta açlığın kahraman için artık varoluş sebebi haline geldiğini görürüz. Açtır ama gururludur. Yazdığı yazıların bir gün kendini hiç aç bırakmayacağını düşünür. Ama bu isteğine ne kadar ulaşabilmiştir? Bir nevi kahraman her gün aç olmak için yaşatılır. Yazar her gün aç olarak yaşamanın imkânsızlığının farkında değil miydi sanki? İşte işin ironisi de buradadır. Açlığı varoluş sebebi haline getirmek gerçekten büyük bir ironi ustalığı ister. Hamsun da
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
İnci - John STEINBECK
9/10
·101 syf.··
2021 78. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2021 22:04
Ah John Steinbeck! Seni her okumuşumda bu kadar duygulanmak zorunda mıyım?.. İnci, öyle bir kitap ki, daha ilk satırları okurken etki altında kalacağımı hissettim. Ama o etkinin bu denli büyük olmasını beklemiyordum. Uzun zaman oluyor bir kitaba "9" puan vermeyeli. Notu kıt öğretmenlerdenim sanırım. Kısa bir eser, John Steinbeck'in hayatı, eserin künyesi, Tomris Uyar'ın muhteşem sunuşu ve kısa ama etkileyici altı bölümden oluşuyor. Elinize en fazla iki defa alırsınız. Mekan ve psikoloji betimlemeleri başarılı, verilmek istenen mesaj net bir şekilde verilmiş. Steinbeck yaşadığı coğrafyaya sığmayan, o coğrafyanın kabullenemediği insanları öyle güzel anlatıyor ki... Hele o her şeye rağmen var olan umutları... "Oğlumuz okuma yazma öğrenmeli." Bunun bile çok zor olduğu bir coğrafyada böylesine bir ideal için çabalayan bir aile, çocukları için canını verecek bir anne ve tüm bunlardan habersiz minicik bebekleri... İçimi dökeceğim şimdi adı "spoiler" olacak. Kötü bir alışkanlığım var. Kahvaltılarda Kemal Sunal filmleri izlerim. Bu sabah "Talih Kuşu" filmini izledim. İkramiye çıkmadan önce kendisine bayram hakkı bile tanınmayan Osman Abalı zengin oldu sanılınca etrafı tarafından çok farklı muamele görüyor ve filmin sonunda hiçbir zenginliği istemiyordu. Eser tam da o filmin üzerine geldi. Bir "inci" ile hayatı değişen bir aile... Hep şunu söylerler: para insanı değiştirir diye. Para, parayı bulandan çok onun çevresini değiştiriyor sanırım. "Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu." Her şeyin dozunu kaçırıyoruz. İstemenin bile: "Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir.
Edebiyat
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,9bin okunma
İnsanın Anlam Arayışı - V. FRANKL (Birer mazoşistiz hepimiz!)
9/10
·166 syf.··
2022 49. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2022 16:22
İkinci Dünya Savaşı yılları, Meşhur toplama kampları... Ne kitaplar yazıldı ne filmler yapıldı. Ama hiçbiri yaşayan biri kadar anlatamaz yaşanan acıyı! Peki onlar bunu anlatmak isteyecek mi? Hangi kelime orada yaşananları dile getirmeye yeter ki? Ya da bu onları bu acıları yeniden yaşamaya itmek olmaz mı? "Yaşadık­larımız hakkında konuşmayı sevmiyoruz. Onları yaşamış olanla­rın hiçbir açıklamaya ihtiyacı yok. O olayları yaşamayanlar ise ne o zaman hissettiklerimizi ne de şimdi hissettiklerimizi anla­yabilir." (s. 20) Acıları anlatamaz dediysem bu konuda yapılan çalışmaları da yabana atmak istemiyorum! " Çizgili Pijamalı Çocuk," gerek kitabı gerekse filmi yüreğimi dağlamıştı. Yaşamadan bilemeyiz ateşte yanan insanın etinin kokusunu! Ya da çok az insan "Hayat Güzeldir" filmini ağlamadan bitirebilmiştir. O kemik yığınlarını üst üste görmek... Ve tabii "Piyanist" +Lütfen ateş etmeyin, ben Polonyalıyım. - Neden o zaman o lanet Alman paltosunu giyiyorsun? + Üşüyorum. Evet hepsi birer başyapıt! Ama hangi çalışmayı okursak ya da izlersek izleyelim o günleri yaşayanlar kadar acıyı hissedemeyeceğimiz ya da anlatan birinin ağzından dinlemediğimiz sürece o acıyı yaşamanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz bir gerçek! İşte yaşayan biri: Viktor E. Frankl! “Kitaplar yalan söylüyor!” İnsanın, şu kadar saat uyumaksızın yaşayamayacağı söylenirdi. Kesinlikle yanlış! (s. 31) İnsan en güçlü performanslarını en zor dönemlerde sergiler. Hayatta kalma güdüsü bunda oldukça etkilidir. "Öyle yaşayamam böyle yaşayamam" safsataları gerçekten öyle bir durum karşısında kalınca gereksiz birer cümle olmaktan öteye gidemezler. Ya aklı destek olur ya da destek olacak bir aklı bile kalmaz belki de! "Aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yok­tur." (s. 34) Eserde anlatılanlar Friedrich Nietzsche,
Psikoloji
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,5bin okunma