Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı
Thomas Hobbes
"İmkânsız şeylere inanılmasını emretmek. Bir dini kuran kişinin bilgelik şöhretini azaltan veya, o din bir kez artık kurulmuş ise, bu şöhreti arttıran, çelişkili şeylere inanılmasını emretmektir: çünkü bir çelişkinin her iki kısmı birden doğru olamaz: ve dolayısıyla bunlara inanılmasını emretmek bir cehalet belirtisidir; bu, kurucunun cehaletini açığa vurur; ve doğaüstü vahiyden geldiğini söyleyeceği bütün şeylerde onu güvenilmez yapar: bir insan, doğal aklın üzerinde pek çok şeyle ilgili vahiy alabilir, fakat doğal akla aykırı vahiyler alamaz. Kurdukları dine aykırı şeyler yapmak. Başka insanlarca inanılmasını istedikleri şeylere kendileri tarafından inanılmadığının işareti olarak görünen şeyler yapmak veya söylemek, içtenlik şöhretini azaltır; dolayısıyla, bütün bu yapmalar veya söylemeler utanç vericidir; çünkü bunlar, adaletsizlik, vahşet, küfür, tamah ve sefahat gibi, insanı din yolundan saptıran engellerdir. Bu köklerden kaynaklanan işleri devamlı olarak yapan birisinin, daha küçük kabahatler için başka insanları korkutmakta kullandığı görünmez bir güç olduğuna kendisinin inandığını kim söyleyebilir ki? Özel amaçlar peşinde koşulduğunun açığa çıkması, sevilme şöhretini azaltır: başkalarından talep ettikleri inancın, sadece veya özellikle kendileri için güç, servet, şan ve şeref veya rahatlık elde etmeye yaradığı veya öyle göründüğü zaman, sözgelimi. Çünkü, bir insanın, sadece kendisine fayda sağlayan bir şeyi, başkalarını sevdiği için değil, kendi çıkarı için yaptığı düşünülür. Mucizeler hakkında kanıt olmaması. Son olarak, tanrısal çağrı hakkında insanların gösterebileceği kanıt, mucizeler yaratmak veya bir mucize olan gerçek kehanet veya olağanüstü mutluluktan başka bir şey olamaz. Dolayısıyla, böylesi mucizeler yaratan kişilerden gelmiş olan dinsel
Felsefe
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Şerefli insanlar bir kere el sıkışır.
Lanet olsun en başta, hayranlığın tuzağına düşen akla! lanet olsun duyularımızı esir alan göz kamaştırıcı temaşalara! lanet olsun rüyalarımıza sinsice giren, şan, şöhret, şeref yalanına!
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Şeref ve asalet var olduktan sonra 4 nesilde sona erer
Sayfa 304
Birinin çevresini şeref payeleri, bir başkasının çevresini mal mülk kuşatır; bazılarını soyluluk, bazılarını aşağı bir soydan olmak yük altına sokar; bazılarının başları başkalarının emirleri altındadır, bazılarınınki ise kendi emirleri altında; bazılarını sürgün bir tek yerde tutar, bazılarını din adamlığı görevi!
Sayfa 37 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor