İster bir öğretmen, ister bir sosyal hizmetli, bir polis memuru ya da bir ebeveyn olun, bu fikirlerle ilgili anlayışınızı travma geçirmiş çocuklarla olan etkileşimlerinizde kullanabilirsiniz. Bu çocuklar yetişkinlerle sık sık çatışma yaşandığına şahit olduklarında veya bunları bizzat kendileri yaşadıklarında, bu sürekliliklerde hızla ilerleyebilirler. Tepelerine dikilmek, sesini yükseltmek ve onları kötü sonuçlarla tehdit etmek taciz yaşadıkları zamanlardan onlara tanıdık gelen şeyler olabilir ve bu şablonla karşılaştıklarında hızla hayatta kalma moduna geçebilirler. Yere çömelip onların boyuna inmek, kararlı ama yumuşak bir tavırla konuşmak ve çocuklara güvenli bir yerde olduklarını anlatmak çocukların öğrenemeyecek kadar fazla uyarılmasını veya disosiyatif olmasını engelleyebilir. Zamanla daha yoğun deneyimlerle uğraşmak için kendilerini daha iyi hissederler.
İnsanın aleyhine olduğuna inandığı şeylerin daha sonra en değerli varlıkları olduğunu görmesi ve bunun tam tersi -belki de daha sık rastlananı olarak, hayatın, tanrıların gözdesi olduklarına inanan bazı kişilere öyle olmadıklarını öğretmesi söz konusu değil miydi?
Şark, Avrupa'nın sadece komşusu değildir; Avrupa'nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin mekânı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, kültürel rakibi, en derin, en sık yinelenen “Öteki” imgelerinden birisidir. (..) Şark, Avrupa'nın maddi uygarlığı ile kültürünün belirleyici bir parçasıdır. Şarkiyatçılık bu bütünleyici parçayı, kültür, hattâ ideoloji düzleminde, bir söylem biçimi olarak -bu söylemi destekleyen kurumlarla, sözcük dağarcığıyla, araştırmalarla, imge dağarcığıyla, öğretilerle, hattâ sömürge bürokrasileri ve sömürge biçemleriyle birlikte- dile getirir, temsil eder.
"Rahatsız olmaktan kaçma!" Bunu sık sık kendime söylerim. Hep rahat ve güvenli olana yönelme eğilimime karşı bir fren yöntemidir bu. O güne dek kolayca edinilmiş önyargıları ve sıradan yorumları kırıp parçalamak elbette zordur ama bunun beni geliştireceğine ve kendimi kandırmamı engelleyeceğine inanırım. Kafka'nın dediği gibi, bu aynı zamanda kendimi “uykudan uyandırmak" ve içimdeki donmuş denize bir balta
indirmek anlamına gelir.
Çocuklarımıza duyduğumuz sevginin çok derin olmasının bir anlamı yok. Bu sevgiyi "açıkça" ve "sık sık" dile getirmeniz gereklidir. Çünkü çocukların aklımızdan geçenleri bilmesi mümkün değildir.