Matematik dedikleri formül ezberinden, Türkçe dedikleri dil bilgisinden, Tarih dedikleri kronolojiden, Fen dedikleri teoriden ibaret bir eğitim. Bir de üçüncü mesele var ki o daha daha, hatta bir daha ekleyerek söylüyorum daha daha daha acı. Öğrencilerimizin aldığı eğitimi hep Batı marifeti biliyor olması. Hâlbuki tanjant, kotanjant, sinüs gibi terimleri kendi dedelerinden olan Takiyüddin Efendi’nin keşfettiğinden habersiz bir şekilde eğitim sisteminin içinde yükselmeye çalışmaktadır. Bu konuya neden geçtim derseniz... Çünkü gençlerimiz bu gibi şeylerin hep dediğim gibi Batı’dan gelebileceğine inanmakta. Öğrencilere coğrafya dersinde Antarktika’nın, 19. yüzyılda keşfedildiği söylenir. Lakin 16. yüzyılda Antarktika’nın haritasını çizen Piri Reis’ten hiç bahsedilmez. Öğrencilere İslam dininin bilime engel olduğu gösterilir. Ama bu Avrupalılar hiç demezler ki: “Bizler yıldızları asılmış kandil zannederken, 1100’lü yıllarda yıldızların yer ve açılarını ölçen Müslüman âlim Cabir bin Eflah olmuştur” diye. Onlar din olarak İslam’dan nefret ettiler ama kültür ve medeniyet olarak İslam’a duydukları hayranlıklarından ne vazgeçebildiler, ne de bu hayranlığı gizleyebildiler.
HANDY, 1920'lerde matematikçi Alfred Lokta ve Vito Volterra tarafından geliştirilen ve ekolojide yırtıcı hayvanlar ile av popülasyonları arasındaki etkileşimleri tanımlamak için sıklıkla kullanılan bir denklem sistemine dayanır. Şematik olarak anlatmak gerekirse, av bol olduğunda, yırtıcı hayvan popülasyonu gelişir ve avların sayısında azalmaya sebep olur, bu da yırtıcı hayvan popülasyonunda çöküşe neden olur. Sonra döngü yeniden başlar çünkü yırtıcı hayvan sayısı az olduğunda, av popülasyonu yeniden artmaya başlar. Uzun vadedeki netice, artışlardan ve azalışlardan oluşan bir tür "kalp atışı” iki popülasyonun sinüs dalgasıdır.
HANDY modelinde yırtıcılar insan popülasyonudur, av ise insanın çevresidir. Fakat balıklardan ya da kurtlardan farklı olarak insanlar, kaynakların sınırlarının nüfusun azami büyüklüğünü belirlediği Malthusçu bir dünyadan kendilerini kurtarma yeteneğine sahiptirler. Örgütlü toplumsal gruplar oluşturma, teknolojiyi kullanma ve üretim fazlası yaratıp bunu saklayabilme yetenekleri sayesinde insanların nüfusu, doğal kaynaklardaki ufak bir azalmada sistematik olarak düşmez. Bu sebeple modeli daha gerçekçi kılmak için denkleme iki parametre daha eklenmiştir: Birikmiş küresel servet ve bu servetin “seçkinler"in oluşturduğu küçük bir kast ile “commeners" (halk) arasındaki dağılımı.
Modelde üç tür senaryo incelenmiştir. İlk senaryonun (A) çıkış noktası seçkinlerin olmadığı eşitlikçi toplumdur (seçkinler = 0). İkincisinde (B) bir seçkinler kastı vardır ancak emekten elde edilen gelirin işçi olmayanlarla işçiler arasında eşit olarak dağıtıldığı adil bir toplum vardır. Son olarak, üçüncüsü (C) seçkinlerin halkın zararına olacak şekilde zenginliğe el koyduğu eşitliksiz bir toplumun olasılıklarını inceler.
Simülasyonları başlatmadan önce araştırmacılar, her
Demek sen aşkı, sinüs kosinüse çok görüyorsun. Soyut aşk kavramı sende henüz gelişmemiş. Sen ve senin gibiler, ancak beş elmayla on elmayı toplayabilen basit insanlarsınız. Elle tutulan şeylerle düşünebilir, elle tutulan şeyleri sevebilirsiniz yalnız. Siz A ve B’den değil, üç erkek ve beş kadından anlarsınız ancak.Sinüsün de sevebileceğini, ona da insan muamelesi yapılması gerektiğini yeteri kadar savunabileceğimi hissetmiyorum artık. Sinüsün entegralinin nasıl alınacağını birden unuttum; mahçup oldum sinüse gösterdiğim bu ihmalden. Fakat siz anlayamazsınız bu duyguları...
İslâm ilim ve felsefesinin asıl özelliği, (Hıristiyan âleminin kapkara bir cehaletten az çok yakasını kurtardığı, fakat bu sefer de mistik ve skolastik bir havaya bürünüp uyuduğu veya uyukladığı bir dönemde), insanların gündelik hayatlarında karşılaştıkları problemlerle hiçbir zaman bağını koparmaması, tam aksine gündelik hayata sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Müslüman bilgin ve düşünürlerin bu ruh hâli, materyalist ve rasyonalist eğilimleri bize hiç de yabancı olmayan İyonya düşünürlerinin tutumunu hatırlatır.
Ticaret ve muhasebe mecburiyeti, daha önce Fenikelilerin yaptığı gibi, Müslümanları aritmetikte devrim yapmaya götürdü. Nitekim Arap rakamlarının keşfedilişi ve bütün ondalık sayı sisteminin üzerine dayandığı sıfırın bulunuşu, Fenikelilerden bu yana, matematikte ikinci devrimi sağladı.
Avrupa ise bu buluşları ancak Müslümanlar aracılığıyla ve onlardan 250 sene sonra, 12. yüzyılda öğrendi.
Cebirde, Hârizmî 835-844 yılları arasında ikinci derece denklemlerin çözümünü buldu.
Muhammed ibn Musa, on birinci yüzyılda, ikinci derece denklemlerin geometrik ve analitik çözümlerini verebiliyordu. Gérard de Crémonne tarafından on ikinci yüzyılda Latinceye çevrilen Muhammed ibn Musa'nın kitabı, Avrupa Üniversitelerinde on altıncı yüzyıla kadar ders kitabı olarak okutuldu.
İlk sinüs, arksinüs ve arktanjant cetvelleri daha 1229 yılında Marakeşli Hasan tarafından düzenlendi.
1123'te vefat eden şair ve matematikçi Ömer Hayyam, Descartes (Dekart)ın beş yüz sene sonra kullanacağı metotla, üç dereceli denklemleri çözmeyi başardı ve böylece analitik geometrinin temellerini attı.
Hayyam'ın cebirle ilgili o önemli eseri Fransızcaya ancak 1857'de çevrilmiştir.
Geometride Sâbit ibn Kurra (836-901), Öklid'i gerilerde bırakır.
Trigonometride de sekantı keşfeden Kopernik değil,