• 88 syf.
    ·3 günde·8/10
    Bir şizofrenin hayatına kısa bir yolculuk vaat ediyor bu kitap. Alışılmışın dışında bir anlatım var, sonuçta psikolojik sorunları olan birinin düşüncelerine konuk oluyoruz. Onun garip düşüncelerini birlikte normal karşılıyoruz. Hayallerinin en mahrem kısımlarını beraber keşfediyoruz.
    Bir adam düşünün. Akıl hastanesinde yatıyor. Teşhis şizofreni ve paranoya. Beyninde sürekli çalan bir radyo var, Napoli radyosu. İspanya hakkında haberler dinliyoruz , bilgiler alıyoruz bu radyoda. Kendinden var olan, hem annesi hem de babası yine kendisi olan bir adamın beynindeki radyo bu. Amerikanlar onun beyniyle oynamış ve radyoyu onlar koymuş diye bir tezi de var. Sarışın komşu Gülizar var, onunla evli olduğunu ve birinin adının Demet olan iki çocuğu var diye düşünen bir adam. Değişik düşünceler farklı duygular içinde bir yandan da ölmek isteyen ama ölümden korktuğu için de intihar edemeyen, idam edilmek isteyen bir insan.
    Değişik duygular alıp götürüyor sizi. Normal bir insandan duyacağınız anlamsız şeyler şizofreni hastası birinden çıkınca bir anlam kazanıyor sanki. Bir çırpıda biten kısa bir hikayeden arta kalan uzun süre etki edecek bir hikaye
  • "Ne de olsa bir suçlu bulunduktan sonra bu dünyada her şey yoluna girer. O zaman hayatlar kaldığı yerden devam edebilir, her şey huzura kavuşur."
    Wulf Dorn
    Sayfa 149 - Pegasus Yayınları
  • 160 syf.
    ·Puan vermedi
    2016 Man Booker ödülüne layık görülen Vejetaryen, Kore Edebiyatı'ndan Han Kang'ın yazdığı, üç bölümlü bir roman. Yazar aslında üç farklı hikâye gibi kaleme almış romanı. Fakat konular birbiriyle bağlantılı olduğundan ortaya roman türünde bir eser ortaya çıkmış.

    Romanın ilk bölümü başkarakter Yonğhe'nin kocasının ağzından anlatılıyor. Diğer iki bölüm ise yazarın ağzından anlatılıyor. Karısında bir anda meydana gelen değişimi anlatıyor. “Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim.” Tam da bundan sonraki gelişmeler insanı romana hapsediyor adeta. Anlatımda arada Yonğhe de sahneye çıkıyor. “Bir haykırış, yakarış, kat kat birleşiyor ve oraya yapışarak sabitleniyor. Et yüzünden. Çok fazla et yedim. O hayatlar bozulmadan orada asılı. Kesinlikle. Kan ve etlerin hepsi sindirilip vücudumun her köşesine yayılmış, tortusu dışa atılmıştır ama o hayatlar ısrarla karın boşluğuma yapışmış duruyor.”

    Romanın ikinci bölümü açıkçası çok alakasız gibiydi, bütün olarak bakarsam. Vücuda çiçek, yaprak çizimiyle ilgili sahneler biraz uçuk kaçıyordu. Tamamen yazarın hayal dünyasının zenginliğini tasvir ediyor nitelikteydi.

    Roman boyunca Yonğhe’de bir tür evrilme görülür; insanlıktan bitkiye, ağaca evrilme. Çevresindekilerce tuhaf karşılanır hatta akıl hastanesine yatırılır. Şizofren bile denilir. Zorla et yedirme çabaları her seferinde içindekileri boşaltmayla sonuçlanır. Tek istediği sudur Yonğhe’nin. Öyle ya, bir ağacın isteği başka ne olabilir ki? “Vücudumda yapraklar yeşeriyordu, ellerim kök salıp… Toprağın altına doğru uzanıyordu.” “Abla, dünyadaki bütün ağaçlar kardeşim gibi.” Kendini tüm ağaçlarla kardeş olarak gören Yonğhe hastanedeyken türlü zorlamalara maruz bırakılır. Tek isteği olan yerine her defasında serum verilir. Burnundan kollarından (dallarından mı denmeli yoksa) hortumlar sokulur vücuduna. “Anlamaya bile çalışmayarak… Sadece ilaç verip iğne saplıyorlar.” Gittikçe daha da çöken, yok olmaya yüz tutan Yonğhe… Aslında bu makineleşen, devasa binalar uğruna yok edilen ağaçların bir imgesi olamaz mıydı? Su yerine ucu sivrilerek göğe uzanan gökdelenler batırmıyor muyuz o yemyeşil alanların yerine? Enis Batur bir yazısında, doğanın artık lüks haline geldiğini söylüyor; insanlık için daralan bu mekânlar için tehlike çanlarının çaldığını haber veriyordu. Han Kang da, bu tehlikeyi bitki(n)leşen bir insan üzerinden haber veriyor bize. Çünkü dünya sadece biz insanların değildi: “Babam hayvanı ağaca asıp yakmayacağını söyledi. Döve döve de öldürmeyecekmiş. Koşarken ölen bir köpeğin daha lezzetli olduğunu bir yerlerden duymuş.”

    Yazara büyük teşekkür borçluyuz. Daha da büyük teşekkürü ise, ona, “bir kadının apartman dairesindeki bitkiye dönüşmesi ve birlikte yaşadığı adamın onu bir saksıya dikmesi hikayesini” yazdıran ilham perisine borçluyuz. En büyük borcumuz ise, ellerinden doğayı aldığımız gelecek nesillere…

    İyi okumalar
  • Tek başıma hiçbir sorunun yanıtını bulamıyorum. Hep yeni hayatlar yaşamayı isterken, kendimi aynı hayatı tekrar tekrar, yeniden yaşarken buluyorum.. Sisli bir gecede yolunu kaybetmiş gemilere benzetiyorum kendimi.. Yanına gidip konuşmak istediğim insanları da işte bu kayıp gemilere benzetiyorum. Uzaktan soluk ışıklarını görüyorum.. Ama o ne onlar bana yaklaşabiliyorlar ne de ben onlara. Sisli gecede birbirimize uzaktan bakıp, yeniden kayboluşlarımıza karışıyoruz. Umudum kalmadı artık.. Bu dünyada düşüncelerimi, beni, duygularımı gerçekten anlayacak birini bulmam imkansız gibi görünüyor artık bana. Ama evimde duramıyorum yine de. Kendimi sokaklara atmak, insanlarla konuşmak, kendimi onlara anlatmak istiyorum. Dinliyor gibi görünüp dinlemeseler de anlıyor gibi yapıp anlamasalar da
  • 64 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Dipnotum: Satrançta bir hastalık; sanat gibi.

    Özel Notum: Belki kafamızda satranç oyunu oynamıyoruz ama bizde başka hayatlar yaşıyoruz.

    Kitap Yorumum: Satrancı severim. İsminin geçtiği tüm ki-tapları mutlaka gözden geçiririm. İşte Zweig’le tanışmamızda bu alışkanlığım sayesinde oldu. İsmi satranç olan bir hikâyeyi okumadan olmazdı, olmadı da; okudum.
    Deli mi, dahi mi, şizofren mi; üçlemesini duymuşsunuzdur. İşte buna en güzel örnek bir hikâye. Hayat kurtaran bir kitap, aynı zamanda insanı delirten bir kitap düşünün. Keşke o kitabı okumasaydı.
  • #kitapyorumu
    @mimar.emre.timur
    @azkitap
    #sizofren
    Herkeslere merhaba bu sefer farklı bir yorum olsun istedim Emre Bey'in kitabından bir bölümünün seslendirmesi yaparak sizler ile paylaşmak istedim.
    Bu kitapta sadece bir şizofren hastasının hikayesi yok . Farklı hayatlar yaşayıp farkli konulardan tımarhaneye girmiş insanların hayatları ve haksız yere tımarhaneye yatırılmış hastalar var. Uzun zaman sonra bu kadar etkileyen bir kitap daha oldu benim için. Biraz notlar biriktirdim kendi hayatıma dair. Ki siz de kitabı okuduktan sonra kendi hayatlarınızdan bir parça bulacaksınız. Gerek türk olarak gerek yabancı filozoflar edebiyatcilar düşünürler din adamlarından sözlerle kitap bir bütün haline gelmiş. Kolay ve akıcı diliyle keyifli hal alan bir kitap ve en önemlisi gerçek hikayelerden oluşan bir kurgu.
    Buraya kitaptan seslendirme linkini bırakıyorum.
    https://youtu.be/Y-x7aV8vumE dinlemek isteyenler için
    Notlar;
    Insanlara hayir demeyi öğrenmeliyiz Antidepresan olarak kullanılan ilaçlar hiç bir işe yaramadığı Şizofrenin her gün aynı bankta oturup karşı duvarda yazan benim için Çok önemli olan ve her zaman sığındığım bir yazı ve bu yazı sayesinde hastalığını yenmesi tımarhane ,yetimhane , cezaevinde ki insanlara yapılan zulümler En önemlisi ise kitabın ÖTEKİLEŞTİRİLEN insanlara armağan edilmesi unutmayalım ki hepimiz aslında biraz deliyiz
    Şiddetle tavsiyemdir... #kitap #oku #okuyorum #okudumbitti #okuyunokutun #kitap #kitapönerisi #kitapsözleri #kitapkurdu #book #bookstagram
  • 320 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Olayın Ankara'da geçmesi itibariyle de beni çeken,babasız bir ailenin torunlarına dek uzanan hayatı.Evde bir de şizofren bir hala var zaman zaman güldürüp zaman zaman hüzünlendiren.Ve yazarın ilk kitabı olmasına karşılık gayet başarılı bulduğum bir roman.İnsana eskiyi,eskinin o ayrı güzelliğini;özellikle çocukluğunu bol bol hatırlatan bir kitap.