“ Biz insanlar, kendi kendimize açıklamalar yapma ve her şeyi bir sonuca bağlama ihtiyacımız yüzünden, sonradan tüm hikâyelere, en önemsiz sıradan olanlara bile belli anlatı kazandırırız.”
“ Marisa otuzlarının başında, Madrid’de şık bir evde oturuyor, reklam ajansında çalışıyor ve işinden nefret ediyor. Bir iş gününü ancak YouTube videoları ve sakinleştiricilerden oluşan özenle hazırlanmış bir kokteyl sayesinde atlatabiliyor. Sadece işini değil, patronunu, mesai arkadaşlarını, kurumsal dile bandırılmış e-postaları, üzerinde “birlikte daha güçlüyüz” yazan kupaları, hiçbirini sevmiyor. Yine de her pazartesi sabahı çantasını omzuna takıp işe gidiyor çünkü bir şeyleri itiraf etmek, bir şeyleri değiştirmek daha zor.
Şirketin düzenlediği bir takım ruhu kampı yaklaşırken, Marisa’nın kırılgan dengesi de sarsılıyor. Bir hafta sonunu iş arkadaşlarıyla geçirmek, yıllardır itinayla cilalanmış sosyal maskesinde ilk çatlakları yaratıyor. Bastırdığı geçmiş, bastıramadığı öfke ve artık bastırılamayacak kadar büyümüş bir bıkkınlık, sonunda tokat gibi yüzüne çarpıyor - yalnızca onun değil, etrafındakilerin de.”
Modern hayatın içinde yaşarken kaçırdığımız güzellikleri okurları ile buluşturan harika bir kitap. Yaşamak için çalışmak ne kadar önemli olsa bile kişilerin sahte yüzlerine katlanmak bir o kadar zor olsa gerek. Her sabah isteksiz gidilen iş yerinde sahte gülücükler, sohbetler, sevgi sözcüklerinin aslında inandırıcı olmadığı aşikâr. Kitabımız güçlü görünmek zorunda hissedenlerin, taviz vermeden çalışanların ruhlarında oluşan yorgunlukların sosyal hayatlarını etkilediğine dair zekice yazılmış eğlenceli bir roman diyebilirim. Karakterimiz Marisa’ya gelirsek örnek alınması gereken bir çalışan;)Ofiste e-postalarına bakmak yerine You Tube’da gezinmeyi tercih eden, arkadaşlarına