9/10
·224 syf.··
2026 17. kitabı
Başkomiser Perihan için her şey, Ukraynalı Anna Burkunova dosyasından sonra değişmiştir. Günlerce süren sorgular, karanlık ayrıntılar ve zihninde dönüp duran cevaplanmamıs sorular... Tüm bunlar onun ic dünyasında derin bir iz bırakmıştır. Bu yüzden bir süreliğine görevinden uzaklasmak zorunda kalır. Ancak suç dünyası kimsenin dinlenmesini beklemez. Perihan'ın yokluğunda cinayet büroda sorumluluk Komiser Ayla'ya kalmıstır. Daha masasına tam anlamıyla alışamadan gelen bir ihbar, onu yeni ve karmaşık bir olayın içine sürükler. Mecidiyeköy'de bir ofiste iki ceset bulunmuştur. Olay yerine ulaşıldığında odadaki sessizlik neredeyse ürkütücüdür. Bir kadın ve bir erkek.. Boğazları kesilerek öldürülmüşlerdir. Kimlikler kısa sürede belirlenir. Cesetler Vefa Uslu ve Didem Ülgen'e aittir. ikili birkaç gün sonra baslayacak olan büyük Rock Festivali için son hazırlıkları yapmak üzere o ofiste çalışırlar. Festival organizasyonu için hummalı bir hazırlık içindedirler, ancak hazırlıklarının sonu sahne ışıklarıyla değil, kanlı bir cinayetle noktalanır. Cesetleri bulan ve polise ihbar eden kişi ise Didem'in nişanlısı Mete Can'dır. İlk bakışta olay basit bir kıskançlık ya da kişisel bir hesaplasma gibi görünüyordur. Fakat Mete Can'in sorgusu ilerledikçe tablo daha da karmaşık hale gelmeye başlar. Anlattıkları olayın bütününü açıklamaya yetmiyor, her cevap yeni bir soru doğurur. Komiser Ayla tüm ipuçlarını dikkatle toplar, olay yeri incelemesinden gelen raporları tekrar tekrar okur. Fakat dosya bir noktada tıkanıp kalır. İste o anda istemese de aklına tek bir isim gelir. Başkomiser Perihan. Perihan izinde olsa da bu düğümü çözebilecek deneyime sahip tek kişidir. Perihan dosyaya dahil olduğunda soruşturmanın yönü yavaş yavas değismeye başlar. Vefa'nın telefon kayıtları incelendiğinde
Tehlikeli ŞarkılarTuna Kiremitçi · Doğan Kitap · 2023404 okunma
6/10
·352 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 15:51
Sanırım ben bu incelemede Angelo'dan daha acımasız olacağım! Yahu ben koca 346 sayfada tam olarak ne okudum? İkinci kitaptaki saçmalıkları tek kitapta da okuyabilirmişiz, neden yoruyorsunuz? Rafe sen tam bir denyosun ki bu bile senin tarifine yeterli değil. Okuduğum serilerde her kitabı mükemmel olana hiçbir zaman rastlamadım ancak ilk iki kitaptaki hevesim ve şeytanın bacağını kırdım düşüncem o kadar güçlüydü ki... Ama tabii ki bu kitapla birlikte o da yalan oldu. Savaş bekledim, kan görmek istedim, aile içinde klan çatışması bekledim ama koca bir kitap boyunca Rafe ve Penny'nin saçmalıklarını okudum. Hırpani, bereli eller bir boka yaramadı? (Adamı vahşi göstermeye çalışan bin tane yol varken, sadece bu tarz betimlemeler vardı. İtalyan erkeği yazıyorsunuz ve o bir Cosa Nostra üyesi, yazılan ise sadece sürekli olarak hırpalanmış ve bereli eller mi?) Bir önceki kitabın sonu öyle etkileşimli bitti ki devam kitabında Rafael'in daha sadist ve Visconti ruhuna uygun bir Made erkeği olacağını düşünmüştüm. Ama o bütün kitap boyunca Penelope'nin peşinden koşturup duran, sürünen, sahibine şirinlik yapmaya çalışan süs köpeğinden farklı değildi. Kırmızı çizgim dediği ne varsa hepsini yaptı. Ve tüm bu sınır ihlallerini Kupa Kraliçesi'ne olan aşkına bağladı, hadi ya? Okunur mu, evet ama çok da bir şey beklemeyin. Bu kitabın ilk yarısı buna bin basar hele ki İsimsiz Günahkarlar komple bu seriyi taşır. Dilerim ki dördüncü kitapta yine Rafael'in fino köpeği hallerini okumaktansa Gabe'i okur ve gerçek bir Made erkeği ile tanışmış olurum. Rafael benim için sınıfta kaldı. Ancak seriye devam edeceğim çünkü yazar, karakter her ne kadar vasıfsız olsa da onu bir şekilde okura yediriyor. Sırf yazarın kalemi uğruna seriye devam...
1000Kitap
Tükenmiş GünahkarlarSomme Sketcher · Martı Yayınları · 2025283 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2025 179. kitabı
Platon… Adını bile beden eğitimi hocasının ona yakıştırdığı “alnı ve bağrı geniş” halinden alan bir gençken, yolunun Sokrates’le kesişmesi bir öğretmen-öğrenci karşılaşmasının ötesine geçerek; düşüncenin bambaşka bir yöne akması demekti. Politikayla ilgilenirken hocasının ölüme mahkûm edilişine tanıklık etmesi, onu geri dönülmez biçimde felsefeye bağladı. Ve ardından MÖ 387’de kurduğu Akademia… Batı düşüncesinin en uzun soluklu nefeslerinden, neferlerinden biri. Kapısına “Geometri bilmeyen girmesin” diye yazacak kadar bilginin sınırlarını ciddiye alan Platon’un öğrencileri arasında Aristoteles’in yer alması, aralarındaki yaş farkına rağmen düşüncenin nesiller ötesine nasıl taşındığının da bir kanıtı aslında. Platon, yaşamının son gününe dek ders vermekten, düşünmekten ve düşündürmekten vazgeçmedi, ve hatta maddi hayatta değilken bile bu eylemini sürdürüyor. Sofist ise onun geç döneminin en dikkat çekici metinlerinden biri. Bu kez sahnede alıştığımız gibi tartışmanın merkezinde Sokrates yok; adeta onun yerini alan bir “yabancı” var. Ve tartışma, görünenden çok daha derin: Sofist kimdir, filozof kimdir, hakikat nerede başlar, nerede kırılır? Platon burada, ikna etme gücünü araç edinenlerle, hakikati arayanları ince ince ayırıyor. Bir yanda söz sanatını manipülasyona dönüştürenler, diğer yanda doğru bilgiyi bulmaya ve paylaşmaya adanmış zihinler… Ve ister istemez bugünle göz göze geliyoruz. Günümüzün “sofistleri” arasında dolaşırken, gerçeğin yerini alan görüntülerle çevriliyken, bu diyalog hâlâ sormaya değer sorularla dolu. O dönem sofistler eleştirilirken bugünlerde nelere maruz kalıyoruz… Bunu birazcık düşünen insan için gerçekten çok acı. İkinci görselde ise Platon ve Sokrates’in o sarsılmaz öğretmen–öğrenci bağının izini taşıyan küçük bir düşüm var. Kuğuları
SofistPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025907 okunma
Puan vermedi
“ Biz insanlar, kendi kendimize açıklamalar yapma ve her şeyi bir sonuca bağlama ihtiyacımız yüzünden, sonradan tüm hikâyelere, en önemsiz sıradan olanlara bile belli anlatı kazandırırız.” “ Marisa otuzlarının başında, Madrid’de şık bir evde oturuyor, reklam ajansında çalışıyor ve işinden nefret ediyor. Bir iş gününü ancak YouTube videoları ve sakinleştiricilerden oluşan özenle hazırlanmış bir kokteyl sayesinde atlatabiliyor. Sadece işini değil, patronunu, mesai arkadaşlarını, kurumsal dile bandırılmış e-postaları, üzerinde “birlikte daha güçlüyüz” yazan kupaları, hiçbirini sevmiyor. Yine de her pazartesi sabahı çantasını omzuna takıp işe gidiyor çünkü bir şeyleri itiraf etmek, bir şeyleri değiştirmek daha zor. Şirketin düzenlediği bir takım ruhu kampı yaklaşırken, Marisa’nın kırılgan dengesi de sarsılıyor. Bir hafta sonunu iş arkadaşlarıyla geçirmek, yıllardır itinayla cilalanmış sosyal maskesinde ilk çatlakları yaratıyor. Bastırdığı geçmiş, bastıramadığı öfke ve artık bastırılamayacak kadar büyümüş bir bıkkınlık, sonunda tokat gibi yüzüne çarpıyor - yalnızca onun değil, etrafındakilerin de.” Modern hayatın içinde yaşarken kaçırdığımız güzellikleri okurları ile buluşturan harika bir kitap. Yaşamak için çalışmak ne kadar önemli olsa bile kişilerin sahte yüzlerine katlanmak bir o kadar zor olsa gerek. Her sabah isteksiz gidilen iş yerinde sahte gülücükler, sohbetler, sevgi sözcüklerinin aslında inandırıcı olmadığı aşikâr. Kitabımız güçlü görünmek zorunda hissedenlerin, taviz vermeden çalışanların ruhlarında oluşan yorgunlukların sosyal hayatlarını etkilediğine dair zekice yazılmış eğlenceli bir roman diyebilirim. Karakterimiz Marisa’ya gelirsek örnek alınması gereken bir çalışan;)Ofiste e-postalarına bakmak yerine You Tube’da gezinmeyi tercih eden, arkadaşlarına
1000Kitap
HoşnutsuzBeatriz Serrano · Domingo Yayınevi · 2025325 okunma
10/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2025 326. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2025 00:00
"KAYIP KARDEŞ" "Sevdiğin birisinin başına dünyadaki en kötü şeyin geldiğini hayal ederken, nasıl hayat veren parçan buza dönmezdi ki?" Bazen hayat, en derin korkularımızla yüzleşmemiz için bizi sınırların ötesine iter. Kitap, bizleri nefes kesici bir gerilimle baş başa bırakırken, kaybetmenin, inancın ve gerçeğin bedelini sorgulatıyor. Kaybolan bir kardeşin ardından kalan boşluk, her gün biraz daha büyüyen özlem ve gerçeğin peşinden gitmek için verilen nefes kesici bir mücadele… Aile bağları, sırlar ve kayboluşun ardında kalan cevapsız sorular… Ella Brooke’un hikâyesi, yüreğimizde derin izler bırakacak türden. On yıl önce ablası Miranda’nın iz bırakmadan kayboluşu, Ella’nın hayatını bir gizem yumağına dönüştürür. Her geçen gün ablasına daha çok benzemesi ise tüyleri diken diken eden bir detay. Aynı koyu saçlar, aynı delip geçen mavi gözler… Ve şimdi tam da Miranda’nın kaybolduğu yaşta. Peki, bir kaybın gölgesinde büyümek nasıl bir his? Ella için cevap basit: Asla pes etmemek. Ablasının varlığını hissetmek, onunla konuşmak, onun oğluna sahip çıkmak ve kurbanlara yardım eden bir savunma uzmanı olmak, Ella’yı ayakta tutan şey. Ama gerçeklerle yüzleşmek her zaman tehlikeli olabilir. Ella, ablasının kaçırıldığına inanıyor ve polisin uyarılarını, ailesinin endişelerini bir kenara bırakarak, ipuçlarını takip ediyor. Bir yandan kurbanlara yardım eden bir kendini savunma uzmanı olarak çalışan Ella, bir yandan da Miranda’nın on yaşındaki oğluna sahip çıkarak güçlü durmaya çalışır. Henüz yirmi yaşındayken eğitimini yarıda bırakıp yeğeni Luke’u büyütmeye karar veren Ella, zor bir sürecin içine girer. Ebeveynlik konusunda hiçbir deneyimi yoktur, ama ebeveynlik kitaplarına sarılır ve ailesinin travmalarıyla boğuşurken Luke’u büyütmeyi başarır. Bu süreçte Ella ile Luke arasında
Edebiyat
Kayıp KardeşClaire Kendal · The Roman · 202061 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2024 233. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2024 15:21
Sofist, iyi eser hoş eser ama bu sefer aklıma başka bir şey takıldı. Farkettiyseniz Platon’un varlık anlayışındaki dilsel nüansları zamanla Stoacı etik felsefesine sızmış ve daha sonra yine modern çeviri yorumlarını yönlendirmiş. İyi de bu nasıl olmuş? Platon’un felsefi lügatı, Antik Çağ’dan günümüze pek çok düşünce akımına yön verdi elbette. Ancak bu etkinin kendisi, sanıldığı kadar düz bir çizgide ilerlemedi. Özetle, metinsel sapmalar, anlam kaymaları ve spesifik olarak çeviri süreçlerinde ortaya çıkan küçük fakat etkili değişimler, felsefe tarihinde büyük epistemolojik sonuçlara yol açtı. Bu değişimler özellikle“to on” (τὸ ὄν, var olan) ve“to mē on” (τὸ μὴ ὄν, var olmayan) benzeri terimler ile Stoacılar’ın yeniden yorumlarında öne çıkıyor, dilde ve düşüncede kırılma yaratıyor ve nihayetinde modern etik yaklaşımları etkiliyor. Fakat en belirgin olarak Sophistes, Parmenides ve Devlet diyaloglarında geçen “to on” yalnızca “var olan” ya da “mevcut” anlamına gelmez. Bu terim, metafizik bir bağlama sahiptir ve eidos’lar (ideler) aracılığıyla “gerçeklik”in kendisine işaret eder. To on burada hem ontolojik hem de epistemolojik bir statü taşır. Hem “nedir?” sorusunun cevabı, hem de bilginin mümkün olduğu alandır. Bu kavram, Aristoteles ve ardından gelen Stoacılar ile birlikte daha nominal, daha işlevsel bir yapıya indirgenmeye başlar. Özellikle Solili Khrysippos’un felsefesinde logos ile özdeşleşerek evrensel akıl düzeninin bir bileşeni hâline gelir. Böylece “olan”, artık değişmeyen ide değil, kozmik rasyonalite içinde düzenli işleyen şeydir. Bunun yanında, Platon’un “to on” anlayışı soyut, aşkın ve çoğu zaman duyusal dünyanın ötesinde yer alırken, Stoacılar için “olan” hem maddî hem de etkin nedenlerle dolu bir evrenin parçasıdır. (Antik Yunan felsefesindeki “dört neden”
Edebiyat
SofistPlaton (Eflatun) · Say Yayınları · 2015907 okunma