İ'lem Eyyühel-Aziz! Nebiyy-i Zîşan'ın (A.S.M.) Makam-ı Mahmud'u İlahî bir maide(ziyafet) ve Rabbanî bir sofra hükmündedir. Evet tevzi' edilen(dağıtılan) lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşan'a (A.S.M.) okunan salavat-ı şerife, o sofraya edilen davete icabettir. Ve keza salavat-ı şerifeyi getiren adam Zât-ı Peygamberîyi (A.S.M.) bir sıfatla tavsif ettiği(vasıflandırdığı) zaman, o sıfatın nereye taalluk(alaka) ettiğini düşünsün ki, tekrar be tekrar salavat getirmeye müşevviki(şevk verici) olsun.
Din
Hızır Sivas´ın sofular köyünde yaşamaktadır. Hızır yaşadığı Sofular köyündeki insanların ve yaşamın bozulduğunu düşünerek, Banaz´a yerleşir. Burada Pir Sultan´ın isimin duyar ve onun dergahına girer. Pir Sultan Abdal´ın karşısına çıkıp müridiniz olmak istiyorum demiş. Pir Sultan Abdal, bu teklifi kabul eder. Pir Sultan´a mürit olur. Hızır burada müritlik yaptığı süre boyunca bir durum dikkatini çeker. Bakar ki Pir Sultan Abdal kime dua etse büyük yerlere güzel makamlara geliyor. Hızır´ın Pir Sultan Abdal´a hizmeti ve müritliği yedi yıl sürer. Hızır yedi yıl sonunda Pir Sultan Abdal´dan müsaade ister ve ´´Pirim bana himmet edin, ruhsat verin büyük adam olayım, bu bozuk düzene karşı çıkayım” der Pir Sultan ona ´´Hızır ben sana ruhsatta veririm, himmette, müsaade de ederim etmesine ama; sen büyük adam olunca kendini kaybedersin, aslını unutursun, yetiştiğin yeri unutursun, gelip beni bile asarsın. Bu senin için hayırlı bir iş değildir. Biz asılmaktan korkmuyoruz. Senin böyle bir işe aracı olman bizi üzer” der. Hızır ise “pirim olur mu öyle bir şey hayata yapmam böyle bir yanlışı, üzerimde emeğiniz çok ben Allah´tan korkarım demiş” Pir Sultan Abdal bu sözlerinden sonra ona icazet verip gönderir. Pir Sultan Abdal, Hızır için dua eder. Dualarını eksik etmez. Hızır´ı İstanbul´a yollar. Hızır saraya gider ve tez zamanda ilerler. Paşa unvanı alır ve saray tarafından Sivas valiliğine getirilir. Sivas valiliğine atanan Hızır Paşa halka haksızlık yapar, zülüm eder, adaletli davranmaz. Hızır Paşa, Pir Sultan Abdal´a haber yollayıp onu ağırlamak istediğini ve vefa borcunu ödemek istediğini hem de muhabbetini özlediğini söylemiş. Pir Sultan Abdal davet haberini alınca kabul edip Hızır Paşa´nın yanına gelir. Hızır Paşa yemekler yaptırmış, meyveler ikramlar hazırlamış büyük bir
Sayfa 546·Kitabı okudu
Reklam
“Eski veliyullahtan birine sormuşlar; "Sevginin kuru kuru sözünü edenlerle onu gerçekten yaşayanlar arasındaki fark nedir?’ diye. 'Göstereyim demiş Veli. Önce sevgiyi dillerinden hiç düşürmeyenleri davet ettiği bir sofra hazırlatmış. Konuklar yerlerine oturunca ortaya bir kazan içinde sıcak burçak çorbası getirilmiş. Ardından da birer buçuk arşınlık sapları olan kaşıklar verilmiş davetlilere. Fakat bu kaşıklarla yemek neredeyse imkânsızmış. Kaşıkların ucundan tutsalar çorbayı etrafa ya da üzerlerine döküyor, dibinden tutsalar kaşığın sapı hemen yanlarındaki bir diğer misafîrin yüzüne gözüne çarpıyormuş. Nihayet bakmışlar olmuyor, aç olarak kalkmışlar sofradan. Ardından, 'Şimdi de mescit köşelerinde akşamlayan, kıyafetleri eski, kimsenin itibar etmeyip hor gördüğü dervişleri davet edelim yemeğe,’ demiş Veli. Bu defa dışları harap ama yüzleri ışık ışık, gözlerinin içleri gülümseyen insanlar gelip oturmuş sofraya. Onlara da aynı kaşıklar verilmiş. Dervişlerin her biri uzun saplı kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki kardeşine uzatarak içirmeye başlamış. Böylece birbirlerini doyurmuş ve hamdüsenalar ederek kalkmışlar sofradan. 'İşte, demiş Veli,' kim ki hakikat sofrasında yalnız kendini görür, bir an evvel doymayı düşünürse o aç kalkacaktır sofradan. Ve kim kardeşini nefsinden evvel düşünüp doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktlr şüphesiz! Şunu da aklınızdan hiç çıkarmayın ki gerçek pazarında alan değil, verendir daima kazanan.
Sayfa 305·Kitabı okudu
O sırada kocasının hoşlanmadığı bir huyunu daha hatırladı : Erlend evinde çirkin, pis bir tarzda yemek yiyordu. Sofraya otururken ellerini yıkamıyor, sofrada iyi parçaları bulmak için elini sahanlara daldırıyordu. Sonra köpeklerini kucağına oturtuyor, herkes yemek yerken köpeklerin de sofradan yemek kapmalarına ses çıkarmıyordu.
Sayfa 29 - Elips - Eylül - 2007·Kitabı okudu
İkinci Perde
Kim sofradan kalktığında, sofraya otururken sahip olduğu iştaha sahiptir? Atlardan hangisi sıkıcı adımları bir daha yeniden aynı heyecanla atmak ister? Sakin limanından ayrılan hangi gemi yolda azgın dalgalarla karşılaşınca aldığı yaralardan memnun olur? Mutlulukla ayrıldığı limana acılarla dönecektir.Sahip olunan hiçbir şey ona sahip olmadan önce duyulan istek kadar büyük bir tutkuyla sevilmez.
Sayfa 58 - Felsefe Kulübü·Kitabı okudu
Kültür-Sanat
Muhammed (s.a.v)
Peygamber efendimiz uykuda iken ona birkaç melek gelerek birbirlerine :" Bu dostunuzun durumunu gösteren bir temsil vardır." dediler. Biri: - Bunu ona açıklayınız, dedi. Diğeri: -uykudadır. Bir diğeri: -Her ne kadar uykuda ise de kalbi uyanıktır,dedi. Bunun üzerine : -Farzedin ki,adamın biri bir ev yapmış ve evde bir sofra kurmuş, sonra da halkı o sofraya çağırmak için bir adamı görevlendirmistir. Tabiidir ki,çağırıcıya kulak veren,onu dinleyen kimse eve girer ve sofradan yer,kulak vermeyen ise ne eve girer ne de sofradan yer,dediler. Melekler tekrar dediler ki: - Bunu ona açıklayın ki anlamış olsun. Biri : -uykudadır. Bir diğeri de : - Uykuda ise de kalbi uyanıktır,dedi. -Bunun üzerine hepsi : -Ev cennettir,çağırıcı da Muhammed'dir. Kim Muhammed'i dinlerse Allah'ı dinlemiş olur. Kim Muhammed'e sırt çevirip onu dinlemezse Allah'ı dinlememiş olur. Muhammed, iyi ve kötü insanların, birbirlerinden ayrılmaları için vasıtadir, dediler.
Sayfa 11
Din
Reklam
Reklam