Nigâr Abla’nın penceresinden sokağa yayılan yanık soğan kokusuna yoğun kıyma kokusu karıştı. Sokak kedilerinde bir devingenlik görüldü.
Nigâr Abla piknik tüpün üstünde soğan kavurmaya başladı. Soğan kokusu tüm sokağa yayıldı. Selime minder attığı pencerede anlamsızca sokağın bir aşşağısına bir yukarısına bakmayı sürdürürken, karşıdaki evin balkonuna, elinde bir tepsi fasulyeyle Aynur çıktı.
Reklam
Gece, taa uzaklardan, Munzur dağlarının ardından doğrularak, kurbağa seslerinin eşliğinde tüm doğayı kucakladı. Kayalara hoş bir serinlik sindi. Bostanlardan yükselen yeşil soğan kokusu dut ağaçlarını sardı.
Sayfa 58 - UMUT YAYIMCILIK 7. BASKI: MAYIS 1998·Kitabı okudu
Alıntı
Burun sızlatan 18. yüzyıl Fransası:)
Caddeler gübre kokardı, avlular sidik, merdivenler çürümüş tahta ve sıçan yağı, havalandırılmayan odalar küflü toz, yatak odaları yağlı çarşaf ve nemli kuştüyü yorgan kokar, lazımlıkların o keskin tatlı rayihasıyla dolardı. Bacalardan kükürt, tabakhanelerden yakıcı soda, mezbahalardan pıhtılaşmış kan kokusu gelirdi. İnsanlar ter ve yıkanmamış elbise kokardı. Ağızları çürük diş, mideleri soğan suyu, gövdeleri, artık pek genç de değillerse, bayat peynir, ekşi süt, urlu hastalık kokuları yayardı. Irmaklar kokar, meydanlar kokar, kiliseler kokar, köprü altları ve saray içleri kokardı. Çiftçi de, rahip de, zanaatçı kalfası da, ustanın karısı da kokar, bütün soylu tabaka, hatta kral bile yırtıcı bir hayvan gibi kokar, kraliçeyse ihtiyar bir domuz gibi kokardı, yaz olsun kış olsun. Çünkü bakterilerin çürütücü etkinliğine daha dur diyen olmamıştı on sekizinci yüzyılda; bu yüzden gerek serpilmekte gerekse sönmekte olan hayatta, pis kokuların eşlik etmediği bir görünüm, yapıcı veya yıkıcı bir insan eylemi yoktu.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Kavrulmuş soğan kokusu yükseldi mi, işte o eve ev derdi.
Bir Şair Bir Kitap
Dilek Kartal – Çifte Açmaz çok mu güzel diye orda çocuklar değmesin diye mi nazar kem gözlerden yıllardır kurşun döküp duruyorlar tepelerinden ** herkes o ilk acıyla ölmediğinde çok gücenir hayata sonra unutur ben o son dakika dediğinde otuzbeş can, ilk canlı bağlantı, olay yeri, ilk resmi sayıklama ohlar ahlara bir kez daha galip geldiğinde allahım ne çok acı vardı ** kucağımda iki avuç çaresizlik kusursuz bir sessizlik fotoğrafı gibiydim oysa sen susmak demiştin bir defasında öldürmeye tam teşebbüstür kendini dişlerine vura vura ** o saçlarıma değen dönüşlü gök kör eden ışık, o korkunç sayha inip çıkan adamlar günahkar perçemlerine asılarak birbirlerinin bir köy dolusu kadın taşları yoklaya yoklaya taşları koklaya koklaya bir köy dolusu... oğul öksüzü eller... çemberler... karanfiller... bir köy dolusu kadın :rüya
İz
Reklam
Reklam