Sabah mıydı, yoksa akşam mı; cuma mıydı, yoksa pazar mı, ne fark ederdi ki? Bir an olsun dinmeyen bu ağrılar, umutsuzca süren ama yine de sönmeyen bu yaşama isteği… Tek gerçek olan, gittikçe yaklaşan korkunç, iğrenç ölüm olayı ve çevresindeki yalanlar zinciriydi. Bu durumda haftanın, günün, saatin ne değeri olabilirdi ki?
–...
–Diyarbakır'ı düşürseydiniz ne yapacaktınız?
– Orada tutunmaya bakacaktık. Ankara'ya, yazacak şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık...
Hamile bir kadın doğum yapar yapmaz, ebe hanım bebeği okulun başpapazına götürür ve tam bir yıl sonra bilirkişiler toplanırlar. Eğer çocuğun burnu Baş Yargıcın kabul ettiği ölçüye göre daha küçük bulunursa, yassı burun, ebleh varsayılır ve iğdiş etmeleri için papazlara teslim edilir. Muhtemelen bana bu barbarlığın sebebini ve bakireliğin suç sayıldığı bizim ülkemizde, nasıl olur da zor gücüyle iktidarsız adamlar yarattığımızı soracaksınız. Bilmelisiniz ki bunu, otuz yüzyıldan beri sürdürdüğümüz, kapımızın üstünde asılı duran bir koca burun görünümlü tabelada şu yazılanlara göre yapıyoruz: Burada, bilge, ihtiyatlı, kibar, hoşsohbet, cömert ve açık görüşlü bir adam yaşar, küçük burunlular da bunlara zıt niteliksizliklerin sürüsüdür. İşte bu nedenle yassı burunlular hadım edilir çünkü devlet, onların kendilerine benzer çocukları olacağına hiç olmamasını daha çok tercih eder.