Bu kitapta yer alan, 1992 ile 2000 yılları arasında yazılmış metinlerin çoğunluğu, ilk olarak El País gazetesinde ve aynı gazetenin pazar eki El Semanal'da yayımlandı. Onlarla tutarlı ve bağımsız bir derleme oluşturma fikri Alman yayınevi Klett-Cotta'dan çıktı ve kitap birkaç ay önce Alle unsere frühen Schlachten (Stuttgart, 2000) adıyla Almanca basıldı. Yıllardır bir romancı olarak Javier Marías'ı çok takdir eden Alman hemşehrilerimin ve Avusturyalı, İsviçreli meslektaşlarımın, mütevazı futbol makalelerinden oluşan bu kitaba nasıl bir ciddiyetle, nasıl tutkulu bir ilgiyle atıldıklarını görmek ilginç ve heyecan verici oldu. İlk sekiz haftada, en önemli gazeteler ve haftalık dergilerden tutun, uzak beldelerin yerel gazetelerine kadar birçok yerde kırktan fazla değerlendirme ve röportaj yayımlandı. Ve bu okurlar, benim son derece ciddi hemşehrilerim ve meslektaşlarım, görünüşe göre gayet memnun ve coşkuluydular. En mutlu olanlarsa kadınlardı, o zamana kadar kendileri futboldan anlamış ne de, aynı sebepten, kocalarının, erkek kardeşlerinin, babalarının, arkadaşlarının ve sevgililerinin şu oyunda ne halt gördüklerini çözebilmiş kadınlar: Bu da dinin kendisinin değil de misyonerin becerisinin mühim olduğunun işareti olmalı.
Madrid, Nisan 2000, Paul Ingendaay
Gel aşk gecesi, bize özlediğimiz, beklediğimiz unutuşu ver; bizi sevincinle sar; bu yalanlar dünyasından, ayrılıktan kurtar! Bak son ışık söndü! Dünyadan kurtularak acının sonsuzluğu üzerine gerilen o tanrısal alacakaranlıkta düşünce ve çekingenlik yiter, yalanlar biter;gözlerim sevinç içinde kapanır ve oluşun mucizesi başlar, işte bu andan sonra, dünya benim!
Reklam
Ve son olarak da bizi hâlâ meraklandırdığı ve bilgisayar başında geçirdiğimiz nice saatlere rağmen şikâyet etmeden buna katlanan bedenimize teşekkür ederiz.
Sayfa 203·Kitabı okudu
" Benimse artık umrumda değil bunlar. Kafama taktığım en son şey insanların ne düşündüğü. Ne düşünürlerse düşünsünler. Onlardan zerre kadar haz etmiyorum zaten, fikirlerine de çok nadir saygı duyuyorum."
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Türkçede büyük meslekleri ve büyük mefhumları -bugün çok sayıda görüldüğü gibi- cılız ve sünepe sözlerle seslendirmek âdeti yoktur. Bugün, dilde görülen cılızlık, Türkiye'deki son yıkıcı hareketin bir îcâdı ve her büyük mesleğe taarruz eden bir hamlesi ve hîlesidir. Herhalde Türkiye'de hocalık mesleği, adı öğretmen kaldıkça kolay yükseltilemez. Bu mesleğe onun mânâsına uygun, yüce bir ad bulunmalıdır
Sayfa 198 - Kubbealtı Neşriyâtı 29. Baskı:2008·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam