Marat'ın anlattığına göre, bu binada savaş sırasında birçok ülkenin komünist partilerinin ileri gelenleri, Komintern temsilcileri kalmışlar. Marat, bir ara sigara dumanından biraz sararmış duvarlara bakıp da, "Bu duvarların dili ol sa da anlatsa" dediği zaman ne demek istediğini tamamiyle anlayamamıştım. Fakat daha sonraları, Sovyetler Birliği'ndeki baskılar, düzmece mahkemeler, Sibirya sürgünleri, çalışma kampları meydana çıktığı zaman hep gözlerimin önünde canlanmıştır bu dört duvar arasında, elinde birini söndürup birini yaktığı sigarasıyla oturan ve sıranın ne zaman kendisine geleceğini korkuyla bekleyen Marat. Ve bu sırayı geçiştirrnek ya da en azından geciktirmek için, kendisinden bir yoldaş hak kında soru soruldukça, tanıdığı halde "tanımıyorum, bilmiyorum" diyen, hatta bazen sorulmasını bile beklemeden, "düşmandır, haindir, ajandır, likidatördür, provokatördür" diyerek, böyle olmadığını gayet iyi bildiği halde onu sürgüne, belki de ölüme gönderip kendisi, gene sigara dumanları içindeki dört duvar arasına gömülen Marat. Can pazarında yozlaşan Marat.
Bir insanın kötü doğduğuna, bir insanın kanında kötülük etmek olduğuna inanmıyorum. Ama bir insanın, yıllarını korku içinde geçirerek yozlaşabileceğini düşünüyorum. Marat için böyle oldu herhalde. O, ancak başkalarının sırtına basarak ayakta kalabileceğine inandı öldüğü güne kadar. Kendisi için son demek olacağını sandığı zaman, öyle olmasa bile, amansızsa tasfiye etti karşısına çıkanı. Sigaradan sararmış o duvarların dili olsaydı, o gün herhal de bunları aniatacaktı bizlere.