Şeyh İsmail’in çocukluğunda yaşadığı 4,5 yıllık zindan hayatı, arkasında Erdebil’de rakibi ve öldürülme ihtimali, sonra 6 yıl süren kaçış ve gizlenme, onun erken yaşlarda olgunlaşmasını sağlamıştı. Elbette bütün bunlar onun kalbinde Akkoyunlu hanedanına karşı kuvvetli bir nefret ve intikam duygusu uyandırmıştı.
Sayfa 47 - Yeditepe Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -7
Türk ordusunun yenilgisinin önemli sebeplerinden biri de kötü bir ikmalle, son derece kıt iaşe durumudur. Alman emperyalizminin yarı sömürgesi durumuna geçmiş olan Türkiye'nin bağımlı ve kıt ekonomisinin, savaş yıllarının üstüne eklediği yükle son zamanlarda sağlam bir cephe tutması da imkânsız hale gelmişti. Ordunun iaşesi son derece kötüleşmişti. Savaşın daha ilk aylarında, depo edilmiş olan malzeme ve iaşe bitmeye başlamıştı. Tayınlar küçültülmüş, et son derece nadir verilmeye başlamıştı. Öyle aylar geçmiştir ki bu süre içinde askerler bir defa dahi olsun et yememişlerdir. Pirinç, fasulya vb. dahi seyrek pişirilir olmuştu. Tayınların besin gücü de düşürülmüştü. Tayınlar, genellikle mısır ve arpadan yapılmaktaydı. İzmir'deki Bulgar diplomatının 1.4.1917 tarihli bir raporunda belirtildiğine göre; tayınlara % 20 nisbetinde meşe palamutundan yapılmış un katılmaktaydı. 1917 sonlarında, Suriye cephesinde bulunan askerlerin günlük tayin miktarı 350 grama indirilmişti. Bunlara yiyecek olarak da sadece mercimek verilmekteydi. Atların günlük yem miktarı da 2,5 kiloya düşürülmüştü. 1917 Ocak ayında Irak'taki ordu da tayın günde 110 grama indirilmişti. Atlara verilen yem miktarı ise sadece 550 gramdı... Bu durum ordunun gücünü devamlı şekilde düşürmekteydi ve besinsizlik dolayısıyla hastalıklar ve salgınlar baş göstermeye başlamıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosunun mayıs 1916, Haziran 1916 Ocak 1917 de Bulgaristan Dışişleri bakanına gönderdiği raporlardan anlaşıldığına göre İzmir, Bandırma ve Çanakkale'deki askeri birliklerde Kolera salgınları bulunmaktaydı. 1916nın 20 mayısı ile 2 haziranı arasında yalnız İzmir'de bin kolera olayı tespit edilmiş ve bunlardan 200ü ölümle sonuçlanmıştı. Binlerce asker de açlıktan ölmüştü. Sadece 6. Irak ordusunda 1917-1918 kışında 17.000 asker
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -6
İstanbul'daki Bulgar Elçisi Koluşev, Başbakan Dr. Radoslovov'a gönderdiği 30.7.1917 tarihli gizli bir mektupta şunları yazıyordu: «Türkiye'de durum son derece kötüleşmiştir. Bilhassa başta İstanbul, olmak üzere büyük şehirlerde hayat son derece fecidir. Halk açtır ve bu açlık halkı ümitsiz etmektedir.» Aynı mektupta bildirildiğine göre; 29.7.1917 günü İstanbul'da bir kaç bin kadın ve çocuk beslenme komitesinin önünde toplanarak, aç olduklarını haykırıp gösteri yapmışlar. Bu harekete katılan kadınlar, ellerindeki dövizlerle ekmek istemiş ve cephede olan kocalarının terhislerini dilemişlerdir. Kadınlar, bu gösterileri sırasında en açık şekilde, Talat Paşa ile Savunma Bakanı Enver Paşa'ya küfür etmişler. Koluşev'in mektubunda bu konu şöyle sonuçlandırılmaktaydı: «Bu görülmemiş bir olay değildir. Ancak savaş içinde huzur kaçırıcı bir görünüştür.» Bulgar elçisinin, Başbakan Radoslovov'a bildirdiğine göre İstanbul'da, memleketi felaketten kurtarmak üzere, Talat ve Enver Paşaları öldürmeye çağıran el broşürleri de dağıtılmaktaydı. Kolişev, durmadan artan hayat pahalılığı konusunda da enteresan bilgi vermektedir: «İstanbul'da hayat pahalılığı, hayal edilemeyecek bir seviyeye çıkmıştır. Un ve ekmek artık tamamen ortadan kayboldu. Pirinç, kahve ve yağ... Lüks maddeler arasına girdi, bunları ancak çok zenginler alabilecek haldeler..»
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
Demek ki 15 Temmuz Allah'ın Bir Lütfü Değilmiş 15 Temmuz Allah'ın bir lütfu diyenlere soruyoruz Allah'ın bir lütfu olmadığı çıktı ortaya. Bundan sonra hangi dala tutunacaksınız? Emir komuta merkeziniz papaz elbisesi giy derse giyer görevimi yaparım görevi ekonomi çöktüğü ve tehdit daha da büyüdüğü için bitti. Allah hiç hukuksuz sivil bir darbenin parçası olur mu? Hemde özelleştirme talanı ile ekonomiyi batıran bir zihniyet için neden yaratan böyle bir lütuf olsun ki? Dini siyasete alet etmenin bir ganimet yürütme aracı olduğu bir ortadoğu ve haçlı batı soygun kültürü olduğunu bir kez daha Türk ulusu idrak etmiş oldu. Etik ahlak anlayışı kozmik devrim işte bu nedenle Anadolu'nun metafizik gücü ve Türk'ün sevgi ahlakı gücü ile birleşerek bu zulmü bertaraf etmek için uzun bir hazırlık ile geldi. Etik ahlak anlayışı karşısında tutundukları yer 1950'den bugüne çok partili bölücü siyaset ve her mahallede bir milyoner besleme soygun sermaye düzenini dayatan 1923'ten bugüne Anadolu üzerinde ki planlarımıza engel oluyorlar diyen düşman ile dost olarak onların projesi eşbaşkanı yıkıcı hedefi ve aracı olmayı seçtiler. Hala dünyanın en kanlı soyguncu örgütü nato'dan bir fayda umarak üçüncü dünya savaşı niyetine Türk ordusunu tetikçi yapmanın tuzağına düşürmek isteyenleri muhatap kabul ediyorlar. Nato'nun 1960-2026 yılları arasında ki kanlı soygun ve yıkımın sebebi olduğunu bildikleri halde. Cemaat terör örgütünün (kendi ifadeleri) Türkçe olimpiyatlarına sponsor olan katılan destek veren sermaye ve siyaset neden bu terörün bir üyesi olmadı ve korundu? İşte can alıcı soru buydu. Çünkü hedef cemaat terör örgütü değildi. Hedef Türk ulusu ve Cumhuriyet devrimleriydi. Cumhuriyeti kuran siyasi partiyi de bu sebeple işgal edip suça ortak ettiler. Bugün gelinen noktada bunu
Hayata Dair
"Telaş etmeyin evlatlarım," dedi, "Hiç acele etmeyin. En doğru anı seçeceğiz, o zaman ben en öne çıkacağım. Süngülerinizi takmış ve keskinleştirmiş olarak siz hazır beklerken elimi kaldırdığımı gördüğünüzde, peşimden gelin.' Yalın Türk askerinin ruhunu yepyeni bir cesaretle ateşlemişti. Hepsi de onu cehenneme kadar izlemeye hazır durumdaydı. Karşı tarafta, düşman mevzilerindeyse yeni ordunun iki acemi taburu, yani 6 ncı North Lancashire ile 5 nci Wiltshire taburları yorgun fakat deneyimli Yeni Zelandalılar'ın yerini alıyordu. Şafaktan önce kullanılabilecek durumdaki bütün Türk topları ateşlenerek düşman mevzileri yoğun bir ateş altına alındı. Sabaha karşı 3:00'de Mustafa Kemal siperlerden çıktı. yürüyerek ilerledi. İngilizler ateş açtı. Bir kurşun saatini parçaladı, fakat kendisine gene bir şey olmadı. Yaralanmış olsaydı, hücum asla gerçekleştirilemeyecekti. Adamları o takdirde parmaklarını bile oynatmayı reddedeceklerdi. Top atışı kesildi. Bir an için Mustafa Kemal, adeta güçlü bir lider figürü olarak, tek başına, ayakta durdu. Hemen sonra bir elini kaldırıp ileriye atıldı. Yabanıl naralar atan Türk piyadesi, karşı durulmaz bir süngü denizi halinde dalga dalga onun ardından tırmanmaya başladı. İki Ingiliz taburunu ezip geçtiler. North Lancashire taburu bozuldu ve kaçmaya başladı; Wiltshire taburuysa, son askerine kadar süngüden geçirildi. Türkler tepenin eteklerinden aşağıya doğru, denize kadar her şeyi ezip geçtiler. İngiliz savaş filosu, üzerlerine bombalar yağdırdı. Dev şarapneller ve demir parçaları sağanağı, toprakta kocaman delikler açıyordu. Geri çekildiler ve siper kazdılar, ancak, Conkbayırı tepesini temizlemişlerdi. Çarpışma kazanılmıştı.
Sayfa 53
​"İnsan, 4,6 milyar yaşındaki dünyada, son 3,5 milyar yıldır yolu yaşama düşmüş milyarlarca geçici/sıralı yaşam formundan yalnızca birisi olup tür olarak hepi topu 4,5 milyon senelik bir ömre sahip. Bir masal gibi olmakla birlikte, uzun yıllar dünyayı işgal ve tahrip eden büyük sürüngenlere/dinazorlara karşı doğanın bir dizi işbirliği ile ortaya çıkardığı, binlerce memeli canlı akış formu içinde en son eklemlenenler arasında olan insan, öyle ehemmiyetli bir yere de sahip değil. Düşündüğünün aksine, insanın, hayvan olarak yaşam ağacının bir parçası olması gerçeğinde herhangi bir problem yoktur. Bütün memeli canlı olanlar (hayvanlar) gibi, insanın da büyük yaşam ağacının incecik bir dalını/formunu oluşturmakla sınırlı bir ömrü vardır ve şurası kesindir ki, bir sonraki oyunda masadaki oyuncular arasında olmayacak/olamayacaktır."