04:12, Zemin Kat
Florasan lambanın stabil vızıltısı, kahve otomatının plastik bardağı hazneye düşürürken çıkardığı o mekanik sesle bölünüyor. Sabaha karşı sıfır dört on iki. Kampüs kütüphanesinin zemin katı, finallere bir gün kala uykusuzluktan gözleri kanlanmış, kafein ve dedikoduyla ayakta kalan yirmi yaş grubunun panayır yeri. Plastik masanın etrafında beş kişiyiz. Önümdeki anayasa hukuku notlarının üzerine, karton bardaklardan sızan kahve halkaları yapışmış. Konuşma, son iki saattir olduğu gibi yine aynı iki eksen arasında, bir sarkaç gibi gidip geliyor: Üst dönemden birinin ev partisinde yaşananlar, kimin kiminle arkadaki odaya geçtiği ve ertesi sabah geriye kalan o çiğ, estetikten yoksun detaylar. Masadakilerle aynı yaştayım, kağıt üzerinde yirmi birim; ancak onların o vahşi anlatma arzusuyla mahrem olanı masaya meze yapışlarını izlerken, içimde otuzlarında bir kadının bıkkınlığı ve mesafesi var. Kurulan her cümlenin, havaya fırlatılan her kahkahanın aslında bir üstünlük kurma ya da kendi içlerindeki o derin yetersizliği kapatma çabası olduğunu görmek için akranlarımın o gürültülü dünyasına ait olmamak, o zihinsel mesafeyi korumak yetiyor. "Şuna baksanıza," diyor yanımdaki, çenesini otomatların arkasındaki koridora doğru uzatarak. Bakışlar tek bir noktada kilitleniyor. Koridorun sonundaki masada tek başına oturan, hırkasının kolları ellerini kapatmış, saçları darmadağın bir kız öğrenci var. Önündeki kalın kitaba gömülmüş, dünyadan habersiz not alıyor. Masadaki ses tonları aniden vites yükseltiyor. Kelimeler hafif birer alayla başlıyor, saniyeler içinde acımasız birer infaza dönüşüyor. Kızın giydiği eski hırkadan girip, kampüsteki yalnızlığından çıkıyorlar. O isimsiz, zararsız kıza yöneltilen bu kolektif gaddarlık, masadakileri birbirine bağlayan yegane tutkal o an. Birini
Günaydınnnnnn. Bizler etten kemikten ya da soğuk atomlardan değil; yaşanmış, anlatılmamış ve henüz yazılmamış hikayelerden yapılmış varlıklarız. Her sabah yatağınızdan kalktığınızda, heybenizdeki o güzel anlatıları yeryüzüyle paylaşmak için yeni bir fırsat doğar. Ancak modern dünya, her sabah önümüze pırıltılı bir illüzyon koyar ve bizi kendi hikayemize yabancılaştırmak ister. Güne başlarken zihninizi arındırmak için felsefenin dostluğuna sığının. Stoacı filozof Epiktetos , yüzyıllar öncesinden bize şöyle seslenir: "Hayatta önemli olan başımıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki verdiğimizdir." Yani ve kısaca Epiktetos abimiz, kontrol edemediğimiz dış dünyaya (hava durumu, trafik, başkalarının kabalığı) öfkelenmenin anlamsızlığını anlatır. Sabah uyandığınızda başınıza gelecek olumsuzlukları değiştiremezsiniz ama onlara vereceğiniz tepkiyi, yani kendi iç huzurunuzu tamamen siz seçersiniz. Güne bu farkındalıkla başlamak, ruhsal bir zırh kuşanmaktır. Bu felsefi bilinci fiziksel bir güçle desteklemek ve güne biyolojik olarak mükemmel bir başlangıç yapmak ister misin sevgili okur.. Bunun için; Uyandıktan sonraki ilk 30 dakika içinde mutlaka büyük bir bardak ılık su için. Gece boyu susuz kalan vücudunuz, stres hormonu olan kortizolü yüksek salgılar. Su içmek, metabolizmayı uyandırarak bu stres seviyesini doğal yoldan düşürür. 20-20-20 Kuralı (Zihinsel Odak): Güne başlarken ilk 20 dakika telefon ekranına bakmayın (göz ve zihin yorgunluğunu önler). Sonraki 20 dakika hafif esneme hareketleri yapın. Son 20 dakikayı ise gününüzü planlamaya veya sessizce kahvenizi yudumlamaya ayırın. Tam olarak uyandıktan 90 dakika sonra kahve :))) Not: umarım Bevlet Bahçeli'nin hesaplamalarına benzemiştir 😂😂 merak edenler şuradan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aşure Günü tek başına oruç tutmak, Hanefi ve Şafiî mezheplerine göre "tenzihen mekruh" (hoş karşılanmayan, fazileti noksanlaştıran bir durum) kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde, Yahudilerin Aşure Gününde (Musa aleyhisselamın ve İsrailoğullarının Firavun'dan kurtulduğu gün olduğu için) oruç tuttuklarını görmüş ve: "Biz Musa’ya sizden daha layığız." buyurarak oruç tutulmasını emretmiştir. (Buhârî, Savm, 69) Ancak daha sonra ibadetlerde ehl-i kitaba muhalefet etmek esası gereği, ömrünün son yılına doğru şöyle buyurmuştur: "Eğer gelecek yıla ulaşırsam, (muhalefet etmek için) dokuzuncu günü de oruçlu geçireceğim." (Müslim, Sıyâm, 134) Tercih Edilen Oruç Sünneti Fukaha, bu hadis-i şeriflerden yola çıkarak Aşure Günü orucunun en faziletli ve sünnete muvafık şekillerini şöyle sıralamıştır: En Faziletlisi: Muharrem'in 9 ve 10. günlerini (yani Aşure Günü ile bir gün öncesini) beraber tutmaktır. İkinci Seçenek: Muharrem'in 10 ve 11. günlerini (Aşure Günü ile bir gün sonrasını) beraber tutmaktır. Üç Günlük Tercih: İhtiyaten 9, 10 ve 11. günleri birlikte tutmak da müstehap kabul edilmiştir. Sadece Tek Gün Tutulursa Ne Olur? Eğer bir gün öncesini (9. günü) veya bir gün sonrasını (11. günü) eklemeden sadece 10 Muharrem günü oruç tutulursa: Tenzihen Mekruhtur: Yahudilere benzeme durumu oluştuğu için kerahet vardır; ancak bu kerahet harama yakın (tahrîmen) bir kerahet değildir. Oruç geçerlidir ve sevabı vardır, fakat sünnetin tam fazileti kaçırılmış olur. (Not: Perşembe günü aşura günüdür) 🍂
Din İslam
'Lüzumsuz kadın ' kitabından, kocaman bir kütüphane:)
Gençleeeeerrr yaklaşın şöyle, diyeceklerimi daha fazla tutamadim içimde :) Öyle bir kitap okudum ki, bittiğinde elimde tek bir kitap değil; okunmayı bekleyen onlarca kitap vardı. 📚☺️🤷 Lüzumsuz Kadın eserinde karşılaştığım yazarları, eserleri, şairleri, sanatçıları, film ve bir belgeseli not aldım. Sunmak için acaaaaaayip bir heyecan içerisindeyim, sürç-ü lisan edersem şimdiden affola :) Yazarlar ve Eserleri diye başlangıç yapmak istiyorum:) Buyruuuuuuun; ☆ Fernando Pessoa - Huzursuzluğun KitabıAlberto Moravia - Düzen AdamıDanilo Kiş - Ölüler AnsiklopedisiClaudio Magris - MikrokozmoslarErnest Hemingway - Çanlar Kimin İçin Çalıyor ve Paris Bir ŞenliktirSaul Bellow - HerzogEmil Michel Cioran -
Laf Salatası Vol.3
Mars retro yapmış Venüs de takla atmış. Kâhinlerimizden gelen son uyarı ise Tüm dünyayı sarsacak cinsten ! Tüm burçlar vaziyet alsın Evde kalın güvende kalın diyorlarmış 🫡 İç sesim : İlk sırada benim burç var iyi mi ! Yine ilk sıradan hedef olduk 👻 Not : Evde kalınca değil, Aklı başında kalırsanız güvende kalırsınız !
Duygu ve Düşünce
Dijital Kafesin Gönüllü Mahkûmları
Bazen sabah uyanırsın ve kendini bir Facebook teyzesi gibi hissedersin. Yapay zekâyla hazırlanmış videolara iç geçirip gözyaşı döken, kurguya gerçekmiş gibi sarılan kalabalığın içinde; ait olduğu yeri unutmuş bir fındık faresi kadar yalnız ve şaşkın bulursun kendini. Kalabalığın ortasındasındır ama sesin sana bile ulaşmaz. Tam da o sırada, yaşından beklenmeyecek kadar berrak düşünebilen bir çocuk uzatır elini sana. Çünkü bazen insanı yaş değil, farkındalık kurtarır. Sonra kendini, yapay zekâyla yapılmış içler acısı sohbetlerin arasında bulursun. İnsanların, kendi elleriyle kurdukları dijital kafeslerde özgür olduklarını sanarak dolaştıklarını izlersin. Teslimiyetlerini konfor, yalnızlıklarını tercih, bağımlılıklarını ise ihtiyaç zannederler. Sen ise evde kalan son yeşil bitkiyi sularken yakalarsın kendini. Bir an durup düşünürsün: Acaba ona gösterdiğin ilgi gerçekten bitkiye mi ait, yoksa içindeki son canlı parçayı kurutmama çabasına mı? Çünkü bazı dönemlerde insan çiçek yetiştirmez; umut yetiştirir. Etrafına bakarsın. Herkes bir şeyler anlatıyor, herkes görünür olmaya çalışıyor, herkes konuşuyor. Ama çok az kişi gerçekten düşünüyor. Gürültünün arttığı yerde anlam azalıyor. Bilgi çoğaldıkça bilgelik seyrekleşiyor. Sonra şu gerçekle karşılaşırsın: Uzaklaşmaya çalıştığın şey dünya değilmiş. Kendinmişsin. İnsan bazen kalabalıklardan değil, kendi özünden sürgün düşüyor. Ve bunu fark ettiği an, bütün aynalar birden konuşmaya başlıyor. Evet, sistemin içinde bir çarksın. Bir dişlin kırılsa dünya dönmeye devam eder. Algoritmalar çalışır, ekranlar yanar, içerikler akar, insanlar kaydırır. Ama sen durup kendine yatırım yaptığında, sistem değişmese bile hayatın değişir. Çünkü mesele çarkı döndürmek değil; dönerken aşınmamaktır. Mesele görünmek değil;
Psikoloji