Puan vermedi·239 syf.··
2018 63. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2018 00:00
Okuyup bitirdiğim ama yorumunu giremediğim Yaprak Öz'ün #berlinliapartmanı kitabıyla geldim. #sobesiyahorkide kitabıyla tanıştığım yazarın diğer kitaplarını okumaya devam ediyorum. Kitabı bitirdiğimde "beynim yandı" dedim resmen. Ne güzel kitaptaki karakterlerle birlikte kahve içip sohbet etme havasındaydım ki başladı olaylar perili köşk misali. Şüphelenmediğim adam kalmadı sonuna kadar. Her karakter aklınızda soru işareti bırakacak şekilde kurgulanmış. Beyin fırtınası yaparken yanan devrelerim bir yana, ürpermem cabası oldu (-oyuncak bebekten korkar mı insan? - Korkar) Kitabın ilerleme tarzına bayıldım, hem sizi o sohbet havasından koparmıyor, hem ödünüzü kopartıyor, hem güldürüyor, kısaca çok güzel ilerliyor. "bitsin artık" modunda yoran kitaplardan değil. Kendi açımdan tedirgin olduğum bir konu var yalnız gerilim, polisiye, korku, psikolojik, dedektif kitapları okuya okuya sonum böyle olmaz inşallah. Okumadıysanız illa ki şans vermeniz gereken kalemlerden @yaprinka Gözüme kestirdiğim "Tilki, Baykuş, Bakire kitabınını da önümüzdeki ay okumayı planlıyorum. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Berlinli ApartmanıYaprak Öz · Yitik Ülke Yayınları · 2013507 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 7. kitabı
İnsan bir kez ölür ve bunun unutulmaz bir an olmasını ister... Evet bundan eminim, çoğumuz böyle gitmek istiyoruzdur hayattan; unutulmamak ve varsa ahirette güzel şeyleri hatırlamak... Kitabın incelemesine neden bunları yazarak başladım bilmiyorum ama sanırım son haftalarda yaşadığımız kötü olaylar ve benim hâlâ alışamadığım bu hayat(ım)a son verme isteği. (Şu an gözlerim doldu, hele de kulağımdaki şarkıyla değmeyin kederime!) Sanırım kendimi kitabın baş kahramanı ve benim gibi evin en küçüğü olan Alan'a benzettiğim içindir... Evet kitap; umutsuz insanların, kırılganların, kırgınların, yoğun duygular yaşayanların ve hayatına son vermek isteyenlerin uğrak yeri olan, kaliteli ürünler satarak hizmet vermeye çalışan Tuvache ailesinin işlettiği İntihar Dükkânı'nda yaşanılan olayları anlatıyor... Fakat ailenin içinde öyle biri var ki, tüm bu karamsar ortama ve yaşama karşı koyarak hayatını idame etmeye çalışıyor... Alan; gülmeyi seven, neşesi hiç azalmayan, şarkı söylemekten hoşlanan, bazen yazılar yazan, ezeli ve ebedi iyimser olan ve iyimserliği hep çevresindekilere aşılayan (kendimi anlatıyormuşum gibi şımardım) bir çocuktur. Oysa böyle olması ailesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor çünkü adı üstüne; dükkan, intihar dükkanı... Tuvache ailesi, müşterilerine son istekleri olan ölümü verdikleri için gayet memnundur... Bu istek için farklı yöntemler kullanırlar; bazen silahlar, bazen zehirler, bazen asmak için kullanılan ipler, bazen de korkunç maskeler... Evet, aile çocuklarını bu şekilde büyütmeye çalışır ancak Alan kendini ailesinin hayatına zıt olan mutlu bir çocuk olarak yetiştirmeye çalışır... Bundan memnun olmayan aile Alan'ı disiplin eğitimi alması için ceza olarak Monaco Suicide Commando’ya gönderir... Fakat bu ceza Alan’ın neşesinde herhangi bir olumsuz etki
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir Adam Yaratmak... Al sana yaratmak! /Varoluşsal çöküş.
10/10
·158 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 17:33
“Bu eserimi, bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı olduğum eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum.” Sayın Necip Fazıl Kısakürek ! Bildirmek istiyorum ki eseriniz, bugüne kadar okuduğum eserler içerisinde kafamı en allak bullak eden, satırların altını bastıra bastıra çizdiğim, durup durup düşündüğüm, birçok kez geri döndüğüm, cümlelerini ezberlediğim eser oldu. En son belki de Hamlet’i okurken böyle darmadağın olmuştu zihnim, bir tiyatro insanı ne kadar çarpabilirse öyle çarpıldım. Bir simülasyonun içine düştüm sanki, Truman Show’da hissediyorum kendimi. Yaşıyor muyum, yazılmış bir oyunun içinde miyim, bilemiyorum. youtube.com/shorts/peA_mOr9WSA “Ben de bir insanım. Hiçbir fevkalâdeliğim yok. Bir kadere bağlıyım. Bir takım zaaflarla doluyum. Belki herkesten daha zayıf.” Yaratıcı olma kibrinden yazılmış olma dehşetine uzanan, bir kahramanın çöküş yolculuğu… Bir piyes yazıyor başkahraman Hüsrev, yazdığı piyeste bir karakter kendini incir ağacına asarak intihar ediyor, kafasını kaldırıp bakıyor Hüsrev, bahçelerinde bir incir ağacı ve daha önce kendini o ağaca asarak intihar eden babası… Yaşanmış olanı mı yazıyor yoksa yazdıklarını mı yaşıyor? İncir metaforu çok güçlü bir yer tutuyor eserde; korku, kader ve bastırılmış duyguların ifade bulmuş şekli. İçinde büyüttükçe büyütüyor onu. Düşündükçe düşünüyor. Ve fazla düşünmenin kaçınılmaz sonu! - İnsan niçin deli olur Osman? +(...) İnsan çok düşünmekten deli olur. youtube.com/watch?v=wXbFpzQ... “Ben düşünmüyorum, beynim kanıyor.” Bir aydın bunalımında Hüsrev, yüreğinde ölüm korkusu… “Ölüme ilaç ölümdür.” Bir şeyi ne kadar düşünürsen hayatının merkezine o kadar yerleşiyor. İnsan ölüm karşısında aciz ve çaresiz; birey yalnız, kalabalıklar arasında yalnız. Ne çok insan var
Tiyatro
Bir Adam YaratmakNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 201411,6bin okunma
10/10
·160 syf.··
2026 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 01:24
Merhaba herkese #baileykardeşler serisini çok okumak istiyordum baskıları öyle güzel ki. İlk kitap #senikaybedemem Asher bailey ebeveynlerini kaybetmiş ve kardeşleriyle kendisini kızılderili büyükanneleri büyütmüş. Yan komşuları Grace ile çocukluklarından beri arkadaşlar ancak diğer Bailey kardeşlere adeta kız kardeş gibi olan Grace için Asher hep daha fazlasını düşünmüş. İşleri batıracağından korkarak Grace'i reddetmiş. Yıllar sonra üniversite tatilinde evine dönen Grace tabi ki Bailey ailesi ile takılınca ikisinin de birbirine olan duyguları tekrar alevleniyor. Karakterler ve kasaba settingi süper. Daha ilk kitap olduğu ve sadece 158 sayfa olduğundan çok fazla ortam tasviri ve setting ilerlemesi görmüyoruz. Ama ilerleyen kitaplarda kasaba iyice oturacaktır. Karakterlerin hepsi çok tatlı. Küçük kasaba okumayı sevenler kesin bayılacak. Sevmediğim karakter yok diyebilirim. Bailey kardeşlerin her birinin huyları şimdiden veriliyor. Ve seriyi bağımlılık yapıcı hale getirecek unsurlar var. Özellikle sıradan bir romance kitabı gibi bitmiyor büyük bir sönüm noktasıyla birlikte mutsuz bir sona gidiyoruz. Tabi serinin ikinci kitabı olan #sendenvazgeçemem de devam ediyor asher ve grace. Bu kitap #friendstolovers trope u içeriyordu. Kısa kitap olduğundan her şey baya hızlı gelişiyor, yazım da oldukça basit böyle olunca aşırı kolay okunan reading slump ilacı bir kitap oluyor. Ben çapraz arasına aldım pek de güzel gitti daha yoğun kitaplarla. Filling de denen gereksiz süslemeler ve detaylar, karakterlerin gereksiz geçirsiği günleri filan yok ki bu kitaba tam puan vermemi sağladı. Not: bu kitapta Bailey ve Haven ailesi arasındaki kan davasına değiniliyor yazarın bir diğer serisi de Haven kardeşler üzerine çevrilecek mi henüz bilmiyorum. Alırsa da olimpos almalı pukka değil.
Seni KaybedememClaire Kingsley · Olimpos Yayınları · 2024256 okunma
Puan vermedi
bugün, martın 12. günü, saat gece 03:01… ne kadar acıyor canım, bir ben bilirim. Necip Fazıl ile ideolojik olarak tamamen zıt olsak bile, benim acıma ortak oluyor ya, yeter. ‘Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe.Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl…’ cansın Necip.
ÇileNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202125,2bin okunma
Sen yükselirken kendini kaybetmeyecek misin?
10/10
·517 syf.··
2026 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 13:53
Martin Eden, Jack London’ın en kişisel ve en sarsıcı romanlarından biridir. İlk bakışta yoksul bir denizcinin yazarlık mücadelesini ve sınıf atlama hikâyesini anlatıyor gibi görünse de, aslında çok daha derin bir meseleyi ele alır: bireyin toplumla, sınıfla ve en sonunda kendi benliğiyle çatışmasını. Martin, alt sınıftan gelen, güçlü, sezgisel ama eğitimsiz bir gençtir. Üst sınıftan Ruth’a âşık olması onun hayatındaki kırılma noktası olur. Ruth’un temsil ettiği kültür, incelik ve entelektüel dünya Martin’i büyüler. Aşk, onda bir dönüşüm arzusu uyandırır. Kendini eğitmeye başlar; klasikler okur, felsefeye yönelir, yazı yazar. Açlık çeker, reddedilir, aşağılanır ama vazgeçmez. Romanın ilk bölümü, neredeyse bir azim ve irade destanı gibidir. Fakat bu hikâye bir başarı masalı değildir. Roman ilerledikçe Martin’in mücadelesinin yalnızca ekonomik değil, varoluşsal olduğu anlaşılır. O sadece para kazanmak ya da ünlü olmak istemez; kabul edilmek, onaylanmak, “değerli” bulunmak ister. Yazarlık onun için hem bir kurtuluş hem de kendini kanıtlama aracıdır. Ancak burada trajik bir çelişki vardır: Martin, toplumun değerini ölçtüğü kriterlere karşı çıktığını düşünürken, aslında tam da o kriterler tarafından kabul edilmek için çabalamaktadır. Romanın en çarpıcı taraflarından biri, başarının zamanlamasıdır. Martin uzun süre görmezden gelinir. Yazdıkları değersiz bulunur. Fakat bir gün, hiçbir şey değişmemişken, aynı metinler “dâhiyane” ilan edilir. Onu reddeden yayınevleri, şimdi peşinden koşar. Daha önce küçümseyen insanlar hayranlık gösterir. İşte tam bu noktada Martin’in iç dünyası çökmeye başlar. Çünkü sistemin ne kadar yüzeysel ve çıkarcı olduğunu görür. İnsanların fikirleri değil, ün ve para karşısındaki tavırları değişmiştir. Bu farkındalık, onda derin bir anlamsızlık
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma