• (Alıntı)
    Mitolojide bir efsaneye göre, Pygmalion isimli bir heykeltıraş birgün hayalindeki kadının heykelini yapmaya karar verir. Uzun bir sabır ve özveriyle yaptığı fildişinden oyulan bu kadın heykeli bittiğinde o kadar güzel olur ki, yaşayan hiçbir kadının bu heykel kadar güzel olamayacağı rivayet edilir. Pygmalion ise yaptığı heykele giderek aşık olduğunu fark eder ve cansız olduğu için derin bir aşk acısı çekmeye başlar. Öyle ki; aşk, bereket ve güzellik tanrıçası olan Afrodit onuruna yapılan bir festivalde, Pygmalion adaklar adayarak aşık olduğu bu güzel heykelin canlanmasını diler. Evine dönüp heykeli öptüğü zaman heykelin sıcak ve canlı olduğunu fark eder ve anlar. Afrodit, Pygmalion’un adağını kabul ederek dileğini gerçekleştirmiştir. Hemen evlenir heykeltıraş canlandırılan hayallerinin kadınıyla. Daha sonra bu heykel “Galatea” ismiyle anılacaktır anlatılan efsanelerde…

    Bizler ise günümüze kadar gelmiş ve psikolojide bile yer edinmiş bu efsanenin rolünü anlamaya çalışacağız. Nedir bu Pygmalion etkisi?

    Günümüzde kendini gerçekleştiren kehanet olarak da geçen bu etki, aslında bize bir şeyi ne kadar çok istersek ve beklersek, gerçekleşme ihtimalinin de bir o kadar yüksek olduğunu anlatmak ister. Bu konudaki en önemli araştırmaları ise Robert Rosenthal yapmıştır. Bu gözlemlerini ve efsaneden esinlenmesini test etmek içinse 18 öğretmen ve ilkokul çağındaki 650’ye yakın çocukla deneyler yapmaya başlar. Bu deneylerde Rosenthal öğrencileri ikiye böler ve öğretmenlere ilk gruptaki çocukların üstün zekalı çocuklar olduğu söylenir. Gerçekte normal seviyedeki çocuklarla yürütülen ve birinin diğerinden daha üstün olmadığı bu çocukların okulda geçirdiği bir senenin ardından yapılan testlerde görülür ki yüksek potansiyelin olduğu söylenen grupta çocuklar genel zeka testlerinden ortalamanın üzerinde puan alırken, diğer grupta anormal bir yükselme veya azalma görülmez.

    Rosenthal’a göre bu sonucun alınmasında öğretmenlerin yüksek beklentisi, bedensel ya da sözsel ifadeler öğrenciler üzerinde böyle olumlu bir etki bırakıyor. Bu düşüncenin sebebi ise bu deneyde öğrenci-öğretmen ilişkilerinin süresinde hiçbir fark bulunmamasına rağmen, kurulan ilişkilerin niteliğinin daha farklı olmasıdır. Gruba yaklaşımların farklılığı yüksek zekalı olduğu düşünülen öğrenciler üzerinde pozitif bir etki ve daha yüksek bir motivasyon sağlamıştır.

    Bu deneyler sonucunda bugün olumlu beklentiler sayesinde kendimizin ve diğer insanların performans seviyelerinin yükseleceğini görebiliyoruz.Yani kendini gerçekleştiren kehanet kavramı, beklentilerin kontrolünü elinde tutmayla ve doğru yönetebilmeyle, yaşam kalitemiz ve hedeflerimize ulaşma olasılığımız arasında doğru bir orantı olduğunu sonucuna ulaşmamızı sağlıyor. Rosenthal ise aynı zamanda beklentileri ifade etmenin alınan verimde önemli bir nokta olduğunu belirtiyor. Bu noktalar şu şekilde bir sıraya konulabilir:

    Karşımızdaki kişiyle yaptığımız ya da kendimize dair yaptığımız işle ilgili çekinik değil,tam aksine özgüvenli davranmalıyız.”Başarabilirim” hissini kendimize ve karşı tarafa verebilmeliyiz.

    Sözel olmayan iletişim de en az sözel iletişim kadar önemlidir.İletişim sırasında uzaklara bakmak, kesik kesik konuşmak, mesafeli ve donuk bir ses tonu iletişimi olumsuz etkilerken; gülümseme, başımızla onaylama, dokunma, neşeli bir duruş ise olumlu etkiler yaratıyor.

    Birlikte çalışan insanlara ve kendinize karşı değerlendirmelerde bulunup sonuç çıkarabilmek. İyi yanlarla beraber olumsuz yanların da fark edilerek üzerine gidilmesi performansı daha da olumlu etkiliyor.

    Sonuç olarak kendinizle ve çevrenizdeki insanlarla ilgili olumsuz yargı ve düşüncelerin ağır basması, olumsuz sonuçlar alma ihtimalinizi ve kaygı seviyenizi yükseltir. Bu ise hayatınızda daha büyük problemler yaşayıp bocalamanıza yol açabilir. Olumlu beklentiler bize kesin sonuçlar vermese de kaygı seviyemizi ve hedefe ulaşmaya olan inancımızı da olumlu yönde etkileyerek hata yapma olasılığımızı düşürür ve hedefe ulaşmada daha yüksek ihtimaller yaratır.

    Kendini gerçekleştiren kehanet yaklaşımını aklınızın bir kenarında tutun ve grup çalışmalarında ya da bireysel hedeflerinizde olumlu yaklaşımlarda bulunmayı deneyin. Bu sayede hayat kalitenizi bir seviye daha yukarıya taşıyıp hedefe daha kolay ulaşabilirsiniz.
    https://youtu.be/4aN5TbGW5JA
  • 289 syf.
    Günlük hayatta, okul hayatında ve iş hayatında sık sık yaşadığımız iletişim kopukluğu üzerine yazılmış bir kitap...
    Konuşanların çok olduğu dinlemenin ise sadece işitmek olduğu,empatiden yoksun olan toplumun sorun ve çözümlerini sunuyor bize.

    "Tongue Fu’nun (insanın iç gelişimini vurgulayan zihinsel bir sanat) amacı ise psikolojik bir saldırıyı etkisiz hale getirmek, silahsızlandırmak ya da caydırmaktır. Özsavunmanın sözlü biçimidir; acı sözler söylemek ya da susup kalmak yerine başvurulabilecek yapıcı bir seçenektir."

    Bu kitabının hikayesi, 1989 yılında eğitim programları uzmanı Dr. Ray Oshiro’nun, Hawaii Üniversitesi adına zor insanlara nasıl davranmak gerektiği konusunda kamuya açık bir atölye çalışması için Sam Horn’dan yardım istemesiyle başlıyor. Bir süre sonra her kesimden ve meslekten çok sayıda kişi bu atölyelere ilgi gösteriyor. Bu kitapta bu atölyelerin içeriğinden oluşuyor.

    Kitap dört ana bölümden oluşuyor:

    Tepki değil yaklaşım gösterin

    Unutulacak sözler, söylenecek sözler

    Çatışmaları işbirliğine dönüştürün

    İstediğinizi, ihtiyaç duyduğunuzu ve hak ettiğinizi fazlasıyla elde edin

    Tongue Fu, sadece adil yada dürüst olmayan davranışlara karşı koymakla ilgili değil, aynı zamanda tüm sosyal ortamlarda herkesle daha iyi gecinmenize yardımcı olan bir iletişim tarzıdır.
    Olaylara daha farklı bir bakış açısıyla yaklaşıp çözüm odaklı fikirler veriyor.
    "Ben olsaydım ne düşünürdüm?"
    "Onun yerinde ben olsaydım ne yapardım?"
    Gibi kendimize sorduğumuz sorularla empati yapmanın, olumsuzluklara 180° etkisine değiniyor.
    Yada tersi olarak, olumsuzluklar karşısında muhattabimiza "Senin fikrin nedir?"
    "Sen olsan bu durumda ne yapardın?" gibi sorularla
    empati yaptırıyor.

    Tongue Fu ile öğrenebilecek teknikler ise şöyle;

    Unutmamanız gereken sözler ve kullanmanız gereken sözler hangileridir?

    ‘’Haklısınız’’ demenin muazzam dönüştürücü gücünden nasıl yararlanabilirsiniz?

    Sözel zorbalarla nasıl başa çıkabilirsiniz?

    Başkaları bam telinize dokunduğunda ne yapabilirsiniz?

    Onurunuzu koruyarak münakaşalardan nasıl sıyrılabilirsiniz?

    Ne diyeceğinizi bilmediğinizde ne diyebilirsiniz?

    Susmayı kendi yararınıza nasıl kullanabilirsiniz?

    Duygularınızı nasıl kontrol edebilirsiniz?

    Bu vb.sorulara verdiği eylem planlarında olumsuz ve olumlu sonuçları/teknikleri sunuyor.

    Başucu değilde çantada yanımızda bulundurmamız gereken, herkesin ama özellikle de mavinin asi çocuklarının okuması gereken bir kitap...

    Keyifli okumalar :)
  • Genellikle "sözel olmayan davranışlar" ya da "beden dili" olarak kullanılan sözel olmayan iletişim, aynen konuşma gibi bilgi iletiminin bir yoludur.