Yıllar ömrümü çaldınız...
YAŞLI BİR ADAM Gürültülü kahvenin içerlek bölümünde yaşlı bir adam oturuyor tek başına başını masaya eğmiş, önünde bir gazete. Ve sefil yaşlılığının küskünlüğü içinde hayatını nasıl boşa harcadığını düşünüyor güçlü, yakışıklı, sazı sözü yerindeyken. Biliyor artık çok yaşlandığını, duyuyor, görüyor. Oysa daha dün gibi geliyor ona gençlik günleri. Nasıl da hızla geçmiş zaman, nasıl da hızla geçmiş. Onu nasıl yanılttığını düşünüyor aklının, ona nasıl her zaman safça inandığını ''Yarın daha çok vaktin var," diyen o yalancıya. Dizginlediği onca istek geliyor aklına, boşa giden onca sevinç. Kaçırdığı her fırsat alay ediyor şimdi onun bu kafasız hesaplılığıyla . ... Ama bunca düşünce, bunca hatırlama başını döndürüyor yaşlı adamın. Uyuyakalıyor dayayıp başını kahvenin masasına.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Canım Tezer..:”)
Tezer Özlü, benim tanıdığım ilk kadın başkaldırıcıdır. Türkiye’de daha feminizmin sözü bile edilmezken ve bir Victoria ahlakının neredeyse okuryazarları bile kuşattığı 1950’li yılların sonunda, kadını cinselliğiyle tanımlayan bir çevreye başkaldırıp üstüne üstüne giden odur. Daha mini eteğin ucu bile görünmemişken, 1960 yılında, iyiden iyiye mini bir etekle Beyoğlu’na çıkışını anımsayanlar var mıdır, bilmiyorum, ama ben buna tanık olmuşumdur.” (Hilmi Yavuz)
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
En Güçlünün Hakkı
En güçlü, gücünü hak, boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça hep Egemen kalacak kadar güçlü değildir. Güçlünün Hakkı işte buradan gelir. Görünüşte alay edilen hak gerçekte bir ilke olmuştur. Ama bize hiç açıklanmayacak mı bu sözcük? Bir an için, bu sözde hak var diyelim. Bence bundan çıka çıka açıklanamaz birtakım saçma ve anlamsız laf çıkar yalnız. Çünkü Hakkı doğuran güç ise etkiyle birlikte etken de değişir. Bir öncekini alt eden bir güç onun hakkını da elde eder ceza görmeden baş kaldırabildiniz mi, bu baş kaldırma bir hak olabilir. Madem güçlü her zaman haklıdır, öyleyse yapılacak şey, her zaman güçlü olmaya bakmaktır. Güçlünün yok olmasıyla ortadan Kalkan bir hakka hak diyebilir miyiz? İnsan boyun eğecek olduktan sonra ödev dolayısıyla niye boyun eğsin? insan boyun eğmez zorlanıyorsa, boyun eğmek zorunda değil demektir. Görülüyor ki, hak sözü güç'e hiçbir şey eklemiyor; bu bakımdan hiçbir anlamda taşımıyor. Güçlere boyun eğin eğer bu kaba güce boyun eğin demekse bir davranış kuralı olarak iyi ama gereksizdir. Çünkü hiçbir zaman buna aykırı davranılmaz. Her türlü güç Tanrı'dan gelir, kabul.A ma bütün hastalıklarda ondan gelir böyle değil diye, hekim çağırmak yasak mı olmalı? ormanın köşesinde karşıma ansızın bir haydut çıkıverse, ona kesemi yalnız zorlandığım için mi vermeliyim yoksa kesemi kurtaracak durumda olsan vicdan gereği vermem gerekir mi yine de ? Çünkü haydut'un elindeki tabanca da bir güçtür nihayet. Öyleyse kabul edelim ki güç hak yaratmaz ve insan ancak haklı güce boyun eğmelidir.
Alıntı
''Charles Dickens'in bir sözü var. Şöyle der: 'Zengin bir kalp, ucuz bir ceketin altında olabilir.'''
Sayfa 86·Kitabı okudu
Minik Gökçen - Murathan mı geliyor?
Timur eline gelinliğe benzer minik bir elbise geldiğinde ona da şaşkınlıkla baktı. "Bu ne, lan?" dedi hayretle. "El kadar bebek bunu niye giyer?" Murathan, "Lan, Tönge." diyerek aniden arkasında belirmişti. "Bak, ne buldum." Minik erkek bebek takım elbisesini Timur'un burnuna yasladı. "Şuna bak, nasıl tatlı. Papyonu bile var. Yusuf Ali'me alacağım. Barbaros itinin düğünü yaklaşıyor, orada giyer." Bakışları Timur'un elindeki minik, beyaz, uçuş uçuş etekleri olan gelinliğe takıldı. Kısa bir an ikisi de sessiz kaldı. Bazen sessizce konuşuyorlar ve ben sadece o anlarda Timur'u anlayamıyordum. Ayrı bir dilleri var gibiydi. İkisi de ellerindeki minik elbiselere baktılar. Sonra ise gözleri yine aynı anda birbirini buldu. Murathan'ın dudaklarında beliren gülüş keyifliyken Timur elbiseyi hızla önündeki sepete savurmuştu. "Siktir git, Karakurt!" dedi anlamsızca. Murathan'ın kahkahası keyifliydi. "Niye öyle diyorsun, oğlum? Aynı anda senin gelinlik, benim damatlık tutmam tesadüf olamaz. Evrenin verdiği mesajların farkında mısın?" "Değilim." dedi Timur en net şekilde. "Bak işine." Murathan takım elbiseyi bizim sepete atmış, Güneş'in kıyafetlerinin içine karıştırmıştı. Tam olarak o an olaya aydınlanmıştım. "Kızımı oğluna mı istiyorsun. Murathan? Hayırdır?" "Ahu!" dedi Timur uyaran bir tonla. "Uyma şu salağın aklına." Gülerek yumuşatmayı denedim. Kız babası damarları şimdiden fazlasıyla mevcuttu. "Şaka yapıyor adam, Timur. Sen de yani." "Ne şakası?" derken oldukça ciddiydi. "Bu manyak, Gökçen yengeyi beşikten beri seviyor. Bunun oğlu da buna benziyorsa sıçarız." Murathan'ı en nezih şekilde kolundan kavrayıp, ilerletirken, alışveriş arabasındaki takım elbiseyi alıp bir diğer sepete savurmuştu. "Sus ve bir daha konuşma, Karakurt." Murathan takım elbiseyi sepete atıldığı an
Gökten zembille inen sadece aşktır Ve ölüm daha şık durur bronz bir tende Her daim sıfır kilometre bir gün var önümüzde Gir ve ortalığı karıştır.