De ki: Ey mülkün hakikî sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allahım! Sen mülkü dilediğine verir. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:26) şu âyet Cenab-ı Hakk'ın, nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyesindeki tasarrufatını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın meşietine ve iradesine bağlıdır. Demek kesret-i tabakatın en dağınık tasarrufatına kadar, meşiet ve takdir-i İlahiye iledir. Tesadüf karışamaz.
Kant "Aydınlanma nedir?" sorusuna verdiği meşhur cevapta bugün klasik haline gelen bir tanım yapmıştı: "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır.
İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür: bunun nedenini de aklın kendisinde değil. fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır" (Kant. 1984: 211).
Bu cevap basitçe şu anlama gelir: Aydınlanma çağına gelinceye kadar insanlık henüz aklını yeterince kullanma yetisine kavuşamamış bir çocuk gibiydi. Dolayısıyla kendi hayatını sürdürebilmek için bir otoriteye bağlı olmak zorundaydı. Ancak artık insanlık reşit olduğuna göre, din ve benzeri hiçbir otoriteye bağlı kalmadan kendi aklı ile hayatını yeniden kuracaktır. Burada erginliğe erme metaforu aslında konuyu açıklama konusunda yetersiz kalır. Zira erginliğe erişip reşit olan birey, kendi hayatıyla ilgili kararlar alırken hala bir ölçüde çocukluk döneminde bağlı olduğu otoritelere başvurma eğiliminde iken, Aydınlanma her şeyiyle geçmişle olan bağı koparmayı arzu etmişti. Aydınlanmanın temel özelliği hayatın merkezine seküler dünya görüşünün konmasıdır.
Varlarsa her bahar her güz her kış, bütün dağlar, bütün ormanlar, bütün yağmurlar, bütün karlar; bütün karlar altından, kumdan, topraktan ve toprağın altından, uçurumlardan, vadiler ve yarlardan; bütün sulardan bütün su kıyılarından ve ebru müziğinden, gel-gitlerden, balıklar, ekin, insanlar ve hayvanlar ve sebzecikler ve sebzecilerden ve kasaplardan ve araçlar ve gereçlerden; güneşler, aylardan; ayın karanlık yüzündeki tepede doğan ve orada yazan ultra-elipsoidal çakırdoğanlardan; göğün aydınlık ve loş alanlarından, kara delikler, ak deliliklerden; ozon tabakaları ve diğer katlardan; kaplardan; dingillerden ve büzüklerden ve yomlular ve yomsuzlardan; yıldızlardan ve yıldızcık kümelerinden, "kıtlıklar"dan ve "bolluklar"dan; varmışçasına belli sınırlarla ve sularla çevrili bu karalarda doğan ölen doğup ölebilir olan mert namert erlere ve erbaşlara sunulmuştur: ÖZELDE VE GENELDE!
AV AVCI AVLANAN
N
Deja vu, too, lân!