Rauf Bey kendisine nerede ne vazife verilirse hazır olduğunu her zaman söylerdi. Hâlâ İsmet bana da İaşe Nazırlığını teklif ediyordu. Esasen hiçbir kuvvete istinat etmeyen bır kabineye girmenin şahsen sukut olacağını, İaşe Nezaretinin ise açlıktan ölenlere mersiye-hanlık olacağını söyledim. İsmet diyordu ki: Açlık diyorsun, acaba açlıktan koca İstanbul'da kim ölmüş? Dedim ki: "Hangi evin kapısını çalıp da halini sorduk. Benim evim bile yarı aç!" İsmet müteessir oldu söyleyip söyleyeceğine pişman oldu.
Dağlar gibi deryalar gibi sonsuz
Karanlık, karanlık ölümden beter
Bir yol ki hayatla beraber biter
Taştan bir sükut ki hissiz ve ruhsuz
Dağlar gibi deryalar gibi sonsuz
Artık hiç sabah olmayacak yavrum
Bitkin gözlerime son bir defa bak
Bir daha o yerden gün doğmayacak
Bu mor gecelerde kayboldu ruhum
Artık hiç sabah olmayacak yavrum...
Kelimeler sessizlikle demlenir ve kök salar. Herkesin konuştuğu ve kimsenin birbirini dinlemediği bir vasatta kelimeler havada gezinir ve kaybolur gider. Ancak içimize demir atmışsa bir cümle bizi dönüştürür ve şifa verir. İşte bunun için sessizliğe ihtiyaç var. İçinizde katlanıp büyüyen bir sessizlik ona kulak vermesini bilirseniz size konuşur. Doğru söz kadar doğru zamanda sükut da önemli.