Yenilmiş, yok edilmiş üç-beş Kızılderilinin Türk olduğunu kanıtlamak için uğraşanların, Selçuklu-Osmanlı çizgisi için tereddütsüz “Türk değiller; ya Fars ya da Bizanslılar” deyişleri, yalnızca cehaletle, hatta gafletle açıklanamaz; tersine kendinden derin bir kaçışın ve ihanetin sonucudur.
“Cemiyeti feda eden kapitalist görüşe karşı olduğumuz gibi cemiyeti esas alıp ferdi feda eden sosyalizmin (devletçiliğin) her çeşidine de aynı şekilde karşıyız. Ne fertlerin büyük kapital sahipleri olarak, işçiyi, esnafı, dar gelirliyi topyekûn cemiyeti ezmesine müsaade edeceğiz, ne de fertlerin haklarını tehdit eden onları cemiyete feda eden sol nazariyelere iltifat edeceğiz.”
“Yabanın, bitmeyen saatler boyunca, örümceği ağında, yılanı halkasında, panteri pusuda hareketsiz tutan inatçı, yorulmak bilmeyen, hayatın kendisi kadar ısrarcı bir sabrı vardır. Bu sabır, bilhassa canlı avının peşindeki avcıda görülür.”
— Ben hayatın bir imtihan olduğuna inanıyorum. Yeniden dirilişe, öbür dünyaya inanıyorum.
— Ben de inanıyorum.
— Peki niçin öyleyse ömrünün her anını mal biriktirmeye harcadın, harcıyorsun?
"Etrafınıza bir bakın; etraf mazeretli adamlarla dolu. Hepsi sağlıklı, genç; ama sürüyle umutsuz, mazeretli donuk bakışlı, okumayan, araştırmayan sadece seyreden sürüyle insan.
Bu sene devlet memurluğu sınavına 1.900.000 kişi girmiş. Tüm ülke yapılamayan işler, berbat sonuçlarla dolu. Hiçbir iş doğru dürüst tamamlanmayan, asfaltları bir yılda bozulan, elektriği, suyu hep kesilen, sokakları tinercilerle dolu, öğretmenleri, öğretim üyeleri kendilerini geliştiremeyen, pratikten uzak, gazatecileri, politikacıları kucak kucağa oturan, hekimleri, sadece muayenehanesine gelenlere doktorluk yapan, herkesin yalan söylediği bu ülkeye bir bakın. Herkesin bir mazereti vardır. Etrafta da devamlı suçlular vardır. Suçlu hiç kimse değilse, o zaman da kaderdir."