• "İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir…"

    (Buhârî, "Sulh", 11, "Cihâd", 72, 128; Müslim, "Zekât", 56)
  • ... Biz kazanırsak başımız dik olarak 30-40 sene sulh içinde göstereceğimiz faaliyet ile bütün Şark'ı sefaletten kurtaracağız. Biz batarsak yüz milyonlarca zeki, masum şarklılar, Türkler, İslamlar uzun esaret ve sefalet devirleri geçirmeğe mahkum olacaklardır. Allah adildir, maksadımız pek büyüktür, azmimiz meziddir (boldur), tedabirimiz (tedbirlerimiz) mümkün olduğu derecede ... iyidir. Binaenaleyh muvaffakiyetimiz emindir" (Günlüğüne
    18 Aralık 1914'te yazdıklarından).
  • Okulla ve dergiyle bir yıl boyunca sulh hâkimi göreviyle beraber uğraştım. Çıkış yolu bulamadığım düşüncesi bana öylesine sıkıntı veriyor, sulh hâkimliği görevi bana öyle ağır geliyor, okullardaki çalışmalarım bana öyle karmaşık geliyordu ki ve neyi, kime, nasıl anlatacağımı bilmeyen kendi güvensiz halimi seyretmek o kadar acı veriyordu ki, sonunda yatağa düştüm. Bir anda her şeyden vazgeçtim. Temiz hava almak, kımız içmek ve yaratılışa uygun hayat sürmek için Başkırların yanına, steplere gittim. Ve orada da fazla duramayıp, köye geri döndüm ve evlendim. Mutlu bir aile hayatının oluşturduğu yeni şartlar beni, hayatın anlamını araştırmaktan tamamen vazgeçirdi. Mükemmelleşme çabası yerine kendimin ve ailemin huzuru vardı.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 24 - Metropol Yayınları
  • “Türkler, girdikleri toprağa sulh, huzur, asayiş, refah, zenginlik, adalet ve bahtiyarlık getirirlerdi.”
  • Büyük sanılan adamlar, bazen büyük ölçüde kararlar aldıklarını
    zannederler. O kararlar ki, ancak hatadırlar. Fakat bu büyük sanılan küçük insanlar, birer tarihî rastlantı eseri olarak büyük insan kütlelerinin ve milletlerin kaderlerine hükmedecek
    durumda bulundukları için, onların bu hataları bazen binlerce, yüz binlerce insanın kanına, hayatına mal olabilir. Paris'teki
    Sulh Konferansı adına hareket eden Üçler Konseyinin kararları, bu türlü kararlardandı.
  • Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz,
    Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz.

    Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,
    Namert sürünmektense, erkekçe ölüşümdür.

    Şaşırmayın, korkmayın, ürkmeyin ey yiğitler,
    Bakın etrafımızı nasıl sarıyor kızıl itler!

    Zaten faydası yoktur korkaklığın ecele,
    Yaşamak hakkın lakin istiklalinle bile.

    İhtirama zaman yok, merasime ne hacet?
    Size düşen daha çok vazifeler var. Evet...

    Evet!.. Böyle sürerse bu eşkiya kanunu,
    Müebbet felakettir milletimin sonu.

    Size selâm gönderdi kırk yiğidiyle KÜRŞAD
    Sizden haber bekliyor yüz milyon; imdat! imdat!

    Hala tevekkülde mi kararlısın yoksa?
    Sükut neyi halleder, yaran oyuk oyuksa?

    Tevekkül Allah'adır zillete katlanılmaz!
    Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi olmaz.

    Namus lekesi değil alnımdaki bu leke,
    Asırlardır karşıma çıkmazken tek teke

    Önümüzde dalkavukluk, meddahlık edenleri,
    Şimdi iyi tanı, gör neymiş hünerleri...

    Mütefekkirler echel, realistler yalancı,
    Hayret! Dünkü yabancı, bugün bu handa hancı...

    Dağdan bağa inenler, yoluma kül döküyor
    Benim ayak izlerim taşralı gözüküyor

    Farkına yeni vardım, suçluymuşum ben meğer
    Otağımda cellatlar... Kaçmak!.. Bu neye değer!

    Ne papyon kravatlı, ne rugan papuçluyum
    Halisane Türk'üm ben, onun için suçluyum.

    Suçluyum, hainleri gözlerinden tanırım ben.
    Bir itizar dinlerim şu toprağın kalbinden.

    O ses der ki: -Ey oğul, yazıklar olsun sana!
    Mezarımı kirleten, şu mahluka baksana!

    Baktım gafiller düşmüş hainlerin peşine
    Dedim Bozkurtların yurdunda, çakalların işi ne?

    Fırlamışım yayımdan, ok hedefi mutlaka bulur
    Son kale, son akında, ancak böyle kurtulur.

    Namus lekesi değil, kurşun yarasıdır O.
    Asrın adaletine, bir yüz karasıdır bu!

    Arz-ı endam etsinler... Mütebessim, mutantan.
    Sonra da sulh severiz, deyiversinler YALAN

    Yalandır ne söyleseler, beşeriyyet namına,
    Hanumanlar yıkılır, bu şer'riyet namına.

    Adi cinayetlerle küllenir asıl yara
    Can yakar, göz yaşarır, alır yürür bu sara

    Sokaktan okullara, okuldan minareye
    Bu kıvılcım saçarken bekçiler uyur, niye?

    Kimdir bu uyanıklar, niçin uyur uyuyan?
    Beş kıt'a birbirine dokunur zaman zaman

    Bayraklar indirilir, paçavralar sallanır
    İşte bu kızıl itler, bu sayede yollanır.

    İnsan denmez bir avuç yal için sürünene
    İnsan denmez sesimden ürküp, dev görünene

    İnsan denmez iltifat, iltizam edenlere
    İnsan denmez yenilen ve önde gidenlere

    İnsan denmez gözyaşı döküp, ter dökmeyene
    İnsan denmez hedefi görüp diz çökmeyene

    Ben şüheda nesliyim, başkaya varmaz dilim
    Belki mağdurum ama, asla meyus değilim.

    Gökbayrak Albayrağa bir gün çizerken ufuk
    O büyük kurtuluşa yürürken çoluk çocuk

    Bu nefes bu bedeni terkedip de gitsede
    Ruhum at koşturacak, o büyük hengamede.

    Namus lekesi değil, artık bilinmeli bu!
    Asıl leke bellidir, kökten silinmeli bu!

    Bir isyan cinnet gibi, bir günkü kâbus gibi
    Karşımda tomsonlular, yunan gibi rus gibi

    Ey gönüllü bayraktar, ey devşirme dölleri!
    İleri, biraz daha, biraz daha ileri.

    İhanet oyununda, peşrev çekenler bu kez
    Bilsinler ki bu toprak, hainleri hiç sevmez!

    Bugün sabreyleyenler, bir gün bezecekler
    Tutup başlarını, taşlarla ezecekler.

    Atalarımız bize, böyle ferman buyurdu
    Ey ecdat sevgisiyle taşan kahraman ordu

    Bu hakimler veremez, hükmünü bu celsenin
    Hazır olun Bozkurtlar! Hüküm sırası sizin !

    Küçükhaliloğlu Mustafa ÖZTÜRK
  • Batı’nın; kadının insan mı, hayvan mı olduğunu tartışmasından asırlar önce İslam, mali tasarruflar hususunda erkek nelere sahipse kadının da aynı haklara malik olduğunu bildirdi; alışveriş, ikale, muhayyerlikler, selem, sarf, şuf’a, kiralama, rehin, ikrar, vekalet, kefalet, havale, sulh, şirket, mudarebe, vakıf gibi akitleri erkek gibi kadın da yapabilir, dedi.
    İhsan Şenocak
    Sayfa 33 - Hüküm kitap