• İslâm, Allah'ın indirdiği ve kabul ettiği tek din olarak, başka hiçbir dünya görüşüyle, başka hiçbir fikirle, amelle uzlaşmaya girmeye muhtaç değildir. O, kendi ihtiyacını karşılamaya muktedirdir. Bu bakımdan, zaaf İslâm'da değil, fakat onu yüklendiğini söyleyen insandadır. Aslında insan, tanımının gerektirdiği davranış manzumesini hayatına geçirdiği an, dinden taviz vermesine gerek olmadığını kendiliğinden kavrayabilir.

    Burada şu hususu vurgulamakta yarar var: Müslümanın taviz vermesi, onun uzlaşmasız, katı bir insan olduğu anlamına gelmez. Taviz verilmeyecek husus dinin hükümlerine ilişkin alandadır. Dinin hükümlerinden taviz vermeksizin küfürle mütarekeye girmek, sulh akdetmek ayrı bir şeydir.
    Rasim Özdenören
    Sayfa 56 - İz Yayıncılık, 16. Baskı, 2016
  • Evet, son zamanlarda görüyorum ki, insanlar hep birbirini eleştirmekte, birbirine hakaret etmekte, küfür söz söylemektedir. Oysa bizler okumuş kültürlü insanlarız, özgürlükçü, anlayışlı ve hoş görülü olmamız lazımken, tam tersi, nefret ve saldırı söylemleri etmekteyiz.

    Benim burada kimseyi eleştirdiğim yok, kimseye ders verme niyetim de yok, ben sadece diyorum ki; birbirinize kırıcı olmayın. Yok bu sitenin amacı ne, yok senin amacın ne, yok bu neden böyle yapıyor gibi insanları eleştirmek sevgi bağını öldürür.

    Gelin birlik olun, sevin, sevilin. Herkesin kendi amacı belli zaten, kimisi okumuş koca arar saygım var en doğal hakkıdır, kimisi okumuş kadın arar buda normaldir, kimisi iletisinin beğenilmesini ister ve böyle mutlu olur, kimi ilgi çekmek ister bu onu mutlu eder, kimisi inceleme yaparak mutlu olur, kimi saçmada olsa alıntı paylaşmakla mutlu olur. Biz kitabı neden okuyoruz sırf öğrenmek mi? Öğrenmenin verdiği mutluluk için okuyoruz, yani amaç mutlu olmak için yapılan iştir. Öyleyse herkes mutlu olduğu şeyi yapıyor burada, bırakın birbirinizin mutluluğuna karşı çıkmayın, engel olmayın. Lütfen herkes birbirine anlayışlı ve sevgi dolu olsun. Yurtta sulh cihanda sulh diyorum, ama bunu lafta söylemiyorum. Her şey gönlünüzce olsun Türkiyem...
  • Kitabı oxuyub bitirdikdən sonra, dedim ki, əcaba mən də dünyanı öz gözümdən yazsam, nə etsəm?
    Daha doğrusu, bunu mənə dedirdən kitabın ilhamverici gücü oldu. Yaşadığımız dünyaya min ildə bir gələn Eynşteyn kimi dahinin insanlara bəxş etdiyi elmi töhfələrdən başqa, həm də hikmətli nəsihətləri, qəlbə təsir edən səmimi etirafları, pozitivliyi, şübhələri, əminlikləri, sevgisi, arzusu, barışa olan tutqusu, nəhayət, təəccübləndirən o saf uşaq təbiəti ilhamverici olmaya bilməz.
    Doğrudur, bəzi məqamlarda üzüldüyüm sətirləri də oxudum. Dini inanc barədə tərəddüddə qalması, gah nala, gah mıxa vurması, kosmik ruh anlayışına çatıb, orda dayanmasına heyrətləndim. Bir şeydə haqlıdır: "Dinsiz elm kor, elmsiz din isə topaldır". Bu yerdə Yuval Hararinin dinin və elmin bir-birinə lazım olması haqqında yazdığı abzasları xatırladım (Homo Deus).
    Bundan əlavə yəhudi məsələsinə hədsiz emosional yanaşması da nəzərimdən qaçmadı. Ancaq bütövlükdə Eynşteynin bütün insanlığı barışa, tərəqqiyə, daima təhsil almaq, dünyamızdakı sirləri öyrənmək, dünyagörüşümüzü artırmağa səsləməsi dahinin sülh dolu bir dünya arzulamasından xəbər verir.
    Ən maraqlı məqamlardan birini qeyd edim. Mətn o qədər sadə dildə yazılıb ki, sanki yaxın bir dostunla söhbət edirmişəm kimi təəssürat yaratdı məndə. Deyəsən, dahinin belə bir fikri vardı: "Bir suala cavabı sadə dildə izah edə bilmirsənsə, o məsələni tam anlamamısan demək".
    Eynşteynə görə hər kəs dahi olmağa qadir gücə sahibdir. Sadəcə, "Dahiliyin 10′da 1′i qabiliyyət 10′da 9′u da çalışmaqdır", "Dahiliyim çox ağıllı olduğuma görə yox, sadəcə problemlərin həllinə çox vaxt sərf etməyimdədir".
    Bizlərə də bu cür əzmkar dahilərdən gücümüzün yetdiyi qədər öyrənmək və həyata tətbiq etmək düşər.
    @mumogluceylan
  • Çün ecel sulh ettirir ahir niza'ı kaldırır
    Pes nedir dünya için bu kuru gavgadan murad.

    Mademki ecel gelince, herkesi sulh ettirip( musallada helallaştırıp) aradaki çekişmeye son verdirir.
    O halde dünya için bu kuru kavga da ne oluyor.
    Ahmet Şimşirgil
    Sayfa 319 - Timaş Yayınları
  • Meşhur Nürnberg Mitingleri ve Adolf Hitler…

    Babası memur olmasını istedi,
    Hiç istemiyordu ama baskı vardı, denedi tutturamadı,
    Ressam olmak istedi, okul tarafından kabul görmedi,
    Çocukluğu sıkıntılıydı, gelecek vaat etmiyordu,
    Sokakta resim yaparak para kazanmaya denedi, üç beş kuruş kazandı,
    Bir gün meydanda eline bir broşür geldi,
    Siyasetle hiç bir ilgisi yoktu,
    Hiç bir parti hakkında bilgiye sahip değildi,
    Birden bir kalabalığın toplandığı yere yaklaştı,
    Birisi bir şeyler anlatıyordu, hafif bir kalabalık vardı, dinlemeye başladı,
    Sonra dikkatini çekti ve öğrenmeye karar verdi, bir kaç toplantıya gitti,
    Partiye üye oldu “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi” (NSDAP),
    Anlatılanlara kulak verdi, ilgisi arttı,
    Hitabının kuvvetli olduğunu fark etti,
    Parti içerisinde bu özelliği keşfedildi ve meydanlarda Adolf konuşmaya başladı,
    Adolf artık Hitler olmaya başladı,
    Yeni başladığı serüvende biraz hızlı adım atıyordu,
    Ufak kalabalıklar çoğalıyor, destek artıyordu,
    Sonunda Parti'ye başkan seçilmesi gerektiğini söyledi, dalga geçtiler,
    Kesinlikle ciddiye alınmıyordu,
    Toplantılar da konuşmayı bırakınca dinleyen sayısı azaldı ve geri gelmesini istediler,
    Tek talebi vardı… Başkan seçilecekti,
    Seçildi, propagandası yeni düşüncelerle genişledi,
    Kitlelere fikirlerini söylemeye başladı,
    Az ama fena olmayan kalabalıklara konuşmalar yaptı,
    O hazzı aldı ve fitili ateşlemeye başlamıştı,
    Versay Antlaşması (VERSAILLES) Almanya’yı yok etmişti, en büyük kozu buydu,
    (Osmanlı ve Almanya aynı safta idi, Versay ne ise Sevr de o idi.)
    Ülke çok fakirdi ve işsizlik yüksekti,
    Bunu kullanmaya çalıştı ve manifestolar geliştirdi,
    Antlaşmayı imzalayanları hiç affetmedi ve hainler diye defalarca deklare etti,
    Önceki yönetimin basiretsizliklerini ve Alman ırkını soktukları durumu her konuşmada kullandı,
    Zamanında “Birahane Darbesi” ni denedi; bundan yıllar sonra bu darbe girişimini iyi kullanacak ve kutsal bir anlam katacaktı,
    Mussolini’yi örnek almıştı ama onun gibi başaramadı, darbe ile gelememişti,
    Tutuklandı içeri atıldı,
    Kendisine sempati duyan siyasiler ve üst tabaka sayesinde az bir ceza aldı,
    Kavgam kitabını yazdı,
    Yıllar Sonra Churchill Kavgam'ı baştan okusaydık, bunlar başımıza gelmezdi diyecekti,
    Partinin başına tekrar geçti, bu sefer hedef yükseltti ve seçimle gelmek için tüm çabaları göstermeye başladı, gizli örgütler ve teşkilatlar kurdu,
    Yanlış hatırlamıyorsam üç seçim sonunda yüksek oy aldı ama iktidarı alamadı, istenmeye istenmeye Paul von Hindenburg tarafından şansölye seçildi. Seçildikten sonraki ilk konuşması https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531179062

    Yetmezdi,
    Hindenburg öldü ve Şansölye makamını Cumhurbaşkanlığı ile birleştirdi. Ve III. Reich yani Führer Adolf Hitler doğdu. O artık Heil Hitler’di..! Naziler şimdi tüm gücü eline almıştı…

    Yaptığı o ihtişamlı meşhur Nürnberg Mitinglerinde Almanları kendine hayran bıraktı ve her söylediği destek aldı.

    Konuşmalarda ki vücut dili herkesi mest ediyordu. O kadar uzun konuşmalar yapıyordu ki, sesi kısılmasın diye bazı konuşmalarını “Heinrich Himmler”, “Joseph Goebbels” gibi önemli Nazi figürlerine yaptırıyordu.

    Kitap içeriğinde yıllar süren bu miting ve konuşmaların belirli kısımları var. Hitler’in yıllarca söylediği bütün her şeyi bir iki gün içinde okuyunca tabi ki her şey daha derli toplu oluyor. Geliyorum diyen şey kendini belli ediyor. Aralıklarla geldiğinde, tek bir konuşma gibi duruyor. Yalnız birleştirildiğinde her şey anlam kazanıyor. Barışçıl bir yol izleyeceğini öne sürerken, birden işin rengi işgaller ile değişiyor.

    Nürnberg Mitinglerinde yaptığı konuşmaların derlendiği kısa bir video. Konuşmalar kitapta da var. https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181941

    Şimdi, genelde önünüze çıkan şudur; Adolf Hitler ve Naziler insanlığa hakarettir, Yahudileri ve bir çok insanı gaz odalarında, toplama kamplarında katletmiştir. Milyonlarca insan onlar yüzünden ölmüş, açlık, sefalet içinde yaşamış, hayatları mahvolmuştur. Evet bunların hepsi olmuştur ve daha fazlası...

    Peki soruyorum o zaman ve bu soruların bazılarını kendi ülkemiz için de kendiniz sorun;

    Alman Halkının hiç mi suçu yoktur? Hitler seçimle gelmedi mi?

    Alman Halkı içindeki öfkeyi onun sayesinde kusmuştu, onlar suçsuz muydu?

    Yahudiler, toplu katliamlara uğradılar. Peki Yahudiler ne yapmıştı da Hitler bu kadar kinliydi, hiç araştırdınız mı? Dünya da ki Yahudi topluluklarının, ülkelerin içine yerleştikten sonra, yerli halkın işçi, kendilerinin patron olduğuna hiç bakmadınız mı? Yahudilerin birlik ve beraberliği hakkında bilginiz var mı?

    Gelelim Fransa, İngiltere gibi ülkelere. O kadar mağduru oynadılar ki, soralım o zaman. Efendim, madem o kadar masumsunuz, Çanakkale de ne işiniz vardı? İstanbul da ne işiniz vardı? Churchill’e soralım, Avrupa da ki insan insandı da Osmanlı topraklarında yaşayanlar insan değil miydi? Orduları neden yığdınız bu toprakların her bir köşesine?

    Hitlerin İngiltere de işi yoktuysa, sizin İstanbul’da ne işiniz vardı?

    Fransız General, Beyoğlu’nda atı ile gövde gösterisi yaparken, padişahı tahtan indirin ben oturacağım derken ve işgali kutlarken normaldi de, Hitler Fransa’yı alıp Eyfel Kulesi’nde fotoğraf çektirdiği için mi suçlu oldu?

    Bakınız, Tarih yanlış yorumlanır ve yanlış sorular sorulursa farklı, doğru sorular sorulursa farklı sonuçlar doğurur.
    Hitler’in yaptığı kıyımı ya da işgalleri haklı bulmak tabi ki insanlığa ve yaşama hakarettir. Yalnız I.Dünya Savaşı galiplerinin mağlup devletlere imzalattığı ve dayattığı antlaşmalar normal miydi? Devletleri, insanları köşeye sıkıştırıp, ellerinde ne varsa almaya çalışmaları normal miydi? Kendilerine bağımlı yapıp, kendi kişisel hak ve özgürlüklerinden mahrum edilmeleri normal miydi?

    Hitler ve Nazi Almanya’sının dünya ya tekrarlanmayacak dersler verdiği sanılmıştır ama vermemiştir. Bakınız hala aynı tip liderler ve söylemler devam etmektedir. Sadece haberleşme o kadar yaygın ki, ne yapsalar ortaya çıkıyor ve gizli yapmaya çalıştıkları da göz önüne seriliyor. O yüzden o kadar ileri gidemiyorlar. Sadece demeçlerde ve bir kaç denemede kalıyor. Ama bir gün kalmayacak…

    Versay Hitler’i, Sevr Mustafa Kemal Atatürk’ü ortaya çıkarmıştır diyebiliriz. Şimdi, Gazi; Yurtta Sulh, Dünya’da Sulh” ilkesini savunurken ve “gerekmedikçe, savaşlar KATLİAM”dır derken, bir diğeri ise, yani Hitler; “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "Bir şekilde onu yok et!". Ben bu savaşı sürdürecek insanım!” demiştir.

    Kitap içeriğinde ki konuşmaları yavaş yavaş ve anlayarak okuyunuz. Ben geliyorum diyen tehlikenin, gelmeden önceki halini kesinlikle iyi anlayın. Anlayın ki, iktidar olanın sizin iyiliğiniz için mi, yoksa sizi kullanıp kendi keyfi ve güç gösterisi için mi hareket ettiğini anlayın.

    Sub Yayınlarına teşekkürlerimi sunuyorum, birçok yayımlanmayan kıyıda köşede kalmış kitapları yayınlıyorlar. Ve yayının geçmişine ve nasıl ortaya çıktığına da bir göz atın derim.

    https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181018

    Okuyun ve çözümleyin. İyi okumalar.
  • Yanına yaklaştım, atalarımdan gördüğüm gibi bir karşılama konuşması yaptım:
    -Hayırlı akşamlar, soluk yüzlü! Çadırın barışla dolsun. Savaş baltalarımızı toprağa gömüp bir sulh çubuğu yakalım.
    Georges Perec
    Sayfa 177 - Ayrıntı Yayınları
  • Kongreye çağrı genelgesi sivil ve askeri makamlara şifre olarak verildi. Bundan başka İstanbul'da bulunan bazı kimselere de gönderildi. Fakat bu kimselere ayrıca bir de genel birer mektup yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kimseler şunlardı. Abdurrahman Şeref Bey, Halide Edip Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafia Nazırı idi), Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa (daha sonra Harbiye Nazırı oldu), Cami Bey, Ahmet Rıza Bey.
    Bu mektupta söylediğim noktaları özet olarak tekrar edeceğim.

    1. Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük gayeleri hiçbir vakit gerçekleştirilemez.

    2. Bunlar, ancak milletin bağrından fiilen doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.

    3. Zaten acı olan durumu tehlikeli şekle sokan en etkili sebep, İstanbul'daki muhalif akımlar ve milli davayı yaralı bir şekilde yüzüstü bırakan Siyasi ve gayri milli propagandalardır. Bunun cezasını, vatanımız aleyhinde fazlasıyla görmekteyiz.

    4. Artık İstanbul Anadolu'ya hakim değil bağlı
    olmak mecburiyetindedir.

    5. Size düşen fedakarlık pek büyüktür.